Kapatmak için ESC'ye basın

PsikolektifPsikolektif Ortak Noktamız: Ruh Sağlığı

DOÇ. DR. MEHMET KIRLIOĞLU RÖPORTAJI “GÜÇ VE GÜÇLENDİRME” – Psikolektif Dergisi – Sayı – 17

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 9 Dakikadır.
  • Merhaba hocam. Öncelikle dergimizle röportaj yapmayı kabul ederek vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Sizinle ilgili olarak 2012 yılından bu yana sosyal hizmet alanında akademisyen olarak çalıştığınız ve sosyal hizmet eğitimi, sosyal adalet, güç ve güçlendirme, sığınmacılar, yoksulluk, ergenlik, cinsiyetçi tutumlar gibi konularda yayınlarınızın olduğu bilgisine sahibiz. Bunun dışında sizi biraz daha tanıyabilir miyiz, Psikolektif Dergisi okuyucularına kendinizle ilgili ne söylemek istersiniz?

1987 İzmir Menderes doğumluyum. İzmir’in köyünde büyüdüm ve bunu özellikle söylemek istiyorum, birleştirilmiş sınıfta eğitim aldım. Ortaokulu İzmir’de teyzemin yanında, liseyi de İzmir merkezde okudum. 2005 yılında Başkent Üniversitesi Sosyal Hizmet bölümünü burslu olarak kazandım. O zamanki adıyla SHÇEK’te Ankara Sosyal Hizmetler il müdürlüğünde Korunmaya Muhtaç Çocuk Şubesinde sosyal çalışmacı olarak çalışmaya başladım. Korunmaya Muhtaç Çocuk Şubesi adı üstünde biraz yoğun ihmal, istismar vakaları olan bir birimdi ve benim için ciddi bir tecrübe sağladı. Orada çalışırken bir yandan 2008 yılında başlamış olduğum bir çift anadal programı vardı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü. Onu da 2011 yılında bitirdim, mezun oldum. 2011 yılından sonra Uşak iline atandım ve kadrolu olarak çalışmaya başladım, biraz sancılı bir süreçti. AFAD’ın yerel bir kurumuna atandım. Daha sonra sınavlara hazırlanıp akademiye geçmeye karar verdim. 2012 yılında Selçuk Üniversitesi ÖYP programıyla atandım, orada yüksek lisans ve doktora yaptım. 2015 yılında yüksek lisansımda sosyal ve ekonomik destek alan ailelerde yoksulluk ve sağlık ilişkisini çalıştım. 2018 yılında da “Sosyal Hizmet Uzmanlarının Kişisel ve Mesleki Güç Algılarının Bazı Değişkenlere Göre İncelenmesi” başlıklı doktoramı bitirdim. 2019 yılında da Doktor Öğretim Üyesi olarak Necmettin Erbakan Üniversitesine geçtim. Geçen yılın başından bu yana sordum hala doçent olarak göreve devam ediyorum. Şu anda da Karabük Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümüne geçiş yaptım.

 

  1. Güç deyince öncelikle aklımıza ne gelmeli? ‘Gücün doğası’ dediğimizde aklımıza gelenleri kastederek soruyorum.

 

