“Cinsel istismar, basında sık sık yer alan ve toplumun büyük tepkisine yol açan bir insanlık sorunudur. Bu sorun yüzyıllardan beri, bedensel ve ruhsal sağlığı hasar görmüş bireyler üreterek, hücrelere saldıran kanser gibi toplumları tahrip etmeyi sürdürmektedir.”(Topçu, 2009: s.17). Çocukta cinsel istismar ‘henüz cinsel gelişimini tamamlamamış bir çocuğun’ bir erişkin tarafından cinsel arzu ve ihtiyaçlarını karşılamak için karşı tarafın rızası olmadan veya kandırarak çocuğa yapılan tüm davranışlardır (Soylu, Pilan, Ayaz, Sönmez, 2012). Cinsel istismar temas içeren ve temas içermeyen istismar gibi farlı şekillerde olabilir. Temas içeren cinsel istismar; cinsel ilişki, oral seks, anal seks, genitallerin doğrudan veya giysilerin üzerinden okşanması gibi eylemleri içerir. Temas içermeyen cinsel istismar ise; cinsel içerikli konuşma, teşhircilik ve röntgencilik gibi eylemleri içerir (Aktepe, 2009; Çöpür ve ark., 2012).

Çocuklara yönelik cinsel istismar evrensel bir konudur ve sıklığı her geçen gün artmaktadır. Ülkemizde bu alanda yapılan çalışmaların sayısı giderek artmaktadır fakat yine de cinsel istismarın sıklığına ilişkin net bilgiler ortaya konulamamaktadır. Bu duruma ilişkin net bilgilerin ortaya konulamamasının nedeni ise cinsel istismara maruz kalan çok az kişinin bildirimde bulunmasından kaynaklanmaktadır (İmren, Ayaz, Yusufoğlu, Arman, 2013). Bu çok az bildirimlerin sebebi de toplumların bu konudaki tabulaşmış düşüncelerinden ve istismarın neden olduğu utanç ve suçluluk duygularından kaynaklanmaktadır. Yapılan bir çalışmada yirmi cinsel istismar vakasından yalnızca birinin bildirildiği tahmin edilmiştir (Çöpür ve ark., 2012). Yapılan bir araştırmada çocuklukta cinsel istismara maruz kalma sıklığının %10-40 arasında olduğu bildirilmiştir.
Cinsel istismarın erkek ve kız çocuklarında görülme sıklığı farklılaşmaktadır. Literatürde istismarcıların çoğunluğunun erkekler olduğu, cinsel istismara en çok maruz kalanın ise kızlar olduğu bildirilmektedir(İmren ve ark., 2013).
Bu durum istismarcıların yalnızca erkek olduğu anlamına gelmemelidir oranları az olsa da kadın istismarcıda bulunmaktadır. Cinsel istismara en çok maruz kalanlar; kız cinsiyet, engelli olmak, anne-baba kaybı, üvey baba, annenin fiziksel hastalığı/alkol madde kullanımı/kişilik bozukluğu, evlilik çatışmaları, ailenin düşük gelir düzeyine sahip olması, aile içi ilişkilerdeki yoğun çatışmalar, çok çocuklu aile, eğitimsiz aileler olarak gösterilebilir. Fakat bu cinsel istismara sadece bu kişilerin maruz kaldığı anlamına gelmemektedir. Cinsel istismara erkek cinsiyetlerin, zengin kesimin de maruz kaldığını görmekteyiz (Taner, Çetin, Işık, İşeri, 2015).
Bu konuda yaygın toplumsal mitlerimiz vardır. Cinsel şiddet ile ilgili yaygın mitler;
1. Cinsel istismar, istismara maruz kalanın suçudur ve ne giydiğiyle ilgilidir.
2. Cinsel istismar, istismara maruz kalanın nasıl davrandığıyla(istismara maruz kalanın bacak bacak üstüne atması, saçlarıyla oynaması, gülmesi vb…) ilgilidir.
3. İstismarcılar sadece yabancılardır.
4. İyi ailelerde cinsel istismara rastlanmaz.
5. Çocukların hayal güçleri zengin olduğu için yalan söylüyor ya da uyduruyor olma ihtimali yüksektir.
