Kapatmak için ESC'ye basın

PsikolektifPsikolektif Ortak Noktamız: Ruh Sağlığı

EVE DÖNESİM YOK – Tiyatro Oyunu İnceleme – Psikolektif + – Sayı – 28

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 4 Dakikadır.

Oyunun Yazarı: Kolektif Üretim

Yöneten: Bilge Varol

Oyuncular: Cemre Kaboğlu, Kardelen Ezgi Yıldız, Sezen Çetiner

Oyun Süresi: 55 Dakika

Sahne Yeri: Zemin Kolektif

Sezon: 2025-2026

3 kadın, 3 mekan, 3 hayat… Dolapdere, Tophane, Cihangir çıkmazı… İnsanın kendi eliyle kurduğu barikatlar, günün birinde yıkılır mı? Veyahut buna nasıl cesaret edilebilir? Geçmişin kalıntıları, korkular, kaçtıklarımız….  En çok ne zaman ansızın yakalar bizi?

Kolektif üretim olarak ortaya çıkan bu oyun, kendi hayatlarının barikatını kuran 3 kadının yıkma çabası ve bu yolculukta yaşadıklarını sahneye aktarmaktadır. Peki bu barikatlar dile gelse ne söylerdi bize?

–Yazı Spoiler İçermektedir–

Oyun üç flanöz kadının üç farklı semtte dolaşırken karşılaştıkları ve düşüncelerinin yarattığı hisler etrafında şekillenmektedir. Tülin, Leyla ve Begüm Damla… Aynı gün farklı semtlerde dolaşıp bir çıkmazda birbirlerine denk gelmişlerdir.

Tülin… Sosyal medyada takip ettiği influencerlar gibi olmak istemesi, onların aldığı eşyalarla evini doldurması, kendini hep kaybolmuşluk hissi girdabında bulması, “kendi yolumu bulacağım” söylemini irdelediğimizde kim olmak istediği konusunda soru işaretlerinin varlığı, Erikson’un kimlik ve aidiyet arayışını aklımıza getirmektedir. Tüketim çılgınlığı, aldığı eşyaları bir kere kullanıp köşeye atması içinde var olan duygusal boşluğunu satın aldıklarıyla doldurduğunu göstermektedir. Telefonun şarjı bittiği anda panikleyip iş yerinden kendisine ulaşamadıkları için işinden kovulacağını, böylelikle borçlarını ödeyemeyecek hale geleceğini düşünmesi, arkadaşlarının kendisi ile ilgili söyleyeceği cümleleri dile getirmesi gibi senaryoları üretmesi aşırı genelleme, zihin okuma ve felaketleştirme savunma mekanizmalarını kullandığını göstermektedir. Tülin’in sokakta yürürken kimseye görünmeden yürüme arzusu, yolda insanlara yol soramaması ve başkalarının kaybolduğunu bilmelerini istememesi sosyal olarak değerlendirmeye karşı aşırı bir hassasiyetinin olduğunu düşündürmektedir. “Ne yaparsam yapayım hiçbir şey iyiye gitmeyecek” cümlesinden ve değişime karşı umudunu yitirdiği gözlemlerinden yola çıktığımızda öğrenilmiş çaresizlik içerisine girdiğini bizlere düşündürmektedir. Küçükken kaybolduğunda yediği bir pasta korkularını azaltsa da, yetişkinlikte ne yaparsa yapsın sakinleşememesi; polislerden ve insanlardan çekinmesi ile dış dünyayı tehdit olarak görmesi, kendini güvende hissetmediğini ve korunma ihtiyacı duyduğunu, ayrıca dış dünyanın tehlikeli olduğuna dair bir inanç geliştirdiğini düşündürmektedir. Evin içerisinde olmanın kendisini kontrol altında hissettiği, dışarıda olmayı belirsizlik ve tehdit olarak görmesine rağmen “barikatların dışına çıkmak istiyorum” cümlesi ile Tülin’in kendine koyduğu sınırların kendisini ne kadar tükettiği ve toplumla bağ kurmak isterken aynı zamanda bu bağdan kaçındığı da gözler önüne serilmektedir. Tüm bunlara rağmen çıkmazda hissettiği anlarda not tutarak bir yol haritası oluşturması, iyi hissetmediğinde yürüyüşe çıkması, belirli bir müziği yine iyi hissetmediği dönemlerde sürekli dinleyerek enerji toplamaya çalışması Tülin’in güçlü yanlarına dikkat çekmektedir. Tülin için barikat sembolü; dış dünyanın tehlikeli, insanların tehdit edici olduğunu ve kendini dışarıdayken güvenli alanda hissetmediğini ifade etmektedir.

