
Film Künyesi
Vizyon tarihi: 1980
Tür: Aile/Drama
Yapım: Amerika
Süre: 124 dakika
Imdb Puanı: 7.7
Oyuncular: Timothy Hutton, Donald Sutherland, Elizabeth McGovern, Judd Hirsch
Yönetmen: Robert Redford
‘‘Yazı spoiler içermektedir.’’
Conrad, ailesiyle aynı evde yaşamasına rağmen onlardan giderek uzaklaşan bir gençtir. Yaşadığı büyük kaybın ardından hayatına devam etmeye çalışırken, bastırdığı duygular ve suçluluk hissi Conrad’in kendisiyle yüzleşmesini zorunlu kılar. Bir psikiyatristle kurduğu ilişki, yaşanan olayların yalnızca görünen yüzünü değil, aile içinde konuşulmayanları ve derinlere gömülmüş travmaları da açığa çıkaracaktır. Bu süreç, bizleri yas, depresyon ve aile içi duygusal kopuşun izlerini sürmeye itmektedir.
Filmin başlangıcında Conrad’in günlük yaşamına uyum sağlamakta zorlandığını, okulda ve sosyal ilişkilerinde içe çekildiğini görmekteyiz. Abisiyle yaşadığı trajik bir olayın ardından hayatta kalan kişi olmasının yarattığı suçluluk duygusu, Conrad’in kendisini sürekli sorgulamasına neden olmaktadır. Bu durum zamanla yoğun kaygı, içe kapanma ve intihar girişimiyle kendini göstermektedir. Conrad’in hastanede tedavi görmesi ve sonrasında evine dönmesi, filmin psikolojik çözümleme sürecinin başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Ev ortamında Conrad’in annesiyle kurduğu ilişkinin oldukça mesafeli olduğu dikkat çekmektedir. Annenin duygularını bastıran, kontrolcü ve soğukkanlı tutumu, Conrad’in yaşadığı duygusal yükü daha da artırmaktadır. Baba ise daha koruyucu ve anlayışlı bir tutum sergilemesine rağmen, aile içindeki bu duygusal kopukluğu dengelemekte zorlanmaktadır. Filmin ilerleyen bölümlerinde Conrad’ın bir psikiyatrist olan Dr. Berger ile görüşmeye başlaması, karakterin iç dünyasına daha yakından bakmamızı sağlamaktadır. Terapötik süreçte Conrad’ın bastırdığı duyguların, özellikle de suçluluk ve öfkenin, yüzeye çıkmaya başladığını görmekteyiz. Aile bireylerinin yaşanan kayba farklı şekillerde tepki vermeleri, yas sürecinin herkes için aynı şekilde işlemediğini göstermektedir. Kübler Ross’a göre yas süreci aşamaları: İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenmedir. Beth’in (Anne) yaşadığı, Buck’ın odasının düzenli ve “dokunulmamış” tutulması, evde duyguların konuşulmaması, Conrad’in hastaneden dönüşünde aşırı kontrollü ve mesafeli tutumu bizleri bastırılmış inkara yönlendirmektedir. Beth, kaybı duygusal olarak inkâr etmekte ve acıyı hissetmeyi reddetmektedir. “Güçlü olmalıyız” tutumu, aslında inkârın sosyal olarak kabul gören biçimi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Conrad’in terapide yaşadığı ani patlamalar, kendisine zarar verme düşüncelerinin açığa çıkması, yüzme takımını bırakması ise içselleştirilmiş öfkenin dışa vurumudur.
Terapi süreci ilerledikçe Conrad’in öfkesini fark etmeye ve ifade etmeye başladığı görülmektedir. Özellikle annesine yönelik bastırılmış öfkesini dile getirmesi, Conrad için önemli bir kırılma noktasıdır. Bu farkındalık, yalnızca yaşanan kaybı değil, aynı zamanda aile içindeki duygusal ihmali de görünür kılmaktadır. Conrad’ın kendisini sürekli sorumlu hissetmesinin, ailesinin duygusal beklentileriyle de ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Calvin (Baba) içinse Beth’e karşı sabrını kaybettiği anlar, aile içindeki soğukluğa dair farkındalık sonucu yaşadığı öfke ve kendini kaybetme anları gecikmiş öfkeye işaret etmektedir. Conrad’in terapide Buck’ı kurtaramadığı anı tekrar tekrar anlatması, daha güçlü olsaydım düşünceleri hala içsel bir pazarlık aşamasında olduğunu göstermektedir. İntihar girişimi sonrası hastanede yatış, yalnızlık, değersizlik duyguları, terapide ağlama sahneleri ise Conrad’in yaşadığı depresyon aşamasının birer örneklerini bize göstermektedir. Calvin’in “Ailemizi kaybettik” farkındalığı, evliliğini sorgulaması sonucu yaşadığı depresyon gecikmiş yas örneği şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Terapist Dr. Berger ile son seans, Buck’ı kurtaramayacağını kabullendiği an ve annesiyle duygusal kopuşu fark etmesi ise kabullenme aşamasının birer örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ordinary People, sıradan görünen bir ailenin içinde saklı kalan duygusal çatışmaları ve travmanın birey üzerindeki etkilerini gerçekçi bir şekilde ele almaktadır. Film, yas sürecinin bastırıldığında değil, paylaşıldığında iyileştirici olabileceğine dikkat çekmekte; aile içi iletişimin ve psikolojik desteğin önemini güçlü bir şekilde vurgulamaktadır.
“Filme ilişkin izlenimlerim”
Ordinary People, sıradan görünen hayatların içinde saklı kalan psikolojik yaraları ve aile dinamiklerinin birey üzerindeki etkisini güçlü bir anlatımla gözler önüne sermektedir. Duygusal derinliği ve gerçekçi yaklaşımıyla izleyiciyi düşünmeye sevk eden bu yapım, psikoloji ve sinema ilişkisine ilgi duyanlar için dikkat çekici bir örnek sunmaktadır. Şimdiden iyi seyirler…
Ozan ATAMIŞ
Psikolojik Danışman