Kapatmak için ESC'ye basın

PsikolektifPsikolektif Ortak Noktamız: Ruh Sağlığı

NIGHTCRAWLER – Film İnceleme – Psikolektif + – Sayı – 28

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 2 Dakikadır.

Film Künyesi

Vizyon Tarihi: 2014

Türü: Suç, Dram, Gerilim

Yapım: ABD

Süre: 118 Dk.

Imdb Puanı: 7.8

Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Rene Russo, Riz Ahmed

Yönetmen: Dan Gilroy

Los Angeles’ta yaşayan Louis Bloom, geçimini ufak tefek hırsızlıklarla sağlamaya çalışan, toplumdan dışlanmış biridir. Bir gece şiddet içerikli haber görüntülerinin medyada çok para ettiğini keşfeder. El kamerasını alır ve polis telsizlerinden duyduğu olaylara ilk ulaşmaya çalışan bir gece muhabirine dönüşür. Fakat başarı hırsı arttıkça Louis; etik ilkeleri, insan hayatını ve ahlaki sınırları acımasızca geride bırakır. Louis yavaş yavaş suç dünyasına girmeye başlar. Ve zamanla birlikte seyirci olmakla suçları işleyen olmak arasında sınır giderek belirsiz bir hal alır.

“Neyin peşinden gittiğin kadar Niye onun peşinden gittiğin de önemli. Bana söz verdiğin şeyi istiyorum. İnsanların benden vazgeçemeyeceği bir şey istiyorum.””

 “Yazı spoiler içermektedir.”

Filmin merkezinde yer alan Louis Bloom, psikolojik açıdan karmaşık ve rahatsız edici bir karakterdir. Louis karakterini inceleyecek olursak; Louis’in davranışları büyük ölçüde Antisosyal Kişilik Bozukluğu (Sosyopati) ve Narsisistik Kişilik Bozukluğu özelliklerini taşıdığı söylenebilir. Antisosyal Kişilik Bozukluğu empati yoksunluğu, manipülasyon, yalan, kuralları ve yasaları çiğneme ile karakterizedir. Louis karakterinde bu özellikler ön plandadır. Louis karakteri, başkalarının acılarına, haklarına veya duygusal durumlarına karşı tamamen kayıtsızdır. Bir kaza veya cinayet sahnesini sadece bir iş fırsatı olarak görür. Pişmanlık, suçluluk veya vicdan azabı hissetmez. Bu durum yaşadığı empati yoksunluğuna belirgin örnektir.

Louis karakteri manipülasyon ve yalan söylemeye başvurur. Amacına ulaşmak için sürekli olarak yalan söyler ve çevresindekileri (özellikle Nina ve Rick’i) acımasızca manipüle eder. Bütün eylemlerini, önceden ezberlenmiş gibi duran, profesyonel ve kurumsal jargonla rasyonelleştirmektedir. Ayrıca kural ve yasa tanımaz. Başlangıçtaki hırsızlıklarından, olay yerini kurcalamaya ve hatta potansiyel cinayete yol açan sabotajlara kadar, Louis kendi çıkarı için toplumsal kuralları ve yasaları hiçe saymaktadır.

Louis’in büyüklük hissi ve başarıya olan saplantısı, narsisizmin temel özelliklerini yansıtmaktadır. Narsisistik kişilik bozukluğu, bireyin kendisini aşırı önemli görmesi, sürekli olarak hayranlık ve onay beklemesi, başkalarının duygularına karşı ilgisiz kalması ve kişilerarası ilişkilerde sorunlar yaşamasıyla tanımlanan bir kişilik bozukluğudur. Narsisistik kişilik bozukluğu; büyüklük hissi (grandiyözite), sömürücü ilişkiler ve eleştiriye tahammülsüzlük gibi davranışlarla karakterizedir. Louis, sürekli olarak kendisini mükemmel, vazgeçilmez ve potansiyel olarak çok başarılı biri olarak görmektedir. Başarıya ulaşacağına dair sarsılmaz bir inanca sahiptir. Bu durum yaşadığı büyüklük sanrısını gözler önüne serer. Çevresindeki herkesi (yardımcısı Rick, haber müdürü Nina) sadece kendi kariyer hedeflerine ulaşmak için kullanır. İlişkileri tek taraflıdır ve fayda sağladığı sürece devam eder. Bu durum, Louis’in çevresiyle kurduğu sömürücü ilişkilere örnektir. Ayrıca Louis kendini eleştiriye kapalı tutar, başarısızlıklarının sorumluluğunu başkalarına atar ve sorumsuzca davranışlar sergiler.

Film boyunca Louis karakterinin başarı hırsı arttıkça etik ilkeleri, insan hayatını ve ahlaki sınırları acımasızca geride bıraktığı görülmektedir. Haber yapmak için suçu gözlemlemek yetmezse o suçu yaratmaya başlar. Louis karakteri ahlaki sınırları olmayan, sadece “büyümek” ve “pazar payı” kazanmak üzerine kurulu modern, serbest piyasa kapitalizminin korkunç bir sembolüdür. En kötü ve etik dışı eylemleri bile “girişimcilik” ve “iş zekası” olarak sunmaktadır.

“İş arıyorum. Aslında öğrenebileceğim ve gelişebileceğim bir kariyer bulmaya karar verdim. Ben kimim? Çalışkanım. Yüksek hedefler koyuyorum ve ısrarcı olduğum söylendi. Televizyon haberciliğinin hem sevdiğim hem de iyi olduğum bir şey olabileceğini düşünüyorum. Şimdi, günümüzün çalışma kültürünün, önceki nesillere vaat edilebilecek iş sadakatini artık karşılamadığını biliyorum. Ama iyi şeylerin canını dişine takanlara geldiğine ve zirveye ulaşan iyi insanların oraya öylece düşmediğine inanıyorum. Benim sloganım, ‘Piyangoyu kazanmak istiyorsan, bilet alacak parayı kazanmalısın.'”

Filme İlişkin İzlenimlerim

Nightcrawler, kameranın arkasındaki gölgeyi, gerçek hayatın karanlık yüzünü gösteren bireysel psikopati ile toplumsal çürümüşlüğün nasıl birbirini beslediğini anlatan, unutulmaz bir karakter çalışması olarak ortaya çıkıyor. Jake Gyllenhaal’ın başarılı performansı sayesinde film; uzun süre zihinde iz bırakan, sorgulatan, rahatsız eden bir gerilim yaratıyor. İyi seyirler, sinemayla kalın.

          Ahmet YAŞAR

Psikolojik Danışman