YENİ SAYI Psikolektif + 29 · Haziran 2026 · 5 film, 3 kitap, 1 oyun Sayıyı aç
Persona · Sayı 6 Varoluş
Yazı 8 / 14
PDF'te aç
08 · VAROLUŞ

Varoluşçuluk ve Ölüm

Ölüm her insan için farklı anlamlar taşımaktadır. Kimine göre hayatın sonu iken kimine göre de yeni bir başlangıçtır ama gerçek şu ki ölümü farklı farklı anlamlandırsak da tüm insanların ölümü beklediği yadsınamaz bir gerçekliktir. Bu kaçınılmaz gerçeklik ile insanlar anksiyete geliştirirler.

Varoluşçuluk ve Ölüm

Bazı insanlar için anksiyete başa çıkılamaz, kontrol edilemezdir. Gecenin herhangi bir saatinde bireyi uykusunda ölüm düşüncesiyle karşı karşıya getirir. Bu karşılaşma insanların kendi ölümlerine dair ölüm senaryoları oluşturmalarına neden olur. Kimisi kendini okyanusun derinliğine hapsolmuş ve çıkamaz hayal ederken kimisi de azılı bir katille baş başa kalmıştır. Ama tek gerçek şu ki ölüm onlar için kaçınılmaz bir sondur.

Yalom, ölümü ve ölüm anksiyetesini “Hepimiz her gece uykuya dalarken ya da anestezi altında bilincimizi kaybederken ölümü tadarız.” “Yunan sözcük dağarcığında ölüm ve uyku yani Thanatos ve Hypnos ikiz kardeştir.” sözleri ile açıklamaktadır. Yalom’a göre tüm insanlar ölüm anksiyetesiyle karşılaşırlar ve bu anksiyete ile karşılaşan bireylerin çoğu “bastırma, kişisel güce inanma, yer değiştirme ve nihai kurtarıcının varlığı” gibi yöntemler ile ölüm ve ölüm anksiyetesi ile başa çıkmaya çalışmaktadır. Bu başa çıkma yöntemleri etkisiz olursa ya da birey kendini aşırı stres altında hissederse normal olmayan savunma mekanizmaları oluşturur.

Bu mekanizmalardan biri “kişisel dokunulmazlığı olduğu inancıdır”. Bireyler bu savunma mekanizmasının etkisi ile ölümün onlara uğramayacağını kendilerinin dokunulmaz olduklarını düşünerek ölüm düşüncesinden kurtulmaya çalışmaktadırlar. Bir diğer savunma mekanizması ise “inkar etme”dir. Bu savunma mekanizması yüzyıllardan beri tüm insanlar tarafından kullanılmaktadır. Ölüm hep bizim dışımızdaki bir yerlerdedir, ölüm bize asla gelmez, ölümün bizle işi yoktur. İnsanlar ölümle karşılaşana kadar ölümlü oldukları gerçeğini kabullenmek istemezler ve yaşamlarını bu şekilde sürdürmeye çalışırlar veya ölüm onları sevdiklerinden ayırdığı vakit sevdiklerinin öldüğünü kabullenemezler.

İnkar etmek savunma mekanizması olduğu gibi kişisel dokunulmazlığı olduğu düşüncesinin desteklenmesini de sağlar.

Günün birinde ölüm tüm gerçekliği ile kapımızı çalabilir hatta ve hatta davet etmesek de içeriye girebilir. Bu bir trafik kazası, hastalık veya bir yakınımızın ölümüne şahit olma ile olabilir ve kullandığımız tüm savunma mekanizmaları bu noktada işlevini kaybederek etkisiz hale gelirler. Kendi ölümlülüğümüz ve yaşamın sonu konusunda yüzleşmekten kaçmak için müthiş bir yapıya sahibiz ama artık bireyler ölümün gerçekliği ile yüzleşmek zorundadırlar. Ölüm her an kapının önündedir ve bir gün istesek de istemesek de eşikten içeri adımını atacaktır.

Bir kere ölüm ve hayatın sonu ile yüzleştik mi de nihai terörümüzü yaşarız. Bu durum sonucunda bizim psikolojik fonksiyonumuzu yerine getirmemiz ölüm ve kaygı tarafından tetiklenmektedir. Ama ölümün farkında olmak yaşamımıza anlam verir. İnsanları diğer canlılardan ayıran özelliği yaşamlarının bir anlamı olması ve hareketlerini bir amaç doğrultusunda planlayabilmeleridir. Birey kendi dünyasını oluşturabilmeli ve “Niçin yaşıyorum? Nasıl yaşamalıyım? Hangi amaçla buradayım? Yaşam bana ne katmalı? Ben yaşama ne katmalıyım? Yaşamdan ne bekliyorum?” gibi sorulara cevap verebilmelidir. Bu bilgiler doğrultusunda hayatlarını destekleyecek yeterli amaçlar bulan bireyler ruhsal bakımdan sağlıklı bireylerdir. Kendini yetersiz, amaçsız ve bir işe yaramaz olarak hissetme, hiçbir şey için hırs duymama, ne yapmak istediğini, yaşamdan ne beklediğini bilmeme ve danışanları terapiye yönlendiren şey hayata anlam bulamama sıkıntısıdır.

Varoluşçuluk ve Ölüm

Sonuç olarak ölüm ve yaşam birbirinden çok farklı kavramlar olarak görünse de kimi görüşe göre yaşam ve ölüm bir bütünü oluşturmakta, ölüm yaşamın amacı olarak kabul edilmekte ve yaşamı tamamlamaktadır. Ölümden kaçış yoktur fakat ölümden korkmak aslında yaşamdan da korkmaktır. Ölümü düşünmeden, ölümün bir son olmadığını bilerek mümkün olduğunca bulunduğumuz anı yaşamalı ve yaşamdan bir anlam bulmalıyız.

Unutmayın “Var olmaktan güzel daha ne var ki!”