YENİ SAYI Psikolektif + 29 · Haziran 2026 · 5 film, 3 kitap, 1 oyun Sayıyı aç
Persona · Sayı 5 Benlik
Yazı 4 / 12
PDF'te aç
04 · BENLİK

İstanbul Medipol Üniversitesi İkinci PDR Günleri: Benliğin Farklı Yüzleri

Benlik; birçoğumuzun kullandığı fakat üzerinde düşünmediği, derslerde sürekli gördüğümüz ve hayatımızın her döneminde bizi etkileyen kelime. Peki, son zamanlarda üzerinde durulan ve bizim için çok önemli olan bu kelime bizim için ne ifade ediyordu?

Benlik bireyin her şeyidir diyebiliriz aslında. Kendinize bir sorun: En çok hangi rengi seviyorsunuz? Pembe, turuncu, mor? Hangi mesleği yapıyorsunuz? Ya da tam şu an da bir müzik açmak isteseniz ne tür bir müzik açardınız? İşte tüm bu soruların cevabı bizim benliğimizi oluşturan parçalardır. Kısacası benlik bir bireyin kendiyle ilgili düşüncelerinin toplamı, kendisini tanıma ve değerlendirme şeklidir. Bu yazıları her yerde okuyabilirsiniz fakat kendi benliğinizi keşfetmeniz, “benlik” kelimesinin sizin dünyanızda soyut bir şekilde kalmaması için İstanbul Medipol Üniversitesi PDR Topluluğu olarak “Benliğin Farklı Yüzleri” adı altında 2. PDR Günlerimizi düzenledik.

İstanbul Medipol Üniversitesi İkinci PDR Günleri: Benliğin Farklı Yüzleri

Etkinliğimizde hocalarımız benliği kendi alanlarında ele alarak keşfetmemize yardımcı oldular. Altı farklı hoca ile benliğe altı farklı bakış açısı ile bakıldı. Katılımcılarımızın düşüncelerini almak için “Kendinden bir söz bırak” köşesi hazırladık ve bir panoya katılımcılarımız sözlerini yazdılar. Beraberinde katılımcılarımıza bizlerden bir hatıra kalması için onlara bir cam fanusun içinden sözler çektirdik. Fanusun içindeki sözler çeşitli kuramcılara ait sözlerdi. Program sonunda katılan her kişiye katılım belgesi dağıtıldı.

Benliği ilk olarak Gestalt bakış açısıyla ele aldık. “Bütün kendisini oluşturan parçaların bir araya gelmesinden daha fazlasıdır.” dedik ve başladık. Piyano metaforunu ele alırsak eğer, piyano 88 tuştan meydana gelir ve doğup büyüdüğümüz aile belki de sadece 35 tuşu meydana getirir. Biz ise ailemizin dışına çıkıp geri kalan tuşları keşfetmeliyiz. Geri kalan tuşları ailemizin atfettiği anlamlardan ayrı olarak deneyimlersek işte o zaman keşfe başlamış oluruz. İnsanın keşfettiği her bir tuş kendinde aradığı sorulara cevap olacaktır. Başka bir örnek ise “matruşka” dır. Matruşkaların her biri bir öncesini kapsar, barındırır ve aşar. Benlikte bu şekildedir. Biz de önce kendimizi keşfetmeli, keşfettiğimiz benliğimizi barındırıp onu aşmalıyız ki diğer insanlara karşı daha hoşgörülü olabilelim.

Daha sonra “Kafamın İçinde Biri Var Ama O Ben Değilim” diyerek bir araştırmaya başladık. Kendimizin kendimize kapalı bir tarafı var. Bizim bile açamadığımız bir tarafı. Bu cümleyi biraz daha somutlaştırmak istersek göz paradoksu örneğini verebiliriz. Göz etrafındaki her şeyi görebilir. Kuşları, ağaçları, arabaları… Fakat bir tek kendisini göremez. Bizim de benliğimizin kendine kapalı olan bir tarafı vardır. Bir benlik kendisini bilmek için başkasına bakmalıdır. Goethe bunu şu şekilde ifade eder: “İnsan kendini yalnızca insanda tanır.” Benliğimizin açılmamış kısmını belki keşfederiz umuduyla “Dil Temelinde Üç Benlik Algısı” oturumunu dinlemeye başladık. Kişinin üç benliği olduğunu anlatmaya başladı hocamız. İlki kavramsal benlik… Örnek verecek olursak o anki ruh halimizi tanımlamamız olabilir. “Şu an çok mutsuzum.” diyerek ruh halimizi kavramsallaştırmışızdır. İkincisi fark eden benliktir. Fark eden benlik mutsuz olduğunu hissetmiş ve bunu kelimelere dökmüştür. Üçüncüsü ise gözlemleyen benliktir. Tüm olanları izler fakat sözel olarak ifade edemez, bizim onu fark etmemizi bekler.

“Varoluşçu Terapistler” ise benliğe farklı açıdan yaklaşmıştır. Onlara göre “hiçbir şey yoktur” diye bir şey yoktur, anlam bulmak vardır. Varoluşumuzun boyutları beden, zihin, duygular ve ruhtur. Bu dört boyut buluşursa eğer “benlik” oluşur. Bununla beraber benliğimizi oluşturan boyutlarda sadece tek bir tanım yaparak dünyamızı daraltırız fakat benliğimizin bir tarafı ne kadar kurulmuş bir yapıya sahip olsa da diğer tarafı bizim özgün tarafımızdır. Hepimizin ortak noktası ölecek olmamızdır. Asıl önemli olan “Sistemimizin Bizdeki İzdüşümünü” ne denli fark edip kendi düşünce sistemimize göre yaşadığımızdır.

Benliğimiz hiçbir zaman tamamlanmaz ve benlik gelişimi inişli çıkışlıdır. Önemli olan onunla beraber sağlıklı gelişebilmektir. Bunu yaparken düşünce sistemimiz aileden ayrı olmalı ve piyanoda geri kalan tuşları kendi düşünce sistemimizle keşfetmeliyiz. Son olarak sizi Kierkegaard’ın bir sözüyle benliğinizi keşfetmeye davet ediyorum. “İnsan bir ruhtur. Fakat ruh nedir? Ruh kendiliktir. Fakat kendilik nedir? Kendilik kendini kendisiyle ilişkilendiren bir ilişkidir ya da ilişkideki kendini kendisiyle ilişkilendiren ilişkidir.”

Ülkünur Yılmaz Yazarın tüm yazıları →