YENİ SAYI Psikolektif + 29 · Haziran 2026 · 5 film, 3 kitap, 1 oyun Sayıyı aç
Persona · Sayı 6 Varoluş
Yazı 9 / 14
PDF'te aç
09 · VAROLUŞ

Varoluşun Yokuşu: Varoluşsal Yalıtım

Klasik psikanalizin ayrıntıları ile ortaya koyduğu ego savunma mekanizmaları kaygı ile baş etmede yer alan bastırma, yer değiştirme, tersine dönüştürme, yüceltme gibi işlemler sonrası asıl görünümlerinden farklı endişe kümeleri ve semptomlar halinde ifade bulur. Böylece az çok değişime uğramış korkular bilinç seviyesine ulaştığında varoluşçu psikoterapinin ortaya koyduğu bazı “özgün savunma mekanizmaları” devreye girerek korkuları gidermeye çalışır. Varoluşçu psikolojinin ortaya koyduğu özgün savunma mekanizmalardan biri de varoluşsal yalıtımdır.

Varoluşun Yokuşu: Varoluşsal Yalıtım

Freud’un “yalıtım” / “duygu yalıtımı” diye adlandırdığı ama zamanla sadece yalıtım olarak adlandırılan savunma mekanizmasında kişi geçmişte yer aldığı birtakım olumsuz acı veren anıları düşünceleri, fantezileri (düşleri) duygusundan yalıtarak duygusunu yaşamaksızın hatırlar. Bilinç o anıyı ancak duygusal boyutundan soyutlayarak kabul edebilmektedir. Kişi örneğin geçmişte, bir yakınını kaybettiği bir kazayı hiçbir üzüntü yaşamadan, sanki o olay başkasının başından geçmiş, o bir gözlemci, izleyiciymiş gibi duygusuz bir biçimde anlatabilir. Bu duygu çok sonraları olabileceği gibi travmatize edici olay yeni olduğu zaman da olabilir.

Varoluşçu yalıtım ise, varlığımızın temelde dünya ve insanlardan keskin ve karşı konulmaz ayrılığını anlatır. Varoluşçu yalıtım, kişilerarası ve kişinin kendi benliği içindeki parçalanma ve yalıtımdan farklı bir kavramdır. Kişilerarası yalıtım, insanın kendi kabuğuna çekilmesidir ve çeşitli sebepleri olabilir. Kişinin kendi kişilik ve beden parçalarının ayrılığı ise bir başka yalıtım tipidir. H.S.Sullivan kişinin bir yaşantısının diğer yaşantılardan koparak bir adacık halinde yalıtıldığı hale çözülme (dissosiasyon) demekteydi ve bu süreci psikopatoloji şemasında merkezi bir role koyuyordu. Fritz Perls’in kurduğu “Gestalt terapisi” akımı, yalıtılmış psişe parçaları birleştirerek kişinin bütünlüğünü sağlamayı hedefler.

Varoluşçu yalıtım, ne denli doyurucu ilişkiler kurmuş görünüyor olsak da ne denli kendimizi “evimizde” hissettiğimiz düzenlenmiş bir çevrede yaşıyorsak da en derinde tüm dünya ile aşılmaz bir mesafe olduğunu biliriz. Ve kimi zaman kısa süreli de olsa gerçeklik perdesinin açıldığı bir yaşantı deneyimlenir. Nesneler anlamlarını yitirir, semboller parçalanır ve insan kendisini “evindeymiş gibi” hissettiği rahatlıktan kopar, bildik olandan uzaklaşır. Kendisinin olarak gördüğü her şey solup gözden kaybolur. Tehdit eden hiçtir (hiçbir şey) ve kendisini tek başına boşlukta bulur. Yalıtımı olanca gerçekliğiyle hissettiğimiz anlardır bunlar. Bildik olanın anlamını yitirmesi sadece nesneler dünyasında başımıza gelmez. Bazen yapı ve denge icat edilmiş “roller, değerler, kurallar, etik” gibi diğer varlıklar da anlamlarından sıyrılabilirler.

Irwin Yalom, hastalarına varoluşçu yalıtımın hissedilebilmelerini sağlayan bir test uyguluyor: “Kimlikten Sıyrılma Testi”. Danışanlarına dağıttığı üzerinde “Ben kimim?” yazan bir karta yanıtlar yazmalarını istiyor. “Erkek, baba, dişçi, kitapsever, koca, dindar vb” cevaplar sıralayan bir danışanına bu kimliklerden ilkinden başlayarak birer birer sıyrıldığını düşünmesini istiyor. Sonunda birey bütün kimliklerden sıyrılmasına rağmen hala var olmaya devam ettiğini fark ediyor.

