YENİ SAYI Psikolektif + 29 · Haziran 2026 · 5 film, 3 kitap, 1 oyun Sayıyı aç
Persona · Sayı 6 Varoluş
Yazı 3 / 14
PDF'te aç
03 · VAROLUŞ

Varoluşu Din Bağlamında Ele Almak

Varoluş ve din yıllardan beri insanların gündemini meşgul eden iki önemli kavram. Ve çoğunlukla da birbirlerinin zıddı olarak ele alınabilecek iki kavram. Varoluşçuluk, insanın özden önce var olduğunu ve davranışlarının sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini savunur. Dinler de aynı şekilde, insanın davranışlarının sorumluluklarını üstlenmesi gerektiğini söyler.

Varoluşu Din Bağlamında Ele Almak

Özellikle ilahi kaynaklı dinlerde bu düşünce çok daha yoğun şekilde işlenir. Varoluşçu yaklaşım açısından hayat sekülerizmi (dünyacılık) merkeze alan, inanç açısından ise çoğunlukla agnostik ve bütünüyle bir yaratıcının varlığını yok sayan; ya da yaratıcının var olmadığını savunan bir görüş olduğunu söylemimiz mümkündür. Din –özelde ilahi dinler- ise bir yaratıcının varlığını kabul ederek ve bunu bilerek yaşamanın gerekliliğini öğütler insana. Bu insana bir sorumluluk da yükler aynı zamanda, ölümden sonra bir dünyanın varlığı ve o dünyadaki yerini belirlemek için beşeri alem olarak adlandırılan dünyada yaşamak bunun bilinciyle hareket etmek. İnsan olmanın getirdiği akıllı olma; beraberinde davranışlarının sorumluluklarını alarak hareket etmeyi getirir.

Varoluşu Din Bağlamında Ele Almak

Bununla birlikte insanın sorumluluklarına bir de, bir yaratıcı tarafından dünyada yaptıklarından ötürü sorumlu oluşunu yaptıklarının neticesinden cennetle ödüllendirileceğini ya da cehennemle cezalandırılacağını eklediğimizde seküler anlayışa ters bir durum ortaya çıkıyor. Varoluşçuluk/varoluşçu yaklaşım, anlamla yakından alakalı. Bu görüş bağlamında, insan hayatının anlamını kaybettiği an, boşluğa düşer. Güçsüzlüğünü fark eder ve bu çaresizlik ona ağır gelmeye başlar. Oysaki evrende “biricik” olan insan her şeyi yapmaya muktedir ve sorumluluklarının bilincinde hareket edecek kadar güçlüydü. Nasıl oldu da hayatın anlamını kaybettiği an böyle bir boşluğa düşüyor? Hayatın anlamından kast ettiğim ne peki? Hayatın anlamı, ona anlam yükleyene göre değişen bir olgu. Kimi insan hayatın anlamını sevdiği bir kadına/erkeğe yükler, kimi paraya, kimi mala, kimi mülke yükler kimi başka bir şeye. Bütün bu anlam yükleyişlerin ortak noktası ise bu dünyada asla kalıcı olamayan maddeler olmalarıdır. Ve asıl bu noktada varoluş çatışması başlıyor. Hayatın anlamını yitiren insan, boşluğa düşüyor. Düştüğü boşluk kaybın getirdiği, sandığı kadar güçlü olmadığının bilinciyle karşılaşmanın getirdiği bir boşluk. Bütün bu olanlara din nasıl yaklaşıyor peki? Dinler –özelde ilahi dinler- insanın sınırlı bir varlık olduğu gerçeğini öğütlerler. İnsan bir yaratıcının varlığını asla unutmamalı, sınırsız bir varlık tarafından yaratılan “sınırlı” bir varlık olduğu bilincinde hareket etmeli der ilahi dinler. Yaşadığımız ülkedeki insanların büyük çoğunluğunun mensubu olduğu İslam dini, bu düşünce ile hareket eder. Allah’ın rızası için hareket etme, dünya hayatının gelip geçici olduğunu unutmama bilinciyle hareket etmeyi öğütler, öyle ki İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in bir hadisinde “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol” der. Bu söz Müslümanların olması gereken hayat algılayışlarını ve yaşayışlarını özetler niteliktedir. Bir yandan bu dünyanın anlamını ve varlığını yadsımayan bir düşünce, öbür taraftan ölümden sonra yaşamın varlığını unutmayacak bir şekilde hareket etmeyi getiren bir sorumluluk. Dinlerin ve varoluşçu yaklaşımın dünyaya bakış açısını bu şekilde özetlemek mümkün. Varoluşçu bir şekilde yaşayan insan, kendisine bu şekilde anlam ve değer yüklenen insan nasıl oluyor da bir anda çaresiz, güçsüz ve yetersiz kalabiliyor? Güçlü ve eşsiz olan bu varlık nasıl oluyor da bir anda herkesten ve her şeyden uzaklaşmayı isteyecek kadar manasız hareket edebiliyor? Aslında bu soruların cevabı insana yüklenen anlamda gizli, insana altından kalkamayacağı yükler yüklendi. Sanayi devrimiyle birlikte hayat sürekli üretmeye, işlevselliğe dayalı olmaya başladı. İşe yaramayan bir insandansa işe yarayan bir makine daha gerekli görüldü. Üretemiyorsan bu dünyada yerin yok anlayışı insanı sürekli üretmeye, çalışmaya, istemeye ve sonu gelmeyen bir akışa sürükledi. Zaman akıyordu ve buna dur diyen olmuyordu. Buna bir şekilde dur diyebilen hayatın anlamını sorgulamaya başlayan insan nereye gidiyorum ben sorusunu sormaya başladı kendine. Üretiyorum, kazanıyorum, tüketiyorum ve bu şekilde devam eden bir düzenin parçasıyım. Hayatımda maneviyat nerede? Değerler nerede? İnsan olmanın getirdiği bir eşsizlikten söz ediliyor ancak ben, üret, tüket döngüsü içinde hareket eden bir varlıktan başka bir şey değilmişim farkındalığı, insana yaşamı sorgulatır. Yaşamı sorgulayan insan anlamı, hiç kaybolmayacak bir varlık üzerine kurduğunda ise gerçek huzura ve aydınlığa kavuşmuş olacak. ‘Yavaş şehir’ (cittaslow), ‘yavaş hareket’ (slow motion) oluşumları bu düzene dur deyişin ortaya çıkardığı sonuçlar. Hayatını ve hayatının anlamını sorgulamaya ne dersin?

Senin hayatının anlamı ne?

Mücahit Akkaya Psikolojik Danışman ve bilim doktoru. Psikolektif’in kurucusu, PDR alanında lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı. MEB’de okul psikolojik danışmanı olarak çalışıyor. Kabul ve Kararlılık Terapisi, BDT ve Motivasyonel Görüşme, Sporda Psikolojik Performans Danışmanlığı eğitimlerini aldı. 2025’ten itibaren Diyarbakır’daki Aris… Yazarın tüm yazıları →