Cinsel şiddet ile ilgili yaygın mitlerin(yanlışların) gerçek karşılığı;
1. Cinsel istismar, istismara maruz kalanın değil failin suçudur ve istismara maruz kalanın ne giydiğiyle ilgili değildir.
2. Cinsel istismar, istismara maruz kalanın nasıl davrandığıyla ilgili değildir. Evde, işte, sokakta, barda, okulda, nerede olursak olalım dünyanın hiçbir yerinde hiçbir davranışımız cinsel istismara davetiye olamaz.
3. İstismarcılar sadece yabancılar değildir. İstismarcı yabancı olabildiği gibi, bireyin birinci ve ikinci dereceden akrabaları da olabilir.
4. İstismar sadece kötü koşullara(kültürel, sosyal, ekonomik koşullar açısından koşullar) sahip olan ailelerde değil iyi koşullara sahip olan ailelerde de görülebilir.
5. Çocukların(özellikle küçük yaştaki çocukların) böyle bir konuyu hayal edebilmesi için böyle bir şeyi görmüş olması gerekir. Çocuğa cinsel içerikli görüntülerin izletilmesi de cinsel istismara maruz kalma kapsamında değerlendirilir. Bu nedenle çocukların bu konuda söyledikleri hiçbir şey göz ardı edilmemelidir. Çocuklar bu konuda yalan söylemezler(Kurşun, 2014).
Çocuk cinsel istismarına bağlı olarak gelişen ruhsal ve bedensel belirtiler dalgalı bir gidişat gösterir ve bu belirtiler uzun süreli olumsuz etkiler yaratır (İmren ve ark., 2013). Cinsel istismara maruz kalan çocuklarda görülen bu bedensel ve ruhsal etkiler, çocuğun istismarcı ile olan ilişkisine, istismarın şekline, süresine, şiddet kullanımına, bedensel zararın varlığına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Cinsel istismarın çocuğun ruhsal durumunda oluşturduğu etkiler ile ilgili yapılan bir araştırma da cinsel istismar sonrasında ruhsal bozukluk görülme oranının %60’ın üzerinde olduğu belirtilmiştir.


Bir başka çalışmada ise, cinsel istismara maruz kalan çocukların %64-79’unda psikiyatrik belirtiler saptandığı belirtilmiştir. Bu çalışmalarda travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve majör depresif bozukluğun(MDB) cinsel istismara maruz kalan çocuklarda en çok görülen psikiyatrik bozukluklar olduğu saptanmıştır (Soylu ve ark., 2012). İstismarın türü ne olursa olsun çocuğun bu durumdan çok etkilenmesi, çocukların bu durumu gizlemesi gibi sebeplerden dolayı çocuk üzerisindeki etkileri tam olarak saptanamayabilir.
Bu araştırmaların tümü, çocuk cinsel istismarının insanlık için alarm vermekte olduğunun ve acilen bir şeyler yapılması gerektiğinin bir göstergesidir. Cinsel istismar insan olmayı öğrenememiş bireylerin gösterdikleri bir eylemdir (Topçu, 2009: s.14-15). Bu durumun önlenmesine yönelik bizlere düşen görevler; bireylere insan olma eğitimlerinin verilmesi, insan ve çocuk haklarına yönelik seminerlerin verilmesi, ailelerin bu konu hakkında bilinçlendirilmesi, çocuklara mahrem yerlerinin nereler olduğunun öğretilmesi ve böyle bir durumla karşı karşıya kalınması durumunda nasıl tepkiler verileceğinin öğretilmesi gibi eğitimlerin yaygınlaştırılmasını sağlamaktır. Çocukların cinsel istismara maruz kalmaları durumunda bunu iletebilecekleri yardım merkezleri oluşturulabilir. Bu konuda çalışmalar yapan dernek sayılarının arttırılması da bu olguyu azaltma yönünde bir girişim olabilir. Bu konuda yaygın toplumsal mitlerin varlığından bahsetmiştik. Bu mitlerin yanlış olduğuna dair ses getirecek geniş çaplı toplumsal bir çalışma yapılabilir.


