
Uzun süredir iş başvurusu yapıyorsun ve hayallerini süsleyen, yıllardır istediğin o işe kabul aldığın haberi geldi. Belki de hayatının en unutulmaz anlarından bir tanesi ve kendince yeni hedefler belirleyerek yüksek bir motivasyonla işe başlıyorsun. Peki ya sonra… Her sey sıradanlaştı ve sen de hayallerini süsleyen bu işe başladığın ilk günkü ilk aydaki mutluluğu hissetmiyorsun bile. Peki ama o kadar istediğin her gün kabul e-maili gelmiş mi diye baktığın bu iş neden seni artık mutlu etmiyor? Sahiden de mutluluk çok mu kısa sürüyor?
Bunun cevabını düşünmeden önce mutluluk, haz gibi kavramların temeline bakmakta fayda var. Psikoloji alanında bireyin iyi olma halini (wellbeing) açıklama amaçlı çok sayıda kavram bulunmaktadır. Bunlar arasında, öznel iyi olma (subjective well being), mutluluk (happiness), haz (pleasure), yaşam doyumu (life satisfaction), yaşam kalitesi (life quality) ve uyum (adaptation) sayılabilir. Yaşamın olumlu duygularla renklenmesi ve zenginleşmesi hemen herkesin istediği bir durumdur. Böylesine genel bir istek, insanoğlunun iyi olma halini anlama ve keşfetme çabalarına ivme kazandırırken, araştırmalar bu olgunun, yalnızca maddi kaynaklarla açıklanamayacak kadar karmaşık ve çok yönlü olduğunu göstermektedir (Güler & Dönmez, 2011).
O halde bu karmaşık ve çok yönlü duygu olan mutluluk neden görece olarak kısa sürer?
Bunun için birçok değişken, faktör sıralanabilir. Fakat araştırmalardan bir tanesi haz ve mutluluğa farklı bir noktadan bakarak yeni bir kavram geliştirmiştir. Bu kavram Brickman ve Campbell’in (1971) literatüre kazandırdığı hedonik adaptasyon kavramıdır. Brickman ve Campbell’e göre (1971), insanlar yaşamlarında gerçekleşen olaylara duygusal tepkiler verdiğinde duyusal adaptasyona benzer süreçlerin yaşandığı bir hedonik koşu bandında gibi olurlar. Tıpkı insanların burunlarının birçok kokuya hızla adapte olması ve daha sonra farkındalıktan uzaklaşması gibi, kişinin duygu sisteminin, kişinin mevcut yaşam koşullarına uyum sağladığını ve tüm tepkilerin kişinin önceki deneyimlerine göre göreceli olduğunu öne sürmüştür. Bu olgu, insanların hayatın iniş ve çıkışlarına rağmen belirli bir mutluluk seviyesine dönme eğilimini ifade eder. Ve onlara göre, aslında beynimiz ulaşılamayanı özel, ulaştığımız ve alıştığımızı da sıradan kabul eder. Başka bir deyişle, yeni bir durum ne kadar arzu edilir olursa olsun, birey bu duruma alıştığında başlangıçtaki duygusal tepki zayıflar. Bu döngü, mutluluğun kalıcı olmamasının temel nedenlerinden biri olarak kabul edilir.
Elbette hedonik adaptasyon yalnızca pozitif duygularla kısıtlı değildir aynı zamanda mutsuzluk ya da negatif duygulara da alışma süremiz benzerdir. Örneğin bir iş kaybı ya da ayrılık yaşadığımız zaman ilk günler oldukça zor geçsede zamanla bu duyguya alışmaya başlarız. Kısacası insanlar hedonik adaptasyon seviyelerinden daha olumlu uyaranlarla karşılaştıklarında haz ve tatmin yaşarlar ve hedonik adaptasyon seviyelerinden daha olumsuz uyaranlarla karşılaştıklarında acı ve tatminsizlik yaşarlar. Bu uyaranlar daha sonra hedonik adaptasyon seviyesine entegre edilir ve insanların hedonik olarak nötr bir sekilde deneyimledikleri şeyde yukarı veya aşağı doğru bir kaymaya yol açar. Bu nedenle, belirli bir uyaranın ortaya çıkardığı memnuniyet veya memnuniyetsizlik zamanla kaybolur ve insanlar kaçınılmaz olarak hedonik tarafsızlık seviyesine geri döner. (Hz, 2020).
Hedonik Adaptasyonun Ötesinde
Son yıllarda yapılan araştırmalar hedonik döngünün sanılanın aksine başa çıkma, kişilik özellikleri ve müdahalelerin etkililiği gibi faktörlerden etkilenerek uyum sürecini sekteye uğrattığını söyler. Diener, Lucas ve Scollon (2006), adaptasyonun yıllar boyunca yavaş ilerleyebileceği ve bazı durumlarda sürecin hiçbir zaman tamamlanmayacağını ekler.
Peki, bu kısır döngüyü aşmak mümkün mü? Araştırmalar, bireylerin kalıcı bir mutluluğa ulaşmalarında maddi kazanımlardan ziyade, sosyal ilişkiler, anlamlı hedefler, minnettarlık duygusu ve kişisel gelişim gibi unsurların daha etkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, mutluluğun doğası gereği geçici olması, onun değerini azaltmaz. Ancak mutluluk tamamen kontrolümüzde gelişmediği gibi yolculuğumuzun bir parçasıdır. Bu nedenle, zaman zaman içsel kaynaklarımızı ve değerlerimizi gözden geçirmek, mutluluğu dışsal faktörlerden bağımsız olarak yeniden inşa etmek bu döngüyü kırmamızı sağlayabilir.
Zeynep Gürses
Psikolog