Güç daha çok, belki anadolu coğrafyasının kaderi de olabilir, genelde başkalarını etkilemek için kullandığımız bir kavram, onlar üzerinde kontrol sahibi olmak için kullanıyoruz. Yani kime sorsanız genelde aklına bu gelir ve bunu hayatın her alanında görebiliriz: Aile hayatında, işte, okulda… Bu eşler arası ilişkide, arkadaşlar arası ilişkide veya bir toplulukta da var olan bir şey. Gücü daha fazla elinde tutan ve daha az elinde tutan oluyor yani eşitlikçi bir ilişkiden ziyade bir hiyerarşi var ancak ilk akla bunlar gelse de gücün doğası dediğimiz husus sadece bunları kapsamamakta. Gücün elbette olumlu bir tarafı da var ama bunun olup olmaması da bir miktar bizim güce bakış açımıza bağlı. Bizim için tatmin edici bir yaşam sağlayabilir ya da çok önemli bir kavram var sosyal işlevsellik diye ve sosyal hizmetin amaçlarından bir tanesi, bireylerin sosyal işlevselliğine katkıda bulunabilir. İşlevsel, hayata uyum diye de ifade edebileceğimiz bir şey güç yani sosyal işlevsellik için de önemli bir unsur çünkü bir şeyler yapabilmeyi kapsıyor. İlk çağrışımı olumsuz olan bu kavramın içeriğini iyi anlamak gerekiyor. Örneğin, doktora tezimle de bağlantılı olarak söyleyeceğim, çeşitli güç alt boyutları vardır. Bunlardan ilki profesyonel güç kavramı. Bu mesleki eğitimde profesyonellik bilgisi ile elde edilen bir kavram. Tabii gücü nasıl kullandığınız da önemli: Başkaları üzerinde kontrol sahibi olmak yönünde de kullanabilirsiniz ya da tam tersi şekilde eşit ilişki üretebilmek için de kullanabilirsiniz. Bu sosyal hizmet için önemlidir. Bizim için müracaatçılar daha alt düzeyde kişiler değil eşit ilişki kurduğumuz kişilerdir.

 

İkincisi ikna gücü. Bu da bizim kişisel becerilerimizden kaynaklı bir gücümüz, çoğunlukla empati kurma ve müracaatçılarla ilişki kurma yeteneği ile ilgili, ondan kaynaklı güvenden doğan bir güç. Bir diğeri yasal gücümüz: Tüm meslek elemanlarının da sizin de bizim de yasal bir gücümüz var: Kadına şiddet, sosyal ve ekonomik destekle ilgili yardım bağlarken kullandığımız kanunlar. Bu güç bize belli kararları almaya yönelik mevzuat ya da politika bilgisinden geliyor. Sadece bunun arkasına sığınarak yasal gücü temsil eden bir meslek elemanı gibi davranmamak gerekiyor çünkü o zaman müracaatçı ile eşit bir ilişki kurmaktan bahsetmek mümkün olmayabilir. Güç için olumlu tanımlanabilecek diğer başlıklar: Yapabilme gücü ya da hedeflere ulaşma yetenekleri ile ilgili olarak ya da eşitsiz güç ilişkilerini tanımlayan gücü baskı olarak kullanma söz konusu olur ki bunu tavsiye etmeyiz. Birlikte çalışmaya vurgu yapan, işbirliğine dayalı güç var ki bu da bir sonraki sorularda konuşacağımız gibi çok önemli. Bir de özden gelen güç dediğimiz başkalarına yardım etme yönüyle güç var. Bunun içine tinsellik, maneviyat, aile değerleri konabilir. Yani güç dediğimiz şey aslında tek bir unsuru barındırmıyor. Belki de nereden baktığınıza bağlı. Maneviyatı güçlü birisi farklı bir güç tanımı yapacaktır, yasalar doğrultusunda meslek icra eden birisi farklı bir tanım yapacaktır. Mesela bir arada olma gücü ile ilgili Psikolektif’i ele alabiliriz. Herkes birbirini yüz yüze tanımasa bile birlikte hareket etme gücü kendini hissettirir. Düşündüğümüz zaman güçlü ve güçsüz kategorileştirmesi var. İnsanları güçlü ve güçsüz olarak etiketlemek durumunda kalabiliriz. Bunu yapmayı iyi ya da kötü veya karanlık/aydınlık zıtlığı gibi de düşünebiliriz ancak güç için bu geçerli değil. Çünkü gücün kişisel, kişilerarası ve sosyo-politik dediğimiz üç boyutu var. Mikro ve makro düzeyde güçlerimiz bulunuyor. Mesela kişisel düzeyde müracaatçıların kendisini nasıl algıladığı ve gördüğü ele alınır: Müracaatçıların yaşamları üzerinde kontrol sahibi olması kişisel güçleri atıfta bulunuyor. Zaten yaşamımız üzerinde kontrol sahibi olmadığımızı düşündüğümüzde doğrudan kendimizi güçsüz  hissederiz.

