
Film Analizi: Otomatik Portakal
Anthony Burgess’ın romanından uyarlanan 1971 yapımlı Otomatik Portakal filminin yönetmeni Stanley Kubrick’tir. Film, en büyük tutkusu Ludwig van Beethoven dinlemek olan Alex adlı gencin anlatımıyla bizlere sunuluyor.
Yazı bu kısımdan itibaren spoiler içermektedir.
Alex geceleri üç arkadaşıyla birlikte içinde uyuşturucu bulunan sütlerini içtikten sonra yaşadıkları şehirde terör estirmektedirler. Yaşlı insanları dövüyor, tanımadıkları evlere giriyor ve kadınlara tecavüz ediyorlardı. Bu durum en son girdikleri evde çetede yaşanan sorunlar yüzünden Alex’in polise yakalanmasıyla son buluyor ve kahramanımız hapse giriyor. Hükümete göre tek kurtuluş o sırada herkesin hakkında konuştuğu Ludovico tekniğidir.
2 yıllık hapishane deneyiminden kurtulan Alex’e tekniğin kilit noktalarından biri olan iğne yapılırken diğer yandan da psikolojideki ilk öğrenme mekanizması olan klasik koşullanmanın örneğini görüyoruz. Teknik bu iğne ve bazı filmlerin izlenilmesinden oluşmaktadır. Alex, şiddet ve tecavüz içerikli filmleri izlerken eş zamanlı olarak iğneler etkilerini gösterip dayanılmaz bir acı duymasına ve hastalanmasına neden olmuştur. Filmler ve hastalık hissi başlarda koşulsuz uyarıcı ve koşulsuz tepkiyken vücudunun şiddetin korkunç olduğunu öğrenmesiyle cinsel dürtü ve kavga isteği koşullu uyarıcı, hastalık hissi ise koşullu tepki haline gelmiştir. Bu nedenle şiddet uygulayamaz hatta uygulanan şiddete karşılık veremez haldedir. Freud’un yapısal kişilik kuramındaki ‘id’ kavramına göre hareket eden Alex’in ‘id’ etrafında şekillenen cinsellik ve saldırganlık dürtüleri Ludovico tekniğiyle öldürülmüştür. Hükümet tarafından oldukça desteklenen bu yöntem kişilerin seçme hakkını yok etmekte, onları sistemin düşünemez, tepki veremez bir parçası haline getirmektedir. Ancak yine de öne çıkan nokta –sözde- rehabilite edilen suçluların artık kimseye zarar veremeyecek oluşudur. Toplumsal şiddet probleminin tek bir kişinin tedavisiyle çözülemeyeceğini Alex’in topluma karışır karışmaz kurban durumuna düşmesinden anlamaktayız. Bu noktada ailesi tarafından eve tekrar alınmaması göze çarpmaktadır. Okul çağında olan çocuklarının geceleri hangi işte çalıştığını dahi bilmemeleri ilgisiz ve kayıtsız aile tutumunun göstergesidir. Bu tip ailelerin çocuklarına baktığımızda toplum içinde zaman zaman ilgi çekmek adına alışılmadık davranışlar sergileyebildiklerini görmekteyiz. Tecavüz, yaşlı ve savunmasız insanları darp etme filmdeki etik olmayan davranışlar arasındadır. Buradan yola çıkarak aynı zamanda Freud’un psikoseksüel gelişim kuramındaki anal dönemde fiksasyon yaşanmış olduğunu düşünebiliriz. Bu dönemin merkezinde olan tuvalet eğitimi verilirken yanlış tutumda bulunulduğunu varsayarsak bu davranış çocuğun ileriki yaşlarında saldırgan bir yapıya bürünmesine neden olmuş olabilir. Buna örnek olarak çetenin yaşadığı fikir ayrılığı da gösterilebilir. Alex, diğerlerinin fikrine saygı göstermiş gibi davransa da beklenmedik bir anda hepsine saldırmış hatta onları yaralamıştır. Ayrıca 1,5-3 yaş arasında gerçekleşen bu dönemde cezadan kaçmak veya onaylanmak için dışkısını tutma yolu Alex’te hapishaneden kurtulmak için belli bir süre kurallara uyma davranışına evrildiği söylenebilir. Aynı davranışı siyasi amaçla intihara sürüklendikten sonra hastanede bakanın geldiği sahnede de görmek mümkündür. Hastanedeki tedavi yüzünden klasik koşullanmadaki sönme davranışının gerçekleştiğini anlıyoruz. Otomatik Portakal vizyona girdiği dönemde çokça eleştiriye maruz kalmış, bazı ülkelerde yasaklanmıştır. Modern toplumdaki suç ve şiddet kavramları üzerinde dururken aynı zamanda insan doğasını sorgulatan bir filmdir. Şiddetin önlenip önlenemeyeceğini, insanların seçimlerinde özgür olup olmadığını düşünürken öte yandan insan doğasının iyi mi yoksa kötü mü olduğunu sorgulamaktayız. Kitabıyla da kült eserler arasına girmiş olan bu filmi izlemenizi kesinlikle öneriyorum, iyi seyirler dilerim.
Ayşe ÇOKYAVAŞ
Psikolojik Danışman