
Merhabalar hocam, bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için Persona ailesi adına teşekkürlerimi sunuyorum.
1. Sizi tanımakla başlayalım, bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? (Hobiler, bilimsel uğraşılar, akademik özgeçmiş vb.)
Psikoloji ve iktisat olmak üzere iki lisans, bir yüksek lisans ve doktora eğitimime ek olarak çok sayıda sertifika ve seminere katılıp alanda farklı pek çok konuda kendimi geliştirmeyi hedeflediğim bir sürecin içindeyim. Zira sosyal bilimler oldukça geniş bir alan. Şu ana yaratıcı yazarlıktan, sanat terapisine, geştalttan, öykü atölyesine, sinemaya ve fotoğrafa yönelmiş olarak psikoloji ile sanatı birleştirmeye çalışan hem öğrenip hem aynı zamanda öğrencilerime öğreten biri olarak Erikson’un orta yetişkinlik döneminde üretici tarafım belirgin diyebilirim.
2. Bu sayımızın temasını “çocuk” olarak belirledik. Çocuk kavramının çeşitli tanımları var. Hukuksal, eğitimsel birçok tanımlama mevcut. Sizin çocuk tanımınız nedir? Ve günümüz çocukları için kullanılan “Milenyum çocukları”, “teknoloji nesli” vs. ile ilgili neler söylersiniz?
Bana göre çocuk insanlığın ilk hali, orijinal ve en üretici hali. Avcı toplayıcı ve tarım çağında doğa ile iç içe olan çocuk, bugün artık zihnini en etkin biçimde hem de çok küçük yaşlardan itibaren kullanma potansiyeline sahip. Bugün eğer izin verilirse ilkokula başlamadan önce bir çocuk en üst seviyede bilişsel mekanizmalarını kullanabilecek yeterlilikte, ama neyin pahasına; başta duygular ve sonra fiziksel gelişiminden ödün vermek pahasına. Yani teknoloji çağına çok çabuk uyum sağlayabilen çocuk en çok sanayi devriminde zorlandı. Tarım çağında tüm insanlık daha doğalını yaşamakta iken sanayi ile birlikte yetişkinler de dahil olmak üzere çocuklar çok zorlandılar.
Bugün ise çocuklar daha avantajlı, çünkü internet ile birlikte bir önceki nesle göre daha hızlılar bu nedenle de üstün yetenekli çocukların yaşadığı zorlukları yaşamaktalar. Tabi bu örneklemim kentte yaşayan çocukları daha çok bağlıyor, daha yoksul, eğitim imkanları olmayan çocuklar bilgi çağında karşılarına çıkan fırsatlara ulaşamayınca yoksunluk yaşamakta ve bununla baş edemediğinde suça ya da duygusal sorunlara yönelebilmekteler.
3. Eğitimden devam edersek artan kreş ve anaokulu sayısı ile birlikte aileler çocuklarının eğitime başlama yaşı konusunda tedirginlikler yaşamaktadır. İdeal okula başlama yaşı ne olmalıdır sizce? O yaştaki çocuklara kazandırılması gereken davranışlar neler olmalıdır?
Ev ortamında çocuğa yaşıtları ile birlikte olma imkânı verilebilse ne güzel olur. Bu koşullar ile okullar illa da gerekli olmayabilir. Bu anlamda geçmişin geniş aileleri oldukça başarılı idi. Aynı yaş grubundan çok sayıda çocuğun bir arada yaşadığı aileler bugün güneyde ve doğuda hala yaygın. Ancak diğer yandan çocukların bilişsel öğrenme hızları ve psikososyal , duygusal gelişim yolculuklarında akılcı eğitimlerin rolü de oldukça önemli. Eğitici dramalar yoluyla öğrenen çocukların gelecekte daha mutlu yetişkinler olduğu pek çalışmanın sonuçlarıyla kanıtlanmış. Yani konuya ekolojik sistem yaklaşımı ile bakarsak, mikro düzeyde aile ve akrabalar, makro düzeyde ise kültürel aktarım koşullarının sağlanabildiği bir ortam çocuklar için en etkili sonuçların ortaya çıkmasında katkı sağlayacaktır. Çocuklara kazandırılacak davranışlar konusunda hem ailelerin hem de kurumların üç gelişim alanını göz önüne alarak davranmaları oldukça önemlidir: duygusal, bedensel ve bilişsel. Bolca oyun oynamak, aslında hem biliş, hem beden hem de duyguların gelişimde oldukça önemli rol oynar.