Güç dediğimiz zaman, somutlaştırırsak: İletişim kurma becerileri, çekicilik (fiziksel/psikolojik), saygınlık, iyi bir yönetici olma, özgüveni yüksek olma gibi etmenleri sayabiliriz. Kişiler arası boyuta değinecek olursak birden fazla kişi arasındaki etkileşime işaret ediyoruz, bireylerin karşılaştığı güçlükler yanında aldığı sosyal desteğin önemi üzerinde duruluyor. Sosyo-politik boyutta ise biraz da makroya yol alınmış oluyor. Başka grupların sizi çıkarı için kullanması ya da size fayda sağlamasından bahsediyoruz. Mesela bir grupta bulunmak o grubun sizi işe yaramaz olarak nitelendirmesinden dolayı kendinizi güçlü hissettirebilir: Buna örnek olarak ırkçılık, cinsiyetçilik yapan grupları gösterebiliriz. Mesela cam tavan sendromu cinsiyetçiliğe bir örnektir. Veya sosyo-politik gücü olumsuz anlamda kullanmaya örnek olarak Suriyeliler’e (etiketlemek değil tarif etmek için bu şekilde ifade ediyorum) yapılan ayrımcılıkları verebiliriz, ev sahiplerinin kirayı arttırmaları, eğitim veya sosyal yardım alamamaları da örnekler arasında sayılabilir.

  1. Güçlendirme yaklaşımı nedir? Bu yaklaşımda, güçlendirmenin kişilerarası unsurlarından ‘meslektaşlarından destek ve öneri alma’yı sadece sosyal hizmet uzmanları özelinde değil ruh sağlığı uzmanlarını oluşturan sosyal çalışmacı, psikolog, psikolojik danışman, psikiyatristlerin ve psikiyatri hemşirelerinin bir arada hareket etmesi, birbirlerini desteklemesi noktasında nasıl ele alabiliriz, bu minvalde düşünmenin ülkemize katkıları ne olur?

 

Güçlendirme yaklaşımının ne olduğu çok basit ama tek başına değerlendirmek değil de demokratikleşme ya da baskı karşıtı uygulamalarla bağlantılı olduğunu söylemek gerekiyor. Kendi başına bir kavram olmadığına şuradan bakabilirsiniz: Bir tarafın bir tarafı güçlendirdiği gibi algılarsanız orada demokratikleşmeden uzaklaşmış olursunuz. Eşitlikci düzeyde bir güçlendirmeden bahsediyoruz. Demokratikleşme, eleştirel olabilme gibi kavramlar güçlendirmeyi destekler. Eleştirel olamadığınız zaman güçlendirme yapamazsınız çünkü yapısal eşitsizlikleri ortaya koymanız gerekir, sadece bireyden kaynaklı değil, sosyal çevreden ya da sosyo-politik çevreden kaynaklı eşitsizlikler var. Bunlara değinmediğiniz zaman ‘havanda su dövmek’ yönünde bir şey yaparsınız. Bireylerin yaşam koşullarını iyileştirmek için harekete geçmeleri gerekiyor ve bunun için de kişisel, kişilerarası ya da sosyo-politik gücün arttırılması gerekiyor. Yani var olan bir şeyi ya da durumu daha güçlü hale getirmeye çalışıyoruz.

Birey derken grupları ya da toplulukları da ayırmamak gerekir. Onları da aktif ve katılımcı olarak ele alma süreci aslında. Güçlendiren ve güçlendirilen şeklinde bir ayrım yok aslında, aktif ve katılımcı bir süreç. Burada ‘yaşamları üzerinde daha fazla kontrol kazanma’ noktasına değinmek gerekir. Bu yaklaşımda kişilerin kendi yaşamları üzerinde kontrol sahibi olmalarına yer veriyoruz başkaları üzerinde kontrol sahibi olmalarına asla yer vermiyoruz. Yani bireylerin kendi koşulları üzerinde kontrol sahibi olup kendi amaçlarını gerçekleştirmeleri önemli. Böylece bireyler yaşamlarının kalitesini en üst düzeye çıkarıyor ve kendilerini başkalarına yardımcı olarak da konumlandırıyorlar aslında. Güçlendirmede en önemli unsurlardan bir tanesi öncelikle kendi kendine yardım edebilme.

