Kapatmak için ESC'ye basın

PsikolektifPsikolektif Ortak Noktamız: Ruh Sağlığı

İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN – Kitap İnceleme – Psikolektif + – Sayı – 15

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakikadır.

KİTAP KÜNYESİ

Yazarın Adı: Sabahattin Ali

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Yayınlanma Tarihi: Mart 2017

Basım Yeri ve Tarihi: İstanbul, Ocak 2022

Sayfa Sayısı: 255

Sabahattin Ali, 29 Nisan 1907’de Gümülcine’de doğmuştur. İstanbul’da İlköğretmen Okulu’nu bitirip bir yıl Yozgat’ta öğretmenlik yapmıştır. 1928 yılında Milli Eğitim Bakanlığınca Almanya’ya gönderilmiştir. 1930’da Almanya’dan döndükten sonra Almanca öğretmenliği, memurluk ve dramaturglug yapmıştır. İstanbul’da çıkardığı mizah dergisi Markopaşa’da yayınladığı bir yazı nedeniyle üç ay kadar hapis yatmıştır. Değirmen (1935), Kağnı (1936), Ses (1937), Yeni Dünya (1943) ve Sırça Köşk (1947) öykü kitaplarıdır. Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan ve Kürk Mantolu Madonna adlı romanlarında yansıttığı gerçeklik sayesinde Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatını etkileyen önemli bir figür haline gelmiştir. Eserlerinin etkisi günümüzde de sürmektedir. 2 Nisan 1948’de Kırklareli’nde bir kaçakçı tarafından öldürüldüğü rivayet edilmektedir.

Bu inceleme yazısının konusunu Sabahattin Ali’nin en çok bilinen eserlerinden biri olan İçimizdeki Şeytan adlı romanı oluşturmaktadır. Eserde yer alan karakterlerin özellikleri, yaşanılan olay ve içsel monologlar farklı yaklaşım ve kavramlar çerçevesinde ele alınacaktır.

Romanın ilk sayfalarında Ömer ve Macide’nin yaşamış olduğu romantik ilişki esas konuymuş gibi görünse de İçimizdeki Şeytan, karakterlerin içsel çatışmalarının ve temel kaygılarının da yoğun olarak sunulduğu bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.

İlk sayfalarda Ömer ve Nihat’ın vapur gezintisiyle başlayan roman buradan da Ömer’i okuyucunun zihninde resmetmektedir. Ömer; varoluşsal açıdan sorgulamalarını dile getiren, kendine ve hayata dair farkındalık oluşturamamış bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. Fiziksel açıdan saçlarının alnına dökülüşü gibi verilen detaylarla sunulan anlatım onun çocuk ego durumunu daha sık kullanmasıyla da bütünleşmektedir. Bunun yanı sıra hayata kötümser bakarken bir anda aşık olup her şeyin bambaşka boyuta taşınabileceği inancını yansıtan coşkun tavırları dikkat çekmektedir. Çevresindekiler onun bu yönünü fevri ve ayağı toprağa basmayan biri olarak nitelendirse de aslında Ömer’in duygu düzenleme becerisi edinemediği görülmektedir. Duygu düzenleme becerisi, kişilerin duygularını belirlediği, kontrol ve ifade edebildiği, çevrelerine aktarabildiği becerilerdir. Duygu düzenleme kişilerin yalnızca olumlu duygularını değil, olumsuz duygularını kontrol da etmesini ve bu duyguların hayatını etkilemesine izin vermemesini içerir. Ömer’in maddi kaygılar nedeniyle içe kapanması ve yaşam motivasyonunu yitirmesi ya da Macide’ye aşık olduğunda bu duyguyu en zirvede yaşaması gibi iki uçlu durumlar bunu örneklemektedir.

