
Kitap Künyesi
Yazar Adı: Jack London
Yayınevi: İndigo Yayınları
Basım Yeri ve Tarihi: İstanbul, Mart 2018
Sayfa Sayısı: 520
‘’Yazı spoiler içermektedir.’’
Jack London’ın yarı otobiyografik romanı Martin Eden, bireyin kendini gerçekleştirme arzusunu ve varoluşsal mücadelesini anlatan güçlü bir metindir. İsmini edebiyat dünyasına duyurmak için yılmadan çalışan Martin, insanın kendini aşma çabasının, kabul görme arzusunun ve nihayetinde içsel bir boşluğun sembolüdür. Onun hikâyesi hem varoluş hem de yok oluş çizgisinde ilerleyen, inişleri ve çıkışları ile okuyucuyu kendi iç dünyasıyla yüzleştiren bir yolculuktur.
Roman, genç ve güçlü bir denizci olan Martin Eden’ın kendinden daha üst bir sosyal sınıfa ait olan Morse ailesiyle yollarının kesişmesiyle başlamaktadır. Martin, Morse ailesinin kızı olan Ruth Morse’a aşık olmakta ve bu aşk Ruth’la kendisi arasındaki kültür ve eğitim farkını kapatmak için Martin’e kendini geliştirme motivasyonunu vermektedir. Martin ile Ruth’un tanışması romanın psikolojik atmosferini belirleyen temel dönüm noktalarından biri olmaktadır. Martin’in Ruth’la ilk karşılaştığı sahnede anlaşıldığını hissetmesi onun için yeni bir dünyanın kapısını aralamaktadır. Ruth’un zihnini, düşünüş biçimini, inceliğini fark ettiği anda, Martin ilk kez kendini görünür hissetmektedir. “Aklımdan geçeni olduğu gibi görüyor” cümlesiyle yaşamında uzun zamandır eksik olan anlaşılma ihtiyacına vurgu yapılmaktadır. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde sevgi, ait olma ve saygı gereksinimi temel insan motivasyonlarıdır. Ruth yalnızca bir aşk figürü değil, Martin’in kendini değerli hissettiği, onaylanma ve kabul görme ihtiyacının cisimleşmiş halidir.
Martin’in sınıf atlama çabası romanın en güçlü psikolojik temalarından biridir. O, eğitim eksikliğine rağmen kendi kendini yetiştirmeye, düşünmeyi öğrenmeye, kelimelerle düşünce üretebilmeye büyük bir tutkuyla bağlanmaktadır. Yazma kararı ise yalnızca ekonomik bir çıkış değil, kimlik inşa etme sürecinin bir parçası olmaktadır. Martin kendini ait hissetmediği bir sınıftan, entelektüel bir dünyaya geçiş yapmak için büyük bir mücadele vermektedir. Ancak Martin’in içsel yolculuğu yalnızca yukarıya doğru bir çıkış değildir; bu çıkışın her basamağı aynı zamanda bir yalnızlaşma sürecine dönüşmektedir. Zihni geliştikçe kendi çevresinden uzaklaşmakta; bilgi arttıkça yalnızlık çoğalmaktadır. Martin, düşüncelerinin ve entelektüel dünyasının genişlemesiyle birlikte eski ortamında anlaşılmadığını, yeni girmeye çalıştığı sınıfta ise sadece bir yabancı olarak kabul edildiğini fark etmektedir. Bu yabancılaşma, onun karakterinde giderek daha derin bir içsel kopuş yaratmaktadır. Romanın ilerleyen sayfalarında Martin’in kazandığı başarı bile onun ruhunu beslememekte; çünkü başarı, ulaşmayı umduğu duygusal karşılığı vermemektedir. Yani dışsal onay içsel boşluğu dolduramamaktadır.
Bu noktada roman, insanın varoluşsal mücadelesini merkeze almaktadır. Martin yazdıkça kendini bulmakta ama bir noktadan sonra yazmak bile onun için bir anlam üretmez hâle gelmektedir. Anlam arayışı, iç dünyasının en temel dinamiğiyken; anlamsızlık duygusu roman ilerledikçe ağırlaşmaktadır.
Ruth ile olan ilişkisinin sona erişi ise Martin’in psikolojik kırılma noktalarından biri olmaktadır. Ruth’un Martin’i anlamada yetersiz kalması, onun gelişimine yönelik duyduğu endişeler, sosyal çevrenin baskısı ve sınıfsal eşiğin aşılmasında yaşadığı tereddütler, Martin’de reddedilmişlik duygusunu güçlendirmektedir. Martin için Ruth, ait olma hissinin dayanağı, kendini değerli hissettiği duygusal zemin olmaktadır. Bu zemin çöktüğünde Martin’in varoluşsal temelleri de sarsılmaktadır. Bu nedenle, başarı sonrası bile içsel tatminsizliği devam etmekte; çünkü sevgi ve aidiyet ihtiyacı karşılanmamaktadır.
Roman aynı zamanda yazmak isteyenler ve sıfırdan bir şey inşa etmek isteyenler için umut verici bir anlatıdır. Martin’in kendini eğitme çabası, yazmaya duyduğu inanç, defalarca reddedilmesine rağmen devam eden üretme arzusu, yaratıcılığın ve azmin psikolojik yönünü güçlü şekilde vurgulamaktadır. İnsan, kendi potansiyelini gerçekleştirmek için çaba gösterdikçe, dış dünyanın sınırlamalarını aşabilmektedir ve Martin bu anlamda bir direniş figürü olmaktadır.
Sonuç olarak Martin Eden eseri, maddi imkansızlıklar içindeki bir bireyin anlam arayışıyla başlayan, sevgi ve ait olma ihtiyacıyla şekillenen, sınıf atlama çabasıyla güçlenen ancak nihayetinde içsel yalnızlıkla son bulan bir yolculuk olmaktadır. London’ın yarattığı bu karakter, kendini gerçekleştirme mücadelesinin büyüleyici olduğu kadar yıpratıcı da olabileceğini göstermektedir.
‘’Kitaba İlişkin İzlenimlerim’’
Martin Eden romanında karakterlerin iç dünyasına yapılan derin psikolojik yolculuk, okura hem kendini anlama fırsatı sunmakta hem de duygu, düşünce ve davranış arasındaki hassas dengeyi hatırlatmaktadır. Anlam arayışının, aidiyet ihtiyacının ve insan ilişkilerinin görünmeyen yönlerinin ustalıkla işlendiği metin, okuyucuyu kendi yaşamına dair farkındalık geliştirmeye davet etmektedir.
Hacer TALAK
Psikolojik Danışman