YENİ SAYI Psikolektif + 29 · Haziran 2026 · 5 film, 3 kitap, 1 oyun Sayıyı aç
Persona · Sayı 3 Travma
Yazı 5 / 11
PDF'te aç
05 · TRAVMA

İnsan Yaşamında “Kriz”

İnsan Yaşamında “Kriz”

Kriz potansiyel olarak negatif doğurguları olan, bireysel veya göreli olarak küçük grupları (aile, şirket, okul v.b.) etkileyen durumlar için kullanılır (Erdur-Baker, 2014). Krizleri gelişimsel krizler, durumsal krizler, varoluşsal krizler ve travmatik stres olmak üzere dört başlık altında inceleyebiliriz.

1. Gelişimsel Krizler:

Değişim ve gelişime uyum sağlamak insanoğluna ana rahmine düştüğü andan itibaren yüklenen bir görevdir. Değişim, bir halden başka bir hale geçme; gelişim ise sürekli, düzenli ve ileriye doğru olan değişmeler olarak tanımlanabilir. Bu iki kavram arasındaki en önemli fark: Gelişim sadece olumlu ve düzenli iken değişim olumlu ya da olumsuz, düzenli ya da düzensiz olabilir. Yani değişim gelişimi kapsar. İnsan, yaşamı boyunca belirli aralıklarla psikolojik geçiş dönemleriyle karşılaşır. Bu geçiş dönemlerine Freud kompleks, Piaget krtik dönem, Erikson ise psikososyal bunalım ya da gelişimsel kriz ismini vermiştir. Çoğu insan, yaşamında düzen, süreklilik ve yordanabilirlik olmasını tercih eder. Bu yüzden yaşamda değişikliğe yol açabilecek iyi ya da kötü bir olay strese yol açar (Morris, 2002).

Öncelikle gelişimsel kriz kavramını açıklamak gerekir. Erikson’ın psikososyal gelişim kuramında birey, sekiz evredeki karşıt çatışmaları çözmek zorundadır. Olgunlaşma ve toplumsal beklentiler, çocuğun ya da bireyin çözmesi gereken krizleri oluşturur. Çözülemeyen krizlerle yaşam boyu uğraşma söz konusudur (Atak, 2011). Erikson, bu krizleri gelişimsel kriz ya da psikososyal bunalım olarak adlandırmıştır. Karşımıza çıkan ilk bunalım aslında doğum anıdır. Bebek, dünyaya geldiği anda atmosfer ile ilk temasını kurar ve ilk defa nefes alır. Oldukça konforlu bir yer olan anne karnından böylesine yabancı bir ortama düşmek bebek için ilk önemli değişikliktir ve bu duruma uyum sağlaması gerekir. Sürekli büyüyen ve gelişen bebek bakım veren kişiye(anne) bağlanırken bir geçiş dönemindedir.

Bir bebek yaşamının ilk yılı içinde asıl bakıcısına derece derece bir bağlanma geliştirir (Morris, 2002). Bu bağlanma güvenli, kaygılı ya da kaçınan şekilde olabilir. Sonraki geçiş dönemi ise okula başlamadır. Çocuğun bu yeniliği kabullenmesi için aileden destek alması gerekir ancak Türkiye’de ailelerin de desteklenmeye ihtiyacı vardır. Çünkü anne, çocuğunun bundan sonraki hayatının önemli bir kısmını okulda geçireceğini bilir ve çocuğunun büyümesini kabullenemez. Ailenin bilinçli bir şekilde çocuğu desteklediği durumlarda ise bu kriz başarıyla atlatılabilir. 4-5 yıllık fırtına öncesi sessizlikten sonra insan hayatının en sancılı dönemlerinden olan ergenlik gelir. G. Stanley Hall (1904) ergenliği acı, tutku ve yetişkin otoritesine karşı isyan yüklü bir “fırtına ve stres” dönemi olarak tanımlamıştır (Akt. Morris, 2002). Bu dönemde birey kimlik arayışı, meslek seçimi, duygusal ilişkiler ve fiziksel değişimler gibi birçok problemle baş etmeye çalışır. Bu dönemi atlatan ve ergenlikten yetişkinliğe geçiş aşamasında olan bireyler üniversite dönemindedir. Bir üniversiteye yerleşen gençlerin aileden ayrılığa alışması, bu yeni ortama ve yeni arkadaşlara uyum sağlaması gerekir. Bu dönem ilk yetişkinlik dönemi olarak adlandırılır. İlk yetişkinlik dönemi, psikolojik olarak yaşamın en doyumlu ve bir o kadar da yıpratıcı yıllarını oluşturmaktadır (Aktu, 2016). Bu dönemin içerisindeyken bireyi işe başlama gibi önemli bir değişiklik karşılar. İşe başladıktan sonra birey özerkliğini sağlama yolunda önemli bir adım atmıştır ancak ardından evlilik gibi önemli bir değişiklik daha gelir. Birçok kişi için olumlu bir değişim olsa da evlilik büyük bir stres faktörüdür. Emeklilik yaşının 65 olduğu Türk toplumunda uzun ve standart bir sürecin ardından bir boşluk duygusu yaratacak olan emeklilik gelir. Birey boş zaman aktivitelerine ve dini ritüellere yönelir. İnsan yaşamının son gelişimsel krizi ise ölüme hazırlanma ve ölümdür.

