1941 | ABD | 116’ | Dram | IMDb: 8.4
Orson Welles’ in kendisinin de oynamış olduğu ilk filmi Yurttaş Kane, tüm zamanların en iyisi olarak nitelendirilmektedir. 1941 yılının mayıs ayında siyah beyaz olarak sinema tarihine sunulmuş olan film, bir insanın içinde barındırdığı hırs, öfke, mükemmeliyet gibi duyguları anlamsızlık, yabancılaşma gibi özelliklerle pekiştirerek başarılı bir şekilde aktarmaktadır. Ana karakterin kişiliğinin eksik parçasını bulma hikâyesini anlatan bu filme birlikte göz atalım.

Film zenginliği ve çalkantılı yaşamıyla anılan iş adamı Charles Foster Kane’ in ölümünün uyandırdığı yankı ile başlar. Kane ölmeden önce elindeki kar küresini düşürür ve “rosebud” der. Bu kelimeyi daha önce kimse duymamıştır ve kelimenin anlamını öğrenmesi için bir dedektif gönderilir. Dedektifin araştırması esnasında Kane’ in geçmişten bugüne neler yaşadığı öğrenilerek gizemli kelimenin anlamı bulunmaya çalışılır.
Kane, ailesinin kendisini terk ettiği bir çocuklukla başlar hayata. Özellikle annesinin onu vermeyi istemedeki katı tavrı Kane’ in hayatı boyunca eksikliğini hissedeceği sevgisizlik ve bağlanma sorununu doğurur. Kane yeni yaşamında zengin biridir, hayatta isteyebileceği her şeye sahiptir; ancak bu durum onun derinlerde oluşan boşluğunu doldurmaya yetmez. Kişinin yaşamının ilk yıllarında özellikle anneyle kurduğu ilişki hayatının geri kalanında da belirleyici bir rol oynar. Olumlu bir bağlanma sağlıklı ilişkileri beraberinde getirirken tam tersi durum ise insanlarla ilişkilerde birtakım sorunların habercisi olabilir.
Onca servetin yanında sadece Inquirer adında bir gazeteyi işletmeye karar veren Kane, bu kararıyla hırs dolu bir yaşama adım atar. İlk sayı için hazırlanan kapak sayfasını beğenmeyerek defalarca değiştirmesi, rakibi olan gazetenin 20 yılda topladığı yazar grubunu 6 yılda kendi bünyesine alması hatta eşini bile ülkenin en saygın ailelerinin birinden seçmesi Kane’ in mükemmeliyetçi kişiliğini ortaya koyar. Her zaman en iyisini istemiştir. Bunu engelleyecek her türlü duruma karşı gerekli tedbirleri almaktan da hiç çekinmez. Buna en yakın arkadaşı da dâhil! İkinci eşinin tam bir felaket olarak nitelendirilen opera performansını köşe yazısına taşıyan arkadaşının işine son vermesi ve onunla bir daha iletişim kurmaması bunun en önemli örneği olacaktır. Bir diğer örnek ise karısı kötü performansının ardından şarkı söylemek istememesine rağmen Kane’ in itibarını zedelememe adına ısrarla devam etmesini istemesidir.

Mükemmeliyetçi kişiler için hayat siyah-beyaz, evet-hayır gibi iki zıt kutuptan oluşur. Bu kişiler işlerinin en iyisi olması için çabalarlar. Eğer en iyisi olamayacaksa da her şeyden vazgeçer ve en kötüyü tercih ederler. Mükemmeliyetçi kişiler için hayatın “olan” ile “olması gereken” arasında sıkışması akla benlik algısı ile ideal benlik kavramlarını getirir. Benlik algısı kişinin sahip olduğu duygu, düşünce, tutum gibi özelliklerinin farkında olmasıdır. İdeal benlik ise hayal edilen, ulaşılmak istenen özelliklerdir. Karen Horney, benlik ile ideal benlik arasındaki farkın çok büyük olmasının yabancılaşmayı getirdiğini söyler. Nitekim Kane’ nin hareketli yaşamının üzücü sonu da bunu doğrular niteliktedir.
Kane bir dönem siyasete de atılır. Karısıyla arasında geçen bir konuşmada başkanın politikalarını beğenmediğini dile getirir. Karısının “Ama o başkan, sen değilsin.” demesi üzerine “Pek yakında düzeltilecek yanlışlardan birisi de bu işte.” der ve sözünü tutar. Oldukça çekişmeli geçen seçim sürecini zaferle sonlandırmaya çok az bir zaman kala bir ihanet skandalı ile karşılaşılır ve Kane’ in politik kariyeri sona erer. Aslında ortada bir ihanet yoktur; ancak rakibi Kane’ in ayağını kaydırmak için bu yanlış anlaşılmayı kullanır. Gururu zafer kazanmanın önüne geçen Kane seçimden geri çekilmez; ancak gazetede “Aşığıyla yakalandı.” haberlerinin çıkması üzerine kaçınılmaz son yaşanır.

Kane son zamanlarını karısı için yaptırdığı sarayda geçirir. Ancak bu zamanlar onun için hayatının en güzel günleri olmaktan uzaktır. Karısıyla geçirdiği buhranlı günlerde kendi iç çatışmalarının da esiri olur. Karısı sürekli yapbozunu tamamlamaya çalışırken Kane de düzinelerce heykel satın alır. Karısının ölümünün ardından da koca sarayda tek başına kalır. Yalnızlığı ve anlamını kaybettiği hayatını yaşamaya başlar. Her şeyin içinde hiçliğe gömülür. Bütün bu sorgulamalar aslında yarım kalmış benliğini tamamlama çabasından ibarettir. Bir şeyler eksiktir ve Kane içten içe bunu bulmak istemektedir. Filmin sonunda Kane’ den geriye kalanlar gözler önüne serilir ve Kane’ in kayıp parçası Kane’ i tamamlamak üzere onun gibi yok olmaktadır.

