YENİ SAYI Psikolektif + 29 · Haziran 2026 · 5 film, 3 kitap, 1 oyun Sayıyı aç
Persona · Sayı 1 Kişilik
Yazı 8 / 16
PDF'te aç
08 · KİŞİLİK

Gölgeler ve Maskeler Arasında

Jung’un psikolojine göre birtakım tehlikelerden sakınabilmek, birtakım şeyleri elde edebilmek için toplumun istediği kişiliğe bürünüyoruz. İşte bu role PERSONA diyor Jung.

Persona bilinçlidir. Çevremizdekilerin görüp tanıdığı yanımızdır.

Personamızın kişisel olduğunu sanırız. Ama; bütün anneler gibi bir anne, bütün öğretmenler gibi bir öğretmen olduğumuzu düşünecek olursak; personamızın ortak olduğunu, birçok kimseler tarafından kullanılmakta olduğunu kolayca görürüz.

Hatta en özgün davrandığını düşündüğümüz sanatçılara bakın: Uzun dağınık saçlarıyla, belli bir özen içeren özensiz giyimleriyle onlar da ortak olan birşeyi yaşamaktalar.

Persona toplumsal rollerimizden oluşurken, gölgeyse personanın kabul etmediklerinden oluşur.

Persona

Dünyaya gösterdiğimiz dış yüzler, başkalarının görmesine izin verdiğimiz kendimizin parçası personamızdır. Yunan oyuncuların taktığı maskelere gönderme yapan persona, başkalarına gösterdiğimiz kişiliklerimizin maskesidir. Toplum tarafından tepki görmemek için gizlediğimiz yanımızı örten kostümdür. Böylece kendimizi tehlikelere karşı korur, çıkarlarımızı güvence altına alırız.

Jung’a göre toplum içinde yaşayan insanda, kendisinden beklenenlere uygun davranma, toplumsal beklentilere yanıt verme ve toplumca kabul edilmiş davranış türlerini benimseme eğilimi vardır. Tutkulu, bencil ve saldırgan davranışlar çocuklar için doğal olan, ancak insanların büyüdükçe kendilerini kurtardıkları