İnsan Yaşamında “Kriz”

2. Durumsal Krizler:

Durumsal krizler belirli bir problemden kaynaklı krizlerdir. Kriz kaynakları boşanma, işini kaybetme, ciddi bir hastalığa yakalanma ya da bir ekonomik krizin içine girme olabilir. Çoğaltılabilecek bu örnekler hayat rutinimizi olumsuz yönde bozan olaylardır. Durumsal krizler beklendik ya da beklenmedik şekilde gerçekleşebilir ancak hayatın olağan akışı içinde normal olarak karşılanmayan durumlardan kaynaklanır.

3. Varoluşsal Krizler:

Krizin başlıca varoluşsal nedenleri yaşam amacının olmaması ve yaşamın anlamını yitirmesidir. Bu tür krizler genelde yetişkinlik döneminde ortaya çıkmaktadır. Yaşamı değerli kılan şeyin ne olduğu ya da insanın hayattaki amacının ne olduğu konusunda birçok filozof ve bilim adamı farklı görüşler sunmuşlardır ancak insan bu soruların cevabını kendine veremiyorsa, anlamını bildiği halde içselleştirememişse bir varoluşsal krizin içine girebilir.

4. Travmatik Stres:

Travmatik stres, travmatik bir olaya karşı yaşanan duygusal durum olarak tanımlanabilir. Travmatik stresten kaynaklı krizlere gerekli müdahale yapılmazsa bu krizler Posttravmatik Stres Bozukluğuna(PTSB) dönüşebilir. PTSB, ölümle sonuçlanan veya bireyin kendisinin ya da başkalarının ciddi biçimde yaralanmalarıyla sonuçlanabilecek aşırı travmatik bir olaya maruz kalmanın ardından yaşanan uzun süreli, tekrarlayıcı duygusal ve davranışsal tepkiler anlamına gelmektedir (Kaner, 2015).

  • Travma anısı sürekli gözlerinin önüne gelmektedir.
  • Obsesyon ve kompulsyonlara benzer tekrarlayıcı davranışlar göstermektedirler. Burada bu kavramları açıklamakta fayda var. Obsesyon; gerçek yaşam sorunlarına yönelik olmayan şeylerle ilgili kaygı yaratan tekrarlayıcı, süreğen, rahatsız edici dürtüler, görüntüler veya düşüncelerdir. Kompulsyon ise bireyin çok korktuğu bir olayı önlemek için sergilemek zorunda olduğu, ancak bu eylemlerin gerçekte bunu önlemesinin mümkün olmadığı tekrarlayıcı, basmakalıplaşmış eylemlerdir (ışıkları üç kez kapatıp açmak gibi).
  • Travmatik olayla ilgili korkular beslemektedirler.
  • İnsanlara, yaşama ve geleceğe ilişkin tutumları değişmiştir, kırılganlık duyguları artmıştır.

Travmatik bir olayın ardından sık görülen bazı tepkiler vardır. Bu tepkiler duygusal, bilişsel, fiziksel ve davranışsal olarak gruplandırılabilir. Duygusal tepkiler şok, öfke, çaresizlik, aşırı korku hali, değersizlik hissi, panik ve utanç olabilir. Bilişsel tepkiler konsantrasyon güçlüğü, kararsızlık, yanlış inançlar geliştirme, kendini suçlama, istenmeyen düşünce ve anılar şeklinde ortaya çıkabilir. Fiziksel tepki olarak yorgunluk, uyku bozuklukları, baş ağrısı, cinsel istekte azalma, çarpıntı, bulantı ve baş dönmesi meydana gelebilir. Davranışsal tepkiler ise olayı hatırlatan uyaranlardan kaçınma, topluma yabancılaşma, kişiler arası ilişkilerde çatışma şeklinde meydana gelebilir.

Eyüp Can Yazıcı Yazarın tüm yazıları →