Varoluşun Yokuşu: Varoluşsal Yalıtım

Benzer bir deneyim bir doğa gezisinde kaybolan yürüyüşçünün, bir sis içine giren sürücünün başına da gelebilir. Hissedilen şey tanıdık olmayan bir evrende bir başına kalındığında her şeyden yalıtılmış haldeki varlıktır.

Mutlak yalıtım halindeki varoluş gerçeğinden ve bu gerçeğin yarattığı anksiyeteden kaçmak için başvurulan savunma mekanizmaları şöyledir:

Var olduğunu onaylayan başkalarına tutunma: Kişi, ancak ilişki halinde olduğu başkalarının bilincinin nesnesi iken var olduğunu, canlı olduğunu düşünür. Başkaları tarafından unutulmaktan korkar ve kendi varlığını onaylamaları için zorlantılı bir “ilgi ve sevgi gereksinimi” duyar. Onu önemsememeleri, unutmaları, beklediği ilgiyi göstermemeleri böyle bir savunma mekanizması kullanan birey için felakettir.

Tek başına kalmaktan zorlantılı kaçınım: Yalnız kalmamak için sürekli birileri ile birlikte olmak veya zamanı bir şekilde tüketemeye yarayan muhtelif faaliyetlerde bulunmak bu savunma mekanizmasının özüdür. İlişki kurmak, ilişki içinde bulunmak hayatın özüdür ancak bu savunma mekanizmasında ilişkiye ve kişiye hak ettiği değer verilmez. Maksat ilişki içinde olunan kişiyi “yalnız kalmama gereksinimini” doyuracak şekilde kullanmaktır.

Varoluşun Yokuşu: Varoluşsal Yalıtım

Zamanı öldürecek çok sayıda etkinlikle uğraşarak yalıtımdan kaçınmak (İşkoliklik): Zamanı tasarruflu bir şekilde kullanmak çağımızın hâkim ilkesidir. Zamandan tasarruf sağlayan araçları severiz ve kültürel ortamımız bireyin kendi varlığını dahi “verimli bir makine gibi” incelikle tasarlayarak yaşantılama eğilimini yüceltmektedir. Paradoksal durum şudur ki; zamanı bir yol ile öldürürken tasarruf edilen zaman, zamanı öldürmenin başka bir yolunda harcanır. İşkolik bireylerin en sıkıntılı günleri işteki başarılarının getirdiği olanaklar sayesinde tadını çıkarmaları gereken “pazar günleridir.” Böylesi tatil günlerinde işkolikliklerini varoluşsal yalıtıma karşı savunma mekanizması olarak kullanan bireylerde artmış anksiyete hali veya bir panik atak epizodu görülebilmektedir. Batı dünyasında artmış doğu mistisizmi ve meditasyon merakı, zamanın batı tarzı tüketimine karşı bir alternatif oluşturmasından ileri gelmektedir. Zamanı tüketmek yerine yaşamak önce kaygı yaratsa da varoluşsal yalıtımla yüzleşmeyi göze almak meditasyonun zihni düşüncelerden ve her türlü meşgaleden arındırıcı etkisi sayesinde mümkün olmaktadır.

Birleşme: Doğumundan itibaren bağımlı bir hayat süren insan gelişim süreci itibarıyla bağımlılıklarından kurtulup birey olmaya doğru yönelecektir. Ancak birey olmanın getirdiği yalnızlık ve yalıtım korkusu insanı kendisinden daha büyük oluşumlarla (ideoloji, din, yüce bir dava) birleşip bağımsızlığından feragat etmeye yöneltir. Birleşme ego sınırlarının silinerek baskın olan diğerinin içinde erime, kaynaşma şeklinde de olabilir.

Cinsel ilişki zorlantısı: Cinsellik, ölüm kaygısın karşı olduğu kadar varoluşsal yalıtıma karşı savunma olarak kullanılır. Gerçek bir ilişkinin verdiği rahatlık duygusu veremese de yarattığı “ilişki taklidi” etkisiyle geçici ama güçlü bir rahatlama sağlar. Cinsel ilişki, ilişki taklididir çünkü gerçek bir ilişkinin ihtiva ettiği bütünsellik deneyimi eksiktir. İlişki, sadece kişilerin o an dürtüsel gereksinimleri olan parçalar üzerinden gerçekleşir. Cinsel zorlantının terapi sonrası azaldığı durumlarda bir süre için hayatın daha renksiz ve hatta kasvetli olduğu göze çarpar. Zira bu tür nevrotikler için gerçek ilişki kurmak yerine geçici cinsel ilişkiler kurmak hep tercih edilir olmuştur. Nevrotiğin repertuarında gerçek ilişki deneyimi ya azdır ya hiç yoktur. Sonuçta ilişki eksikliği ve varoluşsal yalıtımın deneyimlenmesi gerçekleştiğinde sıkıntı ve depresif duygulanımının ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur.