YENİ SAYI Psikolektif + 29 · Haziran 2026 · 5 film, 3 kitap, 1 oyun Sayıyı aç
Persona · Sayı 6 Varoluş
Yazı 14 / 14
PDF'te aç
KİTAP İNCELEME · PERSONA SAYI 6

Varoluş Temalı Beş Kitap

Varoluş Temalı Beş Kitap

Yabancı – Albert Camus

“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum” cümlesiyle çarpıcı bir başlangıç yapan yazar, kitap boyunca dünyanın boş ve manasız olduğunu vurgular. Kitabı okurken “ölümü” kabul edişteki doğallık okuyucuya bir miktar rahatsızlık verse de kendinizi kitabın akıcılığına teslim olmuş bulursunuz. Varoluşçuluğun önemli bir kavramı olan “Saçma”nın etrafında şekillenen bu kitap tam bir başyapıt niteliği taşımaktadır. Adını hiçbir zaman öğrenemediğimiz ancak soyadı Meursault olan ana karakterimiz, kitap boyunca soğukkanlı tavırları ile dikkat çeker.

“Bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu (…) İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım.” Sözleri ise bize yabancılaşma kavramını çok iyi anlatır.

Ülkemizde Zeki Demirkubuz’un 2001’de çektiği “Yazgı” filminde, dünyada ise “Life of Pi” gibi herkes tarafından bilinen pek çok film ve müzik grubunun yaptığı şarkılarda bu kitabın etkilerinin görüldüğü aşikârdır.

Varoluş Temalı Beş Kitap

Dava – Franz Kafka

Dava, Kafka’nın ölümünden iki yıl sonra yakın arkadaşının katkıları ile basılmıştır. Ana kahramanımız bankada çalışan ve otuz yaşında oldukça sıradan bir yaşantısı olan Josef K.’dır. Kahramanımız, kendini bir sabah sebebini hiçbir zaman anlayamayacağı bir suç nedeni ile “dava” edilmiş bulur. Tutukludur ancak kendi evinde yaşayabilecek ve işine gidebilecektir. İlginç bir şekilde çevresindeki herkesin de bu durumdan haberi vardır.

Kafka’nın burada anlatmak istediği temel düşünce zaten çoğumuzun yaşam ya da dünya tarafından tutuklanmış olduğudur; fakat bunun bilincine çoğumuz hiçbir zaman varamayız. Kitap, okurken de okuduktan sonra da yaşamımızı sorgulamaya itecek bir kuvvete sahiptir. Sadece bu alıntı bile söylediklerimi kanıtlar nitelikte: “…Ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terk edilmişlik içerisindeyiz. Önümde durup bana baktığında, ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliyorsun, ne de ben seninkileri. Ve senin önünde kendimi yere atsam, ağlasam ve anlatsam bile, biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebilirsen, benim hakkımda da ancak o kadarını bilebilirsin…”

Varoluş Temalı Beş Kitap

Bulantı – Jean-Paul Sartre

Bulantı, aslında onun kendi öz varlığıdır, diyen Sartre, varoluşçuluk felsefesi ile ilgili yazılmış kitaplar söz konusu olunca değinmeden geçilmeyecek niteliğe sahip bir yazardır. Günlük biçiminde yazılmış bu kitaptır. Yazarın dili ve konunun ağırlığı bir arada düşünüldüğünde kitap okuyucuyu bir miktar zorlamaktadır. Hele ki Camus’un akıcı dili ile işlediği varoluş temalı bir kitaptan sonra bu kitabı okuyorsanız, sizi zorlaması işten bile değil. Ana kahramanımız Antoine Roquentin’dir. Ana kahramanımız 30 yaşında hiçbir şey yapmak istemeyen, yalnız yaşayan ve güneşi sevmeyen birisidir. Ünlü bir yazarın biyografisini yazmaya uğraşır.

Varoluş konusu üzerine kafa yoruyorsanız mutlaka okumanız gereken kitaplardan birisi.

“Var olan her şey, nedensiz ortaya çıkar, zavallılığı yüzünden varoluşunu sürdürür ve rastgele ölür. Kendimi geriye doğru verip gözlerimi kapıyorum. Ama o anda, imgeler kendilerini toparlayıp sıçrıyor ve kapalı gözlerimi varoluşla dolduruveriyorlar. Varoluş insanın sıyrılamadığı bir doluluktur.”

Annem ve Hayatın Anlamı – Irvin Yalom

“Biz aslında bir anlamı olmayan, evrene fırlatılmış olmanın verdiği rahatsızlıkla baş etmek zorunda olan, anlam arayan yaratıklarız (…)” diyen Yalom benimsediği “Varoluşçu” yaklaşımın etkilerini hemen hemen tüm eserlerinde okuyucuya hissettirir.

Bu kitap altı bölümden oluşur. İlk bölümde Yalom’un kendi kabusları ve ölmüş üvey annesi ile yüzleşmesi anlatılır. İkinci bölümde kanser hastalığına yakalanmasına rağmen yaşamdan kopmayan Paula vardır. Üçüncü bölüm ise bir grupla psikolojik danışma yaşantısına tanıklık etmemizi sağlar. Dördüncü bölüm, sayesinde ise bir yas terapisine tanıklık ederiz. Yalom genel olarak bu ve diğer bölümlerde okuyucu ile kendi terapi stilini ve lideri olduğu grupla psikolojik danışma yaşantısını buluşturur.

İnsanın Anlam Arayışı – Viktor E. Frankl

Kişisel görüşümden bahsederek başlamam gerekirse. Şimdiye kadar okuduklarım içinde beni gerçek anlamda en çok etkileyen ve yaşamımda iz bırakan kitaplardan birisidir. Sanırım bunun sebebi, yazarın kitabını ve kuramını doğrudan yaşadıkları ile ilişkilendirmiş olması. Zira kendisi eşi ve ailesini bu kampta kaybetmiştir.

Kitap üç bölümden oluşur; ilk bölüm, yazarın Nazi toplama kamplarında yaşadığı olayları ve bu olaylarla nasıl başa çıktığını anlatır. İkinci bölümde ise “Genel İlkeleriyle Logoterapi” ele alınır. Bu yaklaşım varoluşçu anlayışla da yakından ilgilidir. Yazar “Bir insanın, yaşamın yaşamaya değer oluşuna ilişkin kaygısı, hatta umutsuzluğu, varoluşsal bir bunaltıdır. Ama kesinlikle ruh hastalığı değildir.” der. Üçüncü bölüm, “Trajik Bir İyimserlik Tartışması”dır. Yazar bu bölüme Freud ile kendi kuramını ve bakış açısını karşılaştırır. Frankl, insanların doğuştan kötü olduğunu ve aç kaldığında id’leri ile hareket edeceklerini söyleyen Freud’a kampta yaşadıklarını örnek göstererek acı ve açlığa rağmen onurlu kalınabileceğini anlatıyor.

Havva Merve Bektaş Yazarın tüm yazıları →