Varoluşçu terapinin temel felsefesi, insanların özgür oldukları ve yaşamlarından kendilerinin sorumlu olup kendilerini gerçekleştirme kapasitesine sahip olduklarıdır. Ayrıca Varoluşçu terapinin önemli temsilcilerinden Victor Frankl, insanın temel motivasyonunun anlam arayışı olduğunu ifade etmektedir. Ömer’in yaşamı anlamlı bulmadığını ifade ettiği ve arkadaşı Nihat’a yönelttiği “…uğruna ölünecek tek bir şey söyle…” cümlesi varoluşsal kaygılar taşıdığını ve anlam arayışında olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra “İçimdeki Şeytan” diye nitelendirdiği olumsuz eylemlerini sorumlu tuttuğu kavram onun düşünce ve eylemlerini kendinden dışsallaştırdığı ve seçim sorumluluğunu alamadığını yansıtmaktadır.

Macide karakteri çevresindekiler tarafından soğuk ve ketum biri olarak nitelendirilmiştir.  Aslında Macide’nin içedönük yapıda biri olması bu algıya neden olmaktadır. Bir karar almak için Ömer’in aksine daha sakin kalarak uzun içsel sorgulamalar yaptığı ve davranışlarında daha tutarlı olduğu yansıtılmıştır. Ömer’le tanıştığında ailesinden uzakta, kendini çok yakın hissetmediği bir ailenin yanında kalıyor olması ve babasının ölüm haberini alması Ömer’le olan ilişkilerinin daha hızlı gelişmesini sağlamıştır. Macide’nin yoğun olarak hissettiği güvende ve ait olma ihtiyacı Ömer’in duygularıyla birleşince hızlı ortak kararlar alınmasına neden olmuştur.

Yakın ilişkiler açısından bakıldığında Macide ve Ömer’in karakterlerindeki ve yaşam tarzlarındaki bazı farklar başta çekimi kuvvetlendirip onları bir araya getirse de bir süre sonra beklentilerin, özellikle Macide tarafından, cevapsız kaldığını göstermektedir. İkilinin temel kaygılarını birbiri ile paylaşmayıp kendi içinde sorgulaması ilişkiye zarar vermektedir. Macide’nin Balıkesir’deyken müzik öğretmeni olan, Macide’ye karşı romantik hislerinin olduğu bilinen Bedri karakterinin ilişkilerinde sorumluluk alması ve güven vermesi Macide’ye farkında olmadan kıyas yapma fırsatı sunmuş ve ilişkilerinin devam etmesinin yararlı olmayacağı düşüncesiyle sonuçlanmıştır.

Son olarak romanda birçok karakterin Freud’un ego savunma mekanizmalarını belirgin bir şekilde kullandığı görülmektedir. Profesör Hikmet, şair Emin Kamil ve muharrir İsmet Şerif gibi isimlerin entelektüelleştirme savunma mekanizmasını kullanarak sohbetlerine kendi benlikleri dışındaki entelektüel konuları dahil ettikleri görülmektedir. Ömer’in sorumluluk almaması ya da Hafız Hüsamettin Efendi’den tehditle para istemesi gibi aslında kendi davranışlarının sonuçlarını “İçimdeki Şeytan yüzünden” diyerek yansıttığı görülmektedir. Ayrıca Macide’nin yaşadığı gerilimleri bedeninde farklı sonuçlarla hissetmesi somatizasyon yaşadığını göstermektedir.

‘‘Kitaba İlişkin İzlenimlerim’’

İçimizdeki Şeytan romanıyla ilgili bugüne kadar birçok yerde farklı alıntılar karşıma çıkmıştır. Bunlardan biri de “Hayır, unuttum diyemem, fakat üzerimde bir tesiri kalmamış.” cümlesidir. Bir solukta okunan, karakterlerin içsel sıkıntılarını birebir yansıtan ve en önemlisi okuyucuda duygu ve tesir bırakan bir eser olduğunu düşünüyorum. Keyifli okumalar diliyorum J

Seren Tuğçe AY

Psikolojik Danışman