Meslektaşlardan destek ve öneri almanın mesleki sosyalizasyona katkı yaptığını söyleyebilirim. Mesleki sosyalizasyon ne? Mesleğine aidiyet hissetme, güçlü hissetme, zorluklarla başa çıkma diye düşünebilirsiniz. Bu kritik ve güzel bir soru. Bir defa eğer meslek elemanları birbirlerinden destek ve öneri alırlarsa ortak bir amaç duygusu yaratılabilir. Bu diğer meslek elemanlarıyla birbirimizden destek ve öneri alması için de geçerli. Böylece aynı dili konuşabiliriz. Bu da müracaatçıların ihtiyaçlarını gidermeyi kolaylaştırır çünkü aynı dili konuşmadığımızda müracaatçılarla ilgilenmek yerine kendimizi ya da mesleğinizi anlatmak zorunda kalırız ki bu da tükenmişliğe, yılgınlığa yol açabilir. Bu da bizde zaman kaybı yaşadığımız hissine yol açabilir. Bu mesleğin temel değerlerini anlatmakta zorlanıyorsak o işi nasıl yapacağız? Meslektaşlarından destek ve öneri almak mesleki duyma ve çalışma verimini artırır, kaynaklar ülke açısından daha etkin kullanılır. Meslek elemanları arasında ortak bir amaca sahip oldukları duygusu ne kadar çok yaratılırsa o kadar iyi bir hizmet verir o ülke. Daha az atışma ve stres ortamı olur. Bir kurumda ruh sağlığı uzmanları arasından veya herhangi bir meslek grubu kayırıldığı zaman tüm meslek gruplarından aynı verim elde edilemez ama bu kayırma olmazsa her birinden en üst düzeyde yararlanma olanağı olur. Ortak bir amaç duygusunun olması, yine devam edecek olursak olumsuz duyguların üstesinden gelinmesine de yardımcı olur çünkü önyargımız kırılır. Bazen görüyorum bir meslek grubu diğer bir meslek grubuna saldırıyor oysa bu insanlar birlikte çalışacaklar ve bu saldırılar yüzünden aralarında bir bariyer oluşuyor. Bir diğer husus plan yapabilme becerisinin gelişmesi. Bu sayede de kurum daha ileri gider, müracaatçılar daha iyi hizmet alır. Bir kurumda çalışırken birlikte çalıştığınız bütün meslek elemanlarının herhangi bir zor durumda size destek verdiğini düşünün: Bu destek sizin motivasyonunuzu inanılmaz arttırır. Bir mesleğin daha kendi bakış açısı ve zenginliği var neden bunun sunacağı katkılardan mahrum kalalım? Destek ve öneri almanın koruyucu etkisini de atlamamak gerekir. Soyutlanmış hissetme duygusundan da bizleri korur.

  1. Güçlendirmenin boyutlarından ‘kolektif kimlik’ kavramı üzerinde durabilir miyiz? Bu boyut kimlik kavramının dönüşüme uğradığı bu zaman diliminde yeniden mi tanımlanıyor veya tanımlanacak?