Begüm Damla… Bir yönüyle bağlı olmak isteyip diğer yönüyle bağımsızlaşma çabaları nedeniyle içsel bir bölünme yaşadığı görülmektedir. Teyzesine bağlı bir yaşam sürmesi, teyzesinin eşyalarına dokunmaktan çekinmesi, “teyzene sormadan evini bile temizleyemezsin Damla” şeklinde içsel konuşmaları bağlı yönünü tasvir ederken; şehirde özgürce yaşamak istemesi, teyzesine sormadan temizlik yapmak gibi evde birçok eşyanın yerini değiştirmek istemesi bağımsızlaşma yönünü ortaya sermektedir. Teyzesinin kurallarına karşı gelmemesi Kohlberg’in ahlak gelişim kuramından iyi çocuk eğilimini de hatırlatmaktadır. Böylelikle sınır koyma eksikliğinin de varlığını hissettirmektedir. Begüm Damla’nın kendini attığı her adımda ve hissettiği her duyguda suçlaması öz-şefkat eksikliğinin var olduğunu anımsatmaktadır. Karakterin atanamamış olması, kendi yetişkin hayatını kurmak isteyip maddi sebepler nedeniyle kuramaması, ekonomik özgürlüğünün de olmaması nedeniyle özgürlüğünü ertelemesi, kimlik arayışında ve sorgulamalarda bulunması Marcia’nın askıda kalmış kimlik (moratoryum) stilini akıllara getirmektedir. Teyzesine karşı büyük bir öfke duyarken aynı zamanda “seni çok seviyorum teyze” demesi ambivalans duygular içerinde olduğunu hissettirmektedir. Sokakta yürürken insanların ona baktığını düşünmesi ve bu düşünce ile kaygılarının artması, insanlarla temas kurmanın onu kaygılandırması, aynı zamanda insanlarla temas etmek istememesi ve dış dünyadan kaçma isteği Begüm Damla’nın bağlanma örüntüsünü sorgulamamıza yol açmış olup kaygılı-kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip olma ihtimalini düşündürmektedir. Begüm Damla’nın, sokakta yürürken insanların sürekli ona baktığını düşünmesi, her bakışı kişiselleştirdiği ve kendisine bakan insanların onu yargıladığı düşüncesine sahip olması zihin okuma yaptığını göstermektedir. Begüm Damla için barikat sembolü; evden çıkamamasını, sokakta yürürken izlenme kaygısını, teyzesinin onun adına kendi yaşamına koyduğu sınırları ifade ettiğini göstermektedir.

Leyla… En güçlü yönü hayatla hayal kurarak baş etmeye çalışması. Gerçek hayatta istediği hayatı yaşayamayan bazı insanlar, iç dünyasında alternatif bir dünya yaratır ve orada yaşamaya başlar. Leyla da tez yazma döneminde ve geçim sıkıntıları arasında mücadele ederken şarkıcı Teoman ile ilgili hayaller kurması, onun alternatif dünyasını yansıtmış olup Freud’un savunma mekanizmalarından fanteziyi akıllara getirmektedir. Leyla’nın Teoman ile kurduğu hayaller yerine gerçek insanlar ile romantik bağ kurmaması, gerçek bir ilişkinin yaşatacağı acıdan kaçma yolu olarak görme ihtimalini ve bu nedenle gerçek bir bağ kurup bu bağı yitirmektense yaşamak istediği duyguları hayalinde kendine yaşatması; kaçıngan bağlanma stilini düşündürmektedir. İçten içe istediği bu güvenli bağı ‘gerçek insanlarla’ yaşamak yerine hayvanlarla yaşamayı tercih ettiği anlaşılmaktadır. Böylelikle yalnızlık duygusunu azaltmaya çalışmaktadır. “Çıkamazsın bu barikattan Leyla.” derken Leyla’nın bilişsel çarpıtmalardan felaketleştirme yaptığı görülmektedir. Oyun boyunca kendini eleştirmesi, tezini bitiremeyeceğini düşünmesi Leyla’nın sürekli olarak kendini sabote ettiğini göstermektedir. Oyunun sonlarına doğru barikatlardan kurtulmak isteyip “Çıkacağım işte!” diyerek isyan etmesinden yola çıktığımızda Leyla için barikat sembolünün; yaşamak istediği hayattan yoksun kalmasını, borçlarını, yalnızlığını, hayal dünyası ile gerçek dünya arasındaki çizgilerini ifade ettiğini göstermektedir.

Oyuna İlişkin Kişisel İzlenimlerim

Her üç karakterin hayatlarındaki barikatları ve bu barikatların yıkılma süreci sahneye aktarılırken karakterlerin psikolojik açıdan evrimleşmesini adım adım izliyoruz. Hem sosyolojik hem psikolojik öğretileri bulunan bu oyun, izleyenleri “benim kendi barikatlarım neler?” düşüncesi ile yolcu etmektedir.

Kendi elimizle inşa ettiğimiz barikatları günün birinde yıkmak dileğiyle…Sevgiyle kalın…

                                                                                                           Elif Altay                                   

                                                                                  Uzman Psikolojik Danışman