Size hayattaki en masum kişiler kimlerdir diye bir soru yöneltilse cevabınız ne olurdu? Cevaplarınızı kulaklarımda duyar gibiyim sanki.
Evet evet aynen öyle bence de çocuklar!

Her türlü hareketleriyle biz yetişkinlerden farklı hareket eden çocuklar, hayattaki olayları o kadar farklı bir pencereden görüyorlar ki sanki dünyada sadece kendileri varmış gibi hareket ediyorlar. İşte benmerkezcilik dediğimiz kavram da burada ortaya çıkıyor. Çocuk benmerkezciliği; çocuğun, her şeyin yalnızca kendisine hizmet etmesi ve kendisinin yaşaması için var olduğunu düşünmesi ve her hareketinde yalnızca kendisini düşünmesidir. Bu düşünce de dahil her düşüncelerinde yüzlerinden, hareketlerinden, duruşlarından, konuşmalarından kısaca her şeylerinden masumluk akar resmen.
Geçenlerde bir yerde oturuyorum karşımda da bir çocuk var. Bir konu açıldı ve çocuk, arkadaşlarından birinin Balıkesir’e gittiğinden bahsetti. Anlattığım çocuk sadece beş buçuk yaşında. Arkadaşın Balıkesir’de ne yapacak diye sorduğumda “Balık almaya gitti” cevabını aldıktan sonraki o masumiyeti unutamıyorum. Tamamen safça söylenilen bir cümleden sonra yüzümde oluşan o tebessüm çoğu şeye değerdi. Ne kadar güzel ve özel bir dönemmiş çocukluk. Yaşarken farkında olmadığımız, tam farkına varmaya başladığımızda ise çocukluk döneminin sonuna geldiğimiz ve haberimiz olmadan geçen bir dönem.
Çocukken büyümek için can attığımız, “bir büyüyeyim de neler yapacağım” diye söylenen konuşmalara sıklıkla şahit olmuşsunuzdur ve hala da oluyorsunuzdur. Sahi büyüyünce gerçekten de hayal ettiğimiz gibi oluyor mu her şey? Yoksa keşke çocuk kalsaydım cümlesi daha çok mu yankılanıyor kulaklarımızda? Bazen çevrede bir çocuğun tamamen safça yaptığı bir hareketi veya küçük şeylerden mutlu olduğunu gördüğümüzde “çocuk işte, ufacık şeyden mutlu oluyor ne güzel” cümlelerine şahit oluyoruz. Küçükken hayatta yaşadığımız en küçük şeyden mutlu oluyorken yaşımız ilerledikçe ne oluyor da isteklerimiz bir türlü bitmiyor? Ne oluyor da her şey bizim olsun istiyoruz? Elimizdekilerle yetinmeyip neden hilelere başvuruyoruz? Halbuki çocukken ufacık şeyden mutlu olan da bizdik, şimdi hiçbir şeyden mutlu olmayan da biziz. Sorun nerede o halde? O çocukluğu yaşayan da biz olmamıza rağmen içimizdeki çocuğu öldürmüşüz desek doğru olur mu sizce? Bence tam olarak da bu yüzden. Yaşımız ilerlese de içimizdeki çocuğu sürekli beslemeye, büyütmeye devam etmeliyiz. Çünkü hangi açıdan bakarsanız bakın, çocukluğu iyi geçmeyen bir birey ilerleyen hayatında da büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Çocukluk, her şeyin başlangıcıdır aslında hayatımızda.

Yalnızca hayatın başlangıcı olan anne karnına düştüğümüz andan sonra yaşanılan bir dönem olarak anılması, çocukluğa haksızlık olacaktır aslında. Çünkü çocukluk her yönüyle bizim hayatımızı şekillendirir. Hem kişilik hem düşünce yapısı hem olaylara bakış açısı ve daha birçok konunun temeli çocuklukta oluşuyor çünkü. Bu nedenle hayatımızda varlığını çok geç anladığımız, sonrasında geri dönmek istediğimiz ama ne yaparsak yapalım geri dönemediğimiz; çevremizde bir çocuk gördüğümüzde gıpta ile baktığımız bu önemli dönemi en azından çocuklarımızın iyi bir şekilde geçirmesini sağlayabiliriz. Bu sayede hem çocuklarımızın geleceğini daha sağlam temeller üzerine oturtmuş oluruz hem de hayatın gazabından onları elimizden geldiğince korumuş oluruz. Büyüdüğünde çocuğumuz “keşke ben çocukken ailem de bana böyle davransaydı” cümlesi yerine “gerçekten güzel bir çocukluk geçirdim bu sayede bu kadar iyi durumdayım” cümlesini kullanabilsin. Hayatın her açıdan güzelleşebilmesi adına daha bilgili, daha bilinçli ebeveynlerin yetişmesi dileği ve içinizdeki çocuğu hep canlı tutmanız temennisi ile…