Burada Psikolektif üzerinden gidecek olursak sizler fiziksel olarak birbirini görmeyen bir ekipsiniz. Peki böyle de olduğu halde neden kolektif bir kimlik oluşur? Çünkü ortak özelliklere sahip olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bunun üzerinden oluşan bir kimlik var. Kendinizi bu birliktelikle tanımlıyorsunuz. Burada en önemli olan  bence biz duygusu: Ben duygusuyla hareket etmemiş oluyorsunuz. Biz duygusunun zaten fiziksel değil psikolojik bir tarafı var hatta benzer özelliklere sahip olmanıza da gerek yok benzer özelliklere sahip olduğunuzu düşünmeniz yeterli. Bu noktada sosyal hizmetin amacına değinmek gerekiyor. Sosyal hizmetin başlıca amaçlarından bir tanesi hem bireyler arasındaki hem toplumdaki dayanışmayı arttırmaktır. O yüzden kolektif kimlik çokça vurgulanır. Bu kimliğin en çok ön plana çıktığı yapılanmalar meslek grupları, siyasi partiler ya da etnik gruplardır. Ya da cinsiyetle ilgili; kadınların, LGBT üyelerinin oluşturduğu gruplar olabilir. Mesela bir siyasi partiyi düşündüğünüzde içerisinde sayısız fraksiyonlarının olduğu bir gerçektir. Ancak her bir üye kendini o partinin bir üyesi olarak tanımlar, her biri öyle olmasa da benzer özelliklere sahip olduğunu düşünür. Kolektif kimliği kolektif güç için kullanırız. Kolektif gücün değişimi ortaya çıkarmak için tek başına ortaya konan çabalardan daha büyük etkisi var. Sizin tek başınıza yapacağınız etki kolektif etkiye göre çok daha sınırlı kalır. Birliktelik bireyleri daha kalıcı şekilde ve derinden etkiler. Biz kolektif üzerinden gidersek yine siz şunu deneyimliyorsunuz: Birlikte olduğunuzda daha kalıcı ve ses getiren olmak. 

Kimlik kavramının yeniden tanımlanması noktasında sanki bir olumsuz çağrışım var. Yani daha bireyselleşmeye doğru giden bir süreç var gibi algılanıyor ama bir taraftan da kolektif kimliğin hız kazandığı oluşumlar da var. STK’lar artıyor, sendikalar güç kazanmaya çalışıyor… Kapitalizm ya da neoliberalizm dediğimiz süreçte genelde ikisi bir arada yer alır ve şaşkına uğratır. Mesela bir yandan sosyal devlet güç kazanıyordur bir yandan burjuva güç kazanıyordur gibi. Belki bu düşünce benim de bir grupta olmamla ve mutlu olmamla da bağlantılı olabilir çünkü kolektif kimliği deneyimleyen insanlar bunu kolay kolay bırakamazlar. Başka bir grupta varoluş sürdürülebilir ancak ‘bir grupta olma’ durumu kolay kolay terk edilmez. Ayrıca buradaki motivasyonun danışana/müracaatçıya da katkısı olur. Ben umutluyum ve kolektif kimliğin bu oluşumlar üzerinden, işbirliği üzerinden daha da artacağını düşünüyorum. Motivasyonel görüşmedeki dibe vurma örneğinden yola çıkarsak, dibe vurmak motivasyonu artırır ve o noktadan sonra ileriye gidilir. Kolektif kimlik konusunda da yukarıya çıkacağız diye düşünüyorum. 

(Yukarıdaki soruyla bağlantılı olarak) Pandemi de buna hizmet edebilir mi?

Güçlendirici bir etkisi olabilir. Daha makro düzeydeki gruplardan bahsettik ama mesela aile özelinde bakacak olursak ailelerinden uzak kalan kişiler daha fazla aileleriyle vakit geçirmeye çalıştılar, yakın arkadaşlar kapanma zamanlarında bir arada kaldılar. Bu da tabii ki bazı şeylerin önemini ortaya koydu. Bu süreçte bir arada olmanın anlamı da değişti biraz: ‘İllaki bir odaya gelip toplanmak zorunda değiliz’ algısı oluştu. Bazı çıkmazlardan ayrılmış olduk.

 

  1. Güncel zorluklarla beraber değerlendirirsek sosyal hizmet uzmanlarının güçlendirilmesi için nelere ihtiyaçları olduğunu düşünüyorsunuz?

 

Birçok şey olabilir aslında ama ben basat etmenleri sıralamak istiyorum. Burada sadece sosyal hizmet uzmanları değil onlarla birlikte çalışan diğer meslek elemanlarını da düşünerek ifadelerimi kullanıyorum ve beş temel unsurdan bahsetmek istiyorum.


