Kapatmak için ESC'ye basın

PsikolektifPsikolektif Ortak Noktamız: Ruh Sağlığı

Saklı Yürek – Kitap İnceleme – Psikolektif + – Sayı 28

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakikadır.

Yazar Adı: Ferzan Özpetek

Yayınevi: Can Yayınları

Basım Yeri ve Tarihi: İstanbul, 2024

Sayfa Sayısı: 166

Ferzan Özpetek Türkiye doğumlu İtalyan bir yazar ve yönetmendir. Sicilya’dan Roma’ya uzanan romanını yazarken diğer eserlerinde de rastlandığı gibi kadınlık durumlarını ve toplumsal cinsiyeti ele almıştır. Saklı Yürek’te genç bir kadına Irene isminde az tanıdığı ancak az sürede yoğun paylaşımlarda bulunduğu bir tanıdığından miras bir ev kalması üzerine kadının Roma’da yaşamaya başlaması anlatılmaktadır.  

Roman, Alice’in Sicilya’daki kasabada annesiyle ve erkek kardeşiyle yaşadığı çatışmalar ile kurulumu yapmaktadır. Alice’in annesine karşı pasif agresif tutumunun ardında belirgin bir iç çatışma gözlemlenmektedir. Öte yandan erkek kardeşi anneleriyle daha olumlu ilişkilenmeye sahiptir. Feminist psikanalist Kristeva kadın kimliğinin ortaya çıkmasında anneden bağımsızlaşma sürecinin etkili olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde Chodorow da toplumsal cinsiyetlendirilme süreçlerini açıklarken, kadın cinsiyetteki bireylerin kimlik gelişimlerinin anneden bağımsızlaşma ile onunla özdeşim kurma arasında bir denge kurmak olduğunu belirtmekte; bu sürecin erkek bireylere kıyasla daha karmaşık olmasına vurgu yapmaktadır. Otoriter bir baba karşısında anneden bağımsızlaşan kız çocuk bir yandan da babaya sahip olma arzusu ile annesine geri tutunmakta; özdeşim nesnesi olarak anneyi benimsemektedir. Bu sürecin etkileri ergenlikte ve yetişkinlikte de devam etmekte, özellikle diğerleriyle ilişkilerde kendini göstermektedir. Alice de annesine benzeyen şekilde inatçı ve gerçekçi bir kişiliğe sahiptir, farklı olarak ise geleneksel yapıda değil, daha sanatsal ve özgür ruhludur. Anne ve yetişkin kızları üzerine yapılan nitel araştırmalar da birçok kadının; kadın olmayı, örneğin ev işlerini, sadece annelerinin yanında mutfakta durarak dahi bile olsa annelerinden öğrenmekte olduğunu ortaya koymaktadır. Kadınlar toplumsal cinsiyetlere farklılaşmış olarak atfedilen ahlak standartları geliştirmeye yarayan anne uyarılarına maruz kalmakta; en yakın ihtimalle “Benim gibi cahil kalma!” diyen anneler tarafından sterilize yetiştirilmektedir. Bu durumda Alice’in annesinden farklı olan asi tavırları “anne gibi olmamak” tarzında bir karşıt tepki olarak değerlendirilebilir.

Romanın ilerleyen sayfalarında Alice, Irene’i arayarak ona oyuncu olmak istediğini anlatır. Bu sır karşılığında Irene da ona kendi hayallerini açıklayacaktır. Ancak bunu “zamanı gelince” yapmayı teklif eder. Evdekiler bu sırrı öğrendiklerinde kahkahalara boğulurlar ve bu durum Alice’i üzer. Alice bu sahneden itibaren aileden tümüyle farklılaşmakta, onu zaman içerisinde geliştirecek hayaller dünyasına çekilmektedir. Bu süreçte Irene feminist bağlamda “kız kardeşlik” gösteren, Alice ile dayanışan, ona yol gösteren ilham kaynağı olarak rol oynar.

