Kişiliğin öznel yanı olan benlik son yıllarda üzerinde en çok çalışılan alanlardan biridir. Benlik kavramı şahsın kendi ile algılamalarının, kişisel atıflarının, geçmiş yaşantılarının, gelecekle ilgili hedeflerinin, sosyal rollerinin onun zihninde temsil edilişi ve zihninde kavramsal ben olarak odaklaşmasıdır. Bireylerin sahip oldukları benlik şemaları ve içerikleri, söz konusu şahsın algılarını, bellek ve değerlendirmelerini etkileyen bir husustur. Her kişinin benlik kavramında kendine özgü çarpıcı yönler mevcuttur. Benlik kısaca bireyin kişiliğine ilişkin düşünceleri ve kendini algılayış biçimi olarak tanımlanabilir. Benliğin birçok görevi vardır örneğin; Gerçeği tanımak ve uyum sağlamak, kavramları değerlendirmek, karşılaşılan engellere ve zorluklara çözüm yolları üretmek, geleceğe ilişkin tasarılarda bulunmak, çevreden gelen uyarıcıları; algılamak, seçmek, saklamak, anımsamak ve düşünmektir.

Benlik kavramını “gerçek benlik” ve “ideal benlik” olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Gerçek Benlik en kısa tanımıyla bireylerin ne olduğu ile ilgilidir. İdeal Benlik ise bireylerin ne olmak istediği ile ilgilidir. İdeal benlik ailenin ve çevrenin oluşturduğu ve bireyleri bu yöne yönlendirdiği bir benliktir. Bireyler çevrenin etkisiyle birlikte ideal benliğe ulaştıklarında kendilerini gerçekleştirecekleri düşüncesiyle hareket etmekte ve bu doğrultuda mücadele etmektedirler. Ancak çevrenin ve ailenin istekleri farklı olacağından bireylerden kazanmasını istedikleri özellikler de farklı olacaktır ve bu yüzden de kişiler hedeflerini değiştirmekte ve kendilerine yeni hedefler koyabilmektedirler. Aynı zaman da bireyler izledikleri her filmden, görüştükleri ve konuştukları kişilerden kolay etkilendikleri için ideal benliklerini yeniden şekillendirirler.
İdeal benlik aslında bireylerin gerçek benliği yok sayılarak çevre tarafından bireye sahte benlik yaratılmaya çalışılmasıdır. Eğer bireyler ideal benliklerini oluştururlarken gerçek benliklerini yok sayarlar ise bireylerin tam anlamıyla kendilerini tanıyabilmesi, keşfedebilmesi ve sevebilmesi mümkün olmayacaktır çünkü her ideal benliğin içinde bir gerçek benlik mevcuttur. Kendi hayallerine ve ideal benliğine ulaşamayan ebeveynler bunları çocukları aracılığıyla gerçekleştirmeye çalışmakta ve mükemmeliyetçi ebeveyn tutumunu tercih etmektedirler. “Ben mühendis olamadım oğlum/kızım mühendis olacak” veya “çocuğum okul birincisi olacak” vb. mükemmeliyetçi tutumu tercih eden aileler çocuklarının doğumundan ölümüne kadar olan süreçteki tüm faaliyetlerini planlamakta ve çocuklarını bir robot gibi yetiştirmektedirler. Çevrenin ve ailenin ideal benlik konusunda yaptığı ısrar ve çabalar sonucunda bireyler gerçek benliklerini kabul etmemekte ve gerçeklerden kaçma eğilimi göstermektedirler. Bireyler gerçek benliklerinin ortaya çıkacağı korkusuyla bulundukları ortamlarda rahat davranamamakta ve gerçek benlikleri ortaya çıktığında saygınlıklarını kaybedecekleri düşüncesiyle her ortama uygun maskeler oluşturmaktadırlar. Bu tip bireylere hataları ya da eksik yönleri söylendiğinde dünyaları başlarına yıkılmakta aynı hatayı tekrarlamamak ve saygınlıklarını yitirmemek için maskelerine bir yenisini daha eklemektedirler. Bu düşünceye sahip aile sayısı arttıkça toplumda tek tip insan yapısı oluşacaktır. Yazımı bir Kızılderili hikâyesi ile sonlandırmak istiyorum.

Yaşlı bir Kızılderili lideri, kulübesinin önünde torunuyla oturmuş önlerinde birbiriyle oynaşıp boğuşmakta olan iki köpeği izliyorlarmış. Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyah renkliymiş. On iki yaşlarındaki torun kendini bildi bileli köpekleri hep boğuşurken görürmüş. Bu iki köpeği dedesi hiç yanından ayırmaz, sürekli gözünün önünde tutarmış. Torun, kulübeyi korumak için bir köpek yeterken dedesinin neden iki köpek beslediğini ve niçin bu renklerde köpek tercih ettiğini merak etmiş.
Yaşlı lider, bilgece gülümseyerek torununun sırtını sıvazlamış:
Lider: Onlar benim için iki simgedir
Torun: Neyin simgesi?
Lider: İyilik ile kötülüğün simgesi
Torun: Nasıl?
Lider: Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe bunu düşünürüm, bu yüzden yanımda tutarım ikisini de.
Torun: Mücadele varsa bir kazananı da olmalı. Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?
Liderin yüzündeki çizgiler, sanki biraz daha derinleşmiş, gülümsemesi daha başka bir anlama bürünmüş. Derinden gelen bir sesle mırıldanmış.
Lider: Hangisi mi evlat? Ben hangisini beslersem o…
Bu hikâyeden de anlaşılabileceği gibi sorun gerçek benliğini mi yoksa ideal benliğini mi beslediğindir. İdeal benliğini beslersen kendini başkalarının oluşturduğu sahte olan benlikle bulursun. Eğer gerçek benliğini beslersen hayal kırıklığını, maske takmayı ve başkalarının hayatını yönlendirmesini bir kenara bırakmış olsan da benliğini bulamazsın. Ancak hem ideal benliğini hem de gerçek benliğini bir denge içinde beslediğin ve gerçek benliğinden yola çıkarak kendi ideal benliğini oluşturduğun zaman benliğini bulmuş olursun. Unutmayın her şeyin zıddı ile var olabildiği bu dünyada, gerçek benlik ile ideal benlik birbirinin simetriğidir. Biri olmadan diğerinin var olması beklenemez…

