YENİ SAYI Psikolektif + 29 · Haziran 2026 · 5 film, 3 kitap, 1 oyun Sayıyı aç
Persona · Sayı 6 Varoluş
Yazı 4 / 14
PDF'te aç
04 · VAROLUŞ

Varoluşçu Psikoterapi

Varoluşçu Psikoterapi

Varoluşçu psikoterapi, köklerini 19. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan varoluşçu felsefeden almaktadır. Varoluş felsefesinin psikoterapiye uyarlanması ise İsveçli psikiyatristler Ludwig Binswanger ve Medard Boss tarafından olmuştur. Avrupalı psikiyatrsitler ve psikoterapistlerle beraber ilk olarak Amerika’ya ve daha sonrasında ise tüm dünyaya yayılmıştır.

Varoluşçu psikoterapi, tutum ve tematik kaygılarla ilgilenen ve dinamik psikoterapi dalına ait olan bir psikoterapi şeklidir. Kısaca tanımlamak gerekirse, varoluşçu psikoterapi; yaşama karşı bir tutum, var olma yolu ve kendinin, diğerlerinin ve çevrenin birbirini etkileme yoludur (Sharf, 2014). Yalom ise 2014 yılında yaptığı bir çalışmada bu terapi ekolünü, bireyin var olmanın getirileriyle yüzleşmesinden kaynaklanan çatışması üzerinde duran bir ekol olarak tanımlamaktadır.

Varoluşçu psikoterapi temel amacı bakımından incelendiğinde, amacının danışanın varoluşunu gerçek anlamda incelemesi olduğu görülmektedir. Danışanlar psikoterapi sürecinde, yaşamlarının aslında tam manasıyla özgün olmadığını görürler ve varoluşlarının tam kapasitelerinin tüm yönleriyle idrakine varmak için ne yapmaları gerektiğini öğrenirler. Danışanların kendileriyle, diğer insanlarla ve çevreleriyle ilişkilerine odaklanmakta ise varoluşçu psikoterapistler evrensel temalarla ilgilenirler. Bu konuda varoluşçu temalar, kişiliğini kavramsallaştırma ve bireylere psikoterapötik süreç yoluyla yaşamlarında anlam bulmalarında yardım etme aracı sağlarlar. Psikoterapide önemli bir konuma sahip olan bu evrensel temalar ise şunlardır: Yaşama, ölme, özgürlük, sorumluluk, seçim, soyutlanma, sevme, anlam ve anlamsızlık. (Sharf, 2014).

Terapötik süreçte varoluşçu terapinin odağı, süreç boyunca psikoterapist ve danışanın birlikte dünyada var olmalarıdır. Terapistin danışanla kurduğu ilişkinin niteliği önemlidir. Kurulan ilişkinin niteliği, olumlu anlamda değişim süreci için uyarıcı olarak görülmektedir (Corey, 2008). Yalom (2014) tarafından ise terapötik sevgi olarak bahsedilen terapistin danışanına yaklaşımı “sevgi dolu arkadaşlık” olarak belirtilmektedir. Danışana karşı her zaman terapötik sevgi var olmalıdır. Varoluşçu psikoterapi adından da anlaşılacağı üzere kısaca var olma durumunu incelemektedir. Günümüzde modern varoluşçu bakış açısının, psikoloji ve psikoterapi alanına taşınarak birçok psikoterapist tarafından kullanılan etkili bir psikoterapi yöntemi olduğu ortadadır.

Hatice Vildan Yıldız Yazarın tüm yazıları →