Romanda dikkati çeken unsurlardan bir diğeri; bağ kurmanın, kız kardeşliğin sadece kadın cinsiyetine özgü görülmemesidir. Roma’da geçen sahnelerde Alice’in annesi dışında herkesin sıcakkanlı ve şen olduğunu düşünmesi bu fikri destekleyicidir. Romanda sıkça işlenen cinsellik teması; doğum kontrol sorunları, tecavüz ve masumiyetin saf/kolayca aldatılabilir olmakla karıştırılması üzerinden kadınlığın dezavantajlarını görünür kılar. Ayrıca romanda kadınlar arasında dayanışma olmadığı gibi, dayanışma gerçekleştiğinde cinsiyetler önemsizleşir. Bu durum, kadın cinsiyetinin hâlâ ikincil konumda algılandığını göstermektedir. Feminist bağlamda dezavantajlı gruplara yönelik önyargıları anlamanın yollarından biri kesişimselliktir. Kesişimsellik etnisite, toplumsal cinsiyet, sınıf gibi kategorilerin ortak kesişim alanlarına işaret eder. Tancredi’nin hem ressam, hem Irene’nin sevgilisi, hem de Alice’in babası olması, romanın yapısında kesişen hayatlara vurgu yapar ve yazarın bu yaklaşımı benimsediği düşünülebilir. Ancak bu kesişimsellik etiketler üzerinden değil roller üzerinden kurulur ve ilgili kişi sanatçı olsa da bir erkektir. Erkek olmanın tehlikelerinin vurgulanması da, tıpkı “kız kardeşliğin” yalnızca kadınlar arasında olmaması gibi, toplumsal cinsiyete yargısız bir yaklaşımı çağrıştırır. Yargılamadan fark etmek—bilinçli farkındalık—romanda hakikati görmenin ve dönüştürmenin temel araçlarından biri olarak sunulmaktadır.

Bir başka bağlamda ise romanda belirgin yetişkinlik döneminde kendini gösteren kariyer krizlerinin izlerini görmek mümkündür. Alice aslında annesinin ondan beklediği kasiyerlik işinde mutlu olamayacağını düşündüğü için Roma’da kalmaya karar verir. Irene’e söylediği gibi oyuncu olmak istemekte; bu amaç doğrultusunda seçmelere katılmakta, gündüzleri garsonluk yaparken akşamları yorucu oyunculuk eğitimlerine katılmaktadır. Öte yandan seçmeler pek de başarılı devam etmez ve Alice oyunculuk kariyerinin ona uygun olup olmadığını sorgulamaya başlar. Gelişim evrelerinde görülen moratoryum evresi Alice için bu evrede net bir tablo çizmeye başlamanın ilk adımını gösterir. Super’ın kariyer geliştirme basamaklarından ise birkaç seçeneğin denendiği keşfetme döneminin ardından billurlaşma yaşanmaktadır. Paralel olarak Irene’in yazdıklarından da büyük aşkı Tancerdi’nin yeteneğinden etkilenen Irene’in kendi sanatını sorguladığını görürüz. Tancerdi sıra dışıdır, Irene ise yazar tarafından daha mütevazı bir ressam olarak resmedilmektedir. Ortaklık her ikisinin de kariyer krizinde olmasıdır. Irene, Tancerdi’nin gidişinden sonra atölyeye girmemeyi ve resim yapmamayı tercih ederek bu krizi çözümlemiştir.

Kitaba İlişkin Kişisel İzlenimlerim            

Romanın filmografik yapıda olması okumayı akıcı kılıyordu. İşlediği konular çağdaş ve kültürler arasıydı. İncelemeyi yazarken değindiğim her bir konu kendi içinde bütünlük oluştursa da bu fark ettiğim temaların nasıl birliktelik kurduğuna dair daha çok düşünmeye ihtiyacım olduğuna inanıyorum. Şimdilik en beğendiğim kısmın romanın sadece kadın olmak üzerine olmaması; farklı perspektiflerden olanları takip etmeye imkân tanıması olduğunu belirtmek istiyorum. Yazarına selamlar,

Elif GÖK

Uzman Psikolojik Danışman