Bir toplulukta yerleşmiş olan adetlerin, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa davranış biçimlerinin, kurallarının bütünü olarak tanımlanan TÖRE maalesef gerçek hayatta kağıt üstünde durduğu kadar masum durmuyor. Töre’nin can yakıcılığı, kanatıcılığını ele alan “Halam Geldi!” filmi göçten, çocuk gelinlere, akraba evliliğinin getirdiği hastalıklara kadar birçok toplumsal sorunun ele alındığı sosyolojik temelli bir eser olarak karşımıza çıkıyor. İkisi kız biri erkek olan üç çocuğun üzerinden ele alınan bu sorunlar yaşanmış olaylardan alınmakta olup izleyenleri gerçeğin çıplaklığıyla yüz yüze getirmektedir.
Huriye:
Filmin başlangıç noktası Huriye’nin adet oluşunu ailesinden saklamasıyla oluyor. Kadınların gelişimsel olarak ayda bir yumurtalıklarının kanaması filmin kimi yerinde utanç kimi yerinde ise gurur kaynağı olarak anlatılması dengesiz bir tablo çiziyor. Ve ağız birliği ile alınmış bir karar gibi aylık döngüye halam geldi ismi veriliyor.

Evin en büyük kızı olarak yerine getirmesi toplumca yerinde getirmesi gerektiği düşünülen vazifeden kaçmak için çırpınmaktadır. Huriye halasının oğlu ile evlendirilmeye mahkum bırakılmış ve adet olması beklenmektedir. Etrafındaki örümcek ağlarını yırtma çabasıyla adet olduğunu herkesten saklamaya çalışmaktadır. Çocuk olarak nitelendireceğimiz Huriye bu konuda pek tabii başarılı olamamıştır.
Reyhan:
Huriye’nin arkadaşı ve sırdaşı. Huriye’nin halasının geldiğini tüm köy halkı duyduğunda babasının utanç duymasından dolayı Huriyeden çok daha fazla hırpalanmıştır. Okuyup kendini geliştirmek istemekte ve halası gelene kadar vakti olduğunu bilmektedir. Bunun için elinden geleni yapmaktadır. Ergenliğin peşinde sürüklediği duyguları karşı cinse ilgisini artırmakta ve onu töre ile bu duygular arasında bırakmaktadır. Yaşının gereklerine göre kendi cinsinden ebeveynini örnek almakta fakat annesinin özelliklerine anlam veremediği için ona karşı hem öfke hem de kırgınlık duymaktadır. Reyhan’ın film akışında söylediği “Anne bir şey yap! Ben sana güvenemeyeceksem kimden yardım isteyeceğim.” Sözleri kulaklardan silinmeyecek türdendir.

Halil:
İstanbul’dan ailesiyle göçmüş bir çocuk. Kültüre alışamamış ve kendini yalnız hissetmektedir. Göç psikolojisini ve ergenliğin getirdiği sorunları birlikte yaşayan bunların içinden çıkmaya çalışan okul öğrencisi Halil anne ve babasının akraba evliliğinden dolayı akciğer yetmezliği hastalığıyla boğuşmaktadır. Reyhan ve Huriye’ye olanları şaşkınlıkla izlemekte fakat elinden bir şey gelmemektedir. Toplumsal olarak erkek olduğu için üzerine yüklenmiş bir sürü görev ile yaşının küçüklüğü arasında sıkışıp kalmıştır.
Kanayan yaramız çocuk gelinler! Töre adı altında bir türlü engel olamadığımız akraba evlilikleri! İnsanı köklerinden koparan göç! Bu üçü etrafında şekillenmiş muhteşem bir film. Bu sorunlar film genelinde çok güzel işlenmekte olup maalesef yine çocuk gelinler sadece doğu kültürüne hapsedilmiştir. Kişiler ister kabul etsin ister reddetsin çocuk gelinler yalnız doğu coğrafyasının değil tüm dünyanın sorunudur. İyi seyirler..