4. Biliyoruz ki çocuk yetiştirmek bir nevi geleceği hazırlamaktır. Çocuk eğitiminde nelere dikkat edilmeli çağımız ebeveynlerinin çocuk yetiştirme tutumlarını göz önünde bulundurursak bununla ilgili söylersiniz? Çocukların ilgi ve yeteneklerinde ailelerin nasıl bir rolü bulunmaktadır?
Aslında bu konudaki en güçlü rehberimiz Jean Piaget’dir. Okullarda Piaget günleri düzenleyip ailelere çocukların bir tür araştırıcı, kuramcı ve kendi akıllarının patronu oldukları konusunda bilinçlilik kazandırılırsa aslında işler oldukça kolaylaşır. Öğretmenlerin, öğrenci-öğretmen çatışmasından kurtulup, çiçek gibi çocuk yapma hegemonyalarından vazgeçip iç disiplinli çocuklar yetiştirmeye odaklanmaları oldukça önemli bir çıkış noktası olacağı kanaatindeyim. Dış disiplinli yani heteronom ahlaklı çocuklar yerine otonom yani özerk ve iç disiplinli çocuklar geleceğin düşünen ve sorgulayan bireyleri ve barış içinde bir dünya için güçlü bir zemin oluşturabilirler diye düşünüyorum. Diğer yandan, Alfred Adler’in “sosyal ilgi” konusu da oldukça önemli. Toplumu ön plana alan, insanlara ilgi duyup onlara sahip çıkan bireylerden oluşan bir dünyaya ihtiyacımız var. Bu anlamda öğretmenlerin pedagojik anlamda donanımlı olmaları, velilerle kurdukları temasta onları suçlayan değil destekleyen ve çözümleri içinde barındıran iletişimler, sohbetler kurması çok işe yarayacaktır. Ve tabi ailelerin rekabet beklentileri yerini hızlıca öğrenme ve kendini gerçekleştirmeye çevrilmeli.

5. Çocukların teknoloji ile imtihanı herkesin dilinde. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu durumun nasıl önüne geçebilir anne-babalar? Teknoloji nasıl kullanılmalı?
Teknoloji dünyayı tanımamıza yarayan oldukça güçlü bir araç. Ama dünyayı tanımak için illa da teknoloji olması gerekmiyor. Bundan yüzyıllarca önce iletişim, haberleşme için elektrik, arabalar yoktu, ama insanlar daha mı mutluydu acaba? araştırmalar yok. Çocuklar da büyükler de söz konusu olsa herşeyin fazlası zarar prensibinden hareketle aslında teknoloji ile sınavımız tüm yaş grupları için önemli bir konu. Neden bazı insanlar ve çocuklar daha az teknoloji ile iç içe, neden bazıları da bu kadar bağımlı sorusunun yanıtları aranmalı aslında? Eğer daha az teknoloji ile zaman geçiren çocuklar varsa tam bunu sağlayan koşulların araştırılması gerekiyor. Ben biraz model alma, biraz varoluşsal kaygılar, biraz kimlik arayışında sorunlar, biraz da günlük hayatın sorumluluklarından kaçmak için teknolojinin bir tür uyuşturucu etkisi olduğu kanaatindeyim. O zaman dürtüsel olarak elimizde telefonla dolaşan bizlerin sorunu nedir ya da dolaşmayanların güçlü olduğu konular nelerdir üzerinden çift yönlü bir çalışma yürütmek en iyisi olurdu herhâlde.
6. Madde kullanım yaşı son yıllarda ilkokul düzeyine kadar inmiş bulunmakta ne yazık ki. Bu yaştaki bir çocuğun kullandığı maddeyi temin edebilmesinin yanı sıra buna maddi kaynak sağlayabiliyor olması da gerçekten şaşırtıcı bir durum. Bize küçük yaşlardaki çocukların madde kullanımı ile ilgili olarak bu çocukların aile ortamı ve sosyoekonomik düzeyi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bu konuda yapılan çok sayıda araştırma sonucu özellikle dezavantajlı çocuklarda daha yaygın olduğu şeklinde. Özellikle parçalanmış ailelerden gelen çocuklar, bulunduğu kültürel çevrede yaygın kullanımı olanlarda, duygusal sorunlar yaşayanlarda ve tabi ekonomik eşitsizlik, eğitimde fırsat eşitliğinin olamadığı bölgelerde yaşamak gibi unsurlar sosyolojik bağlamda araştırılan konular arasında. Diğer yandan hep örnek verilen üst sosyo-ekonomik gruplarda o zaman neden yaygın sorusu, bizi toplumsal olarak E. Durkheim’ın anomi-yabancılaşma kavramına götürür.
