Kapatmak için ESC'ye basın

PsikolektifPsikolektif Ortak Noktamız: Ruh Sağlığı

MATCHSTİCK MAN (ÜÇKAĞITÇILAR) – Film İnceleme – Psikolektif + – Sayı – 19

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 2 Dakikadır.

Film Künyesi

Vizyon Tarihi:

Türü: Komedi, Suç, Dram

Yapım: ABD

Süre: 116 dk

Imdb Puanı: 7.3

Yönetmen: Ridley Scott

Oyuncular: Nicholas Cage, Sam Rockwell, Alison Lohman

Psikolojik sorunları olan, tedavi gören Roy (Nicolas Cage), başarılı bir dolandırıcıdır. Özel hayatı, işindeki başarısı kadar iyi olmayan Roy’un hastalığı, işini tehdit eder hâle gelince ortağı Frank (Sam Rockwell), Roy’a kendisinin bildiği bir terapiste gitmesini önerir. Kendine ait diyebileceği hiçbir kişisel ilişkisi olmayan, obsesif-kompulsif bir agorafobik olan Roy için terapi umduğundan fazlasını doğuracaktır. Varlığından şüphelendiği ama hiçbir zaman onaylamaya cesaret edemediği ergenlik çağındaki Angela (Alison Lohman) adında bir kızının olduğunu öğrenir. Kızının da kendisiyle görüşmeyi istemesiyle, Roy’un hayatında yeni bir süreç başlar. Daha önce hiç deneyimleyemediği ebeveynlik süreci… Angela’nın ortaya çıkışı ilk başta, nevrotik Roy’un dikkatle oluşturduğu düzeni ve rutini bozacak ancak çok geçmeden Roy, ebeveynlik konusunda kendine özgü bir yaklaşımla, kızıyla asla hayal edemeyeceği bir ilişkinin tadını çıkaracaktır. Babalık içgüdüsüyle yeni tanıştığı kızını koruyup kollamaya, onunla beraber vakit geçirmeye (yemek yapmak, alışveriş yapmak, bowling oynamak vb.) başlayacaktır. Ancak o, 14 yaşındaki çocuğuna karşı babalık duyguları geliştirirken, kız da babasının şüpheli kariyerini öğrenip, onun kariyerine ilgi duymaya başlayacaktır. Roy, istemeyerek de olsa bazı dolandırıcılık numaralarını kızına öğretmek zorunda kalıp, bir dolandırıcılık işinde kızının yardımına muhtaç kalacaktır.

Yazı spoiler içermektedir.”

“Bazı insanlar için para, altyazısı olmayan yabancı bir film gibidir.”

Filmdeki karakterleri inceleyecek olursak, Roy karakteri obsesif-kompulsif, agorafobik bir bireydir. Obsesif-kompulsif bireyler, önü alınamayan istenmediği halde akla kendiliğinden gelen takıntılar ve tekrarlayıcı davranışlar içindedir. Bu durum kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler, söz konusu rahatsızlık kişinin sosyal çevreyle olan ilişkilerini sekteye uğratabilir, eğitim ve iş yaşamları bu rahatsızlıkla beraber olumsuz yönde etkilenebilir. Roy karakterinde de yaşadığı rahatsızlık iş ve özel hayatı etkilemeye başlamıştır. Özellikle obsesif-kompulsif bireylerde gördüğümüz kirlenme veya mikrop kapmaktan korkmak, belirsizliğe karşı tahammülsüzlük ve şüphecilik, düzen ve simetri ihtiyacı, başkalarının dokunduğu nesnelere dokunmama takıntısı, akıldan çıkmayan görüntülere veya düşüncelere takılıp kalma gibi belirtiler Roy karakterinde görülmektedir. Roy’un kapıyı üç kere açması, halılara ayakkabıyla basılmasına tahammül edememesi, halılardaki en küçük lekeyi bile araması, evde kullanılan herhangi bir eşyayı hemen temizlemesi, aşırı derecede temizlik yapması, düzenli ve çok titiz olması bu duruma örnek verilebilir. Hatta onun terapiste; takıntılardan bunaldığı, hastalığının pik yaptığı dönemlerde, silahını kafasına dayayıp bu duruma bir son vermek istediğini söylemesi ama sonra evdeki halıların kirleneceğini düşünüp bu duruma yeltenemediğinden dem vurması oldukça ironiktir.

Roy’un ortağı olan Frank karakteri, Roy’da da gördüğümüz antisosyal davranışlara sahiptir. Özellikle antisosyal kişiliklerde gördüğümüz, tutuklanmasına yol açan yineleyici eylemlerde bulunmakla belirli olmak üzere yasal yükümlülüklere uymama, başkasını incitmesi, başkasına kötü davranmasıyla da başkasından çalması durumunda aldırmazlık gösterme ya da yaptıklarına kendince bir kılıf uydurma ile belirli olmak üzere vicdan azabı çekmeme gibi belirtilere sahiptir. Roy ve Frank, düzenbaz kişileri dolandırdıklarını söyleyerek, bu duruma inanarak vicdanlarını rahatlatma peşindedir.

-“Ben bir suçlu değilim, dolandırıcıyım.

-“İkisi arasındaki fark ne?”

-“Ben kimseden zorla para almıyorum, onlar bana veriyorlar.”

Filme İlişkin İzlenimlerim

Yönetmen koltuğunda Hollywood’un epik anlatılarla ünlenen ismi Ridley Scott’un bulunduğu film, yönetmenin filmografisindeki ayrıksı işlerden biri. Görüntü yönetimi, hikaye, tempo, süre açısından oldukça iyi bulduğumu söyleyebilirim. İlginç finaliyle heyecan uyandıran, yer yer gülümseten ama temelde yalnızlıktan muzdarip, sevgi arayan ve bunun için çabalayan obsesif-kompulsif bir bireyin dramına tanık olacaksınız. Filmlere, psikolojiye ilgi duyan insanların izlerken keyif alacağı bu filmi herkese öneriyorum. İyi Seyirler. Hoşçakalın, sinemayla kalın.

          Ahmet YAŞAR

Psikolojik Danışman