  1. Otonomi : Otonomi olmaksızın güçlendirmeden bahsedilemez. Çok kıymetli bir kavram. Otonomi bağımsız hareket edebilme ya da karar verme özgürlüğüdür. Eğer otonomiye sahip değilseniz hangi meslek grubundan olursanız olun mesleki uygulamalarınızı tam olarak yerine getiremezsiniz. Mesela bütüncül değerlendirme sosyal hizmet uzmanları için önemlidir, eğer bütüncül değerlendirme yapamıyorsanız ekolojik ya da güçlendirme yaklaşımlarını nasıl kullanacaksınız? Müracaatçının tüm yönlerini ele almayı sağlayan bu hususu biraz açacak olursak: Örneğin boşanmak için bir avukata gidersiniz avukat boşanmaya dair tüm unsurları düşünmez, boşanıp boşanmayacağınızla ilgilenir ve sizi gönderir ama bir sosyal hizmet uzmanına giderseniz şu anki maddi durumunuzu, ailenizle ve çocuklarınızla olan ilişkilerinizi, kalacak yerinizin olup olmadığını, avukat masrafını karşılayıp karşılayamadığınızı yani tüm yönlerinizi değerlendirir. İnsana hizmet üreten mesleklerin uygulamalarını icra ederken bunlar üzerinde düşünmeleri, zaman harcamaları gerekiyor. Diğer türlü yaptığınız şey mekanik bir aracı tamir etmekten öteye geçmez. Bireylerin biricikliğinden hareketle ihtiyaca odaklanan bireyselleştirilmiş hizmet sunumuna dikkat etmemiz gerekiyor ve ben bunun tüm meslekler için geçerli olduğunu düşünüyorum. Aynı sorun söz konusu olsa bile o sorunla ilgili etmenler aynı olamaz.

    2) Çalışma Ortamı: Çalışma ortamının nasıl kurgulandığı bireyleri güçlendirebilir ya da daha güçsüz yapabilir. Burada sadece fiziksel koşullardan bahsedilemez. Psikolojik etmenlerin de geçerli olduğu bütünsel bir yaklaşımdan bahsediyorum: Birbirine günaydın demek gibi. Eğer özellikle psikolojik etmenler sağlanmazsa güçlendiren değil güçsüzleştiren bir ortam olmuş olacak.


3)Terfi İmkanı: Gerekli koşulları sağladığınızda terfi imkanınızın olduğunu bilmek önemli bir unsur.

 

4) Güvenceli İş: Bu ne demek? Kadro değil illaki, basit şeylerden ilişkinizin kesilmeyeceğini bilmek, sizi siz olduğunuz için kabul eden bir çalışma düzeni. Tabii kadrolu olmak kişilerin belirsizlikten kaynaklı endişelerini ortadan kaldırır, stresi azaltabilir, mesleki aidiyeti arttırabilir. Bununla beraber özel sektörde de geçerliliği olmayan sebeplerle işten çıkartılmayacağını bilmek kişinin gücünü arttırır. Bu, kişinin hizmet içi eğitimlere katılarak veya farklı biçimlerde kendini geliştirmesini de teşvik eder.

 

5)Takdir Görme: Kendi yaşantımda da takdir görmediğim zaman motivasyonumun kırıldığını hissettim. Çok basit bir teşekkürün, ‘emeğine sağlık’ demenin oldukça güçlendirici bir unsur olduğunu düşünüyorum çünkü emek hayatımızdaki en kıymetli şeylerden bir tanesi.

 

Tabi ben sıralamayı da bu şekilde yaptım ama değiştirilebilir belki bu sıralama. Bunlar başlıca etmenler ancak tabii ki doktora tezimde de belirttiğim etmenler var ve maaş da önemli bir unsur. En çok bu beş unsura dikkat edilirse diğerlerinin de otomatik olarak çözüleceğine inanıyorum.

*Müracaatçı: Sorunuyla veya ihtiyacıyla ilgili, sosyal hizmet uzmanından danışmanlık, rehberlik alan kişidir (Gönül, 2018).

Röportaj: Sena Kübra ÇATALOĞLU

Psikolojik Danışman