Durkheim, intiharın bile bir toplumsal olgunun sonucu olan başka bir toplumsal olgu olduğunu belirterek bu durumu sosyolojik olgularda aramak gerektiğini söyler. Mesela boşanma, kimlik arayışlarının tamamlanmadığı erken evlilikler, şiddetin yoğun olduğu medya haberleri, ekonomik yetersizlik, işsizlik hepsi birer toplumsal olgu ise bundan çocukların da etkilenmesi kaçınılmaz. Hele de küreselleşen dünyada çocuklara daha kolay ulaşılması (internet aracılığı ile mesela) ya da çocukların sorunlarla baş etme konusundaki arayışlarında onları kullanma noktasına gelen grupların akıllıca! Eylemlerine karşı uyanık olmak gerekiyor. Bu sadece aileye sorumluluk vermekle halledilecek bir konu değil, toplumun tüm kurumlarının, sağlık, hukuk, eğitim, din ve tabi siyasetin etkili kararlar almasını gerektirecek çok geniş bir konu. Yani her kurum kendi kapısının önünü süpürse tertemiz bir toplumumun olması içten bile değil.
7. Küçük yaşta madde kullanımına ilişkin herhangi bir vaka ile karşılaştınız mı hiç meslek hayatınız boyunca? Karşılaştığınız vakalar genellikle hangi problemlerle geliyorlar? Onlarla nasıl çalışmalarda bulunuyorsunuz?
Bu çok geniş bir konu tabi. Madde kullandığına tanıklık ettiğim en küçük çocuk ortaokullu bir erkek çocuğuydu, bali çekerdi ve normalde yapamadığı şeyleri hayalinde canlandırarak kendini bütünlemeye çalışırdı. Bir kıza arkadaşlık teklif etmek istermiş ama yapamazmış bir gün bali çekince çok rahat konuşabilmiş, bir gün de kızdığı arkadaşına bıçak çekerken hayal etmiş kendisini, o an yanında olsa ve elinde bıçak olsa hiç korkmadan yaparmış bunu. Karşılaştığım vakalardaki ortak yan bu işte, tamamlamaya çalışmaları hayatlarını, bir şeyler eksik kaldığında hepimizin yolları vardır, ama bu çocuklar için seçenekler bildikleri kadardır. Eksik olanı bulduğunuzda ki bu da ancak bilimin verileri ile daha net görünebiliyor gözümüze işte o zaman çözüme odaklanmak çok kolay. Bir arkadaşımın sözü geliyor bazen sonuca ulaşmakta zorlandığımda “ölme öldür çaresi bulunur”. Şükür ki Allah bize akıl ve duygu vermiş ki birini öldürmeye gerek kalmadan çoğunluk sonuca ulaşıyoruz, bazen bir sonuç olamadığını farketmek hatta kabul edebilmek de bir sonuç olabiliyor. İşte tüm bunlar için de anlamak, empati kurmak, sohbet etmek, ötekileştirmemek, dinlemek, sabırlı olmak gibi değerlere ihtiyacımız var.
8. Bir de çocuklarda ölüm kavramı ile ilgili birkaç sorumuz var. Herhangi bir yakınının ölümü durumunda çocuğa yapılacak olan açıklama nasıl olmalıdır? Çocuğun bu ölüm olayı ile baş etmesine yardımcı olmak için çevresindekilere neler önerirsiniz?
Bu konuda farklı görüşler olsa da somut işlemsel döneme geçmiş bir çocuk için yani 7 yaşından sonra hayatın gerçekleri ile yüzleşmeleri için en çok yakın hissettikleri kişinin kuracağı gerçek iletişim ile açıklama yapmak mümkün olacaktır. Eğer çocuk 3 ile 6 yaş arasında ise kesinlikle abartmadan, konuya olumsuz duygusal katkımızı eklemeden, olayı basit bir dille, somutlaştırarak gerekirse doğadan örneklerle açıklamak ve özellikle süreçte ona sosyal ve duygusal destek vermeyi kesmemek çok çok önemli. Yetişkinlerde de duygusal ve sosyal desteğin işe yaradığını bilmekteyiz. Çocukta etkilerin, mesela yemeden içmeden kesilme, uykusuzluk ya da çok uyuma, huzursuzluk 3 aydan daha fazla devam ediyorsa bir çocuk danışmanına gitmesi önerilir. Genelde daha önceden sorunları olmayan güçlü çocukların bu tür olayları daha çabuk atlatması mümkündür.
9. Çocukların ihmal ve istismara uğramaları son zamanlarda medyada çokça yer alan bir konu. Peki medya dili ne derece sağlıklı? Kullanılan görselleri, haber üslubunu nasıl yorumlarsınız? Doğru, hak temelli bir habercilik nasıl olmalı sizce?
Açıkçası iletişim kanallarının sayısı artmasıdır bu tür olayların daha fazla olduğunu zannetmemizin altında yatan neden. Değil ki, hala ensest ve taciz medyaya yansıyan kısma göre buzdağının çok daha fazlasını oluşturmakta. Medyanın ilgi çekmek için bu haberleri abartılı sunması, yorumlarda özensiz bir dil kullanması kesinlikle etik değil. Maalesef bir internet yasamız olmadı, haber kanallarının yeterince yaptırımları olmadığı sürece bu böyle devam edecek. Çözüm, medya okuryazarlığında. Hem okullarda hem evlerde çocuklara haberleri nasıl okuyacakları konusunda eğitim vermek medyanın bu tarzına karşı açılacak en büyük silah olacaktır.
10. Görmekteyiz ki her nesil bir önceki nesilden daha farklı koşullara sahip. Günümüz çocuklarından yola çıkarak geleceğin çocukları hakkında birkaç şey söylemenizi istesek bize neler söylersiniz?
Tersinden düşünürsek bundan 50 yıl önceki çocuklara bugün için mesaj vermek istese idik ne derdik? 1970’ler yani. Televizyonun yeni yeni ülkemize girdiği yıllar, telefonlar artık evlere bağlanıyor, cep telefonları dünyadan ülkemize yavaş yavaş gelmekte. Bol bol ağaç dikin, ülkenize, yerel ürünlerinize sahip çıkın, tarım arazilerinizi geliştirin, kendi üretiminize ağırlık verin, bu anlamda eğitimlerinizin ülkenizin ihtiyaçlarına göre verin ki, yeni nesil işsiz kalmasın, aile eğitimlerini ön planda tutun. Yani şu an 2017 de neye ihtiyacımız varsa ona dikkat edilmesini isterdik herhâlde. Bence bu yüzyıllarca değişmeyecek temenniler. Küreselleşen dünyada insanlığı, hayvanları, dünyayı tehdit eden unsurlar aslında tüketmediğimiz ve hep daha fazlasına sahip olma ihtiyacı imiş gibi bize sunulanlara sahip çıkmamız. Gerçek ihtiyaçlarımız çok temel ve değişmiyor, o halde daha fazlası için yapılan yarış hiç de akıllıca değil. Geleceğin çocuklarının bugünkünden daha fazla bişeye ihtiyacı olmayacak aslında, tıpkı bundan yüzyıllar önce bugünün çocuklarının daha fazla şeye ihtiyacı olmadığı gibi. Ama kaybettiğimiz değerler, sabır, insanca yaklaşım, adalet gibi değerler kazanılmak için bir an önce biz alanda çalışanların işbaşı yapıp fazla mesai harcamamız gereken konular, ancak o koşulda gelecek nesil daha fazla kaybetmekten kurtulmuş olur.
Son olarak çocuklarla çalışmak isteyen psikolojik danışmanlara önerileriniz neler olur?
Tıpkı benim yaptığım gibi okumaktan, öğrenmekten, sormaktan vazgeçmeyin. Bilgi güçlendirir ve güç vermek için ilaca dönüşür, hem kendinize hem başkalarına…
Zaman ayırdığınız ve ilgi ile sorularımızı cevapladığınız için teşekkür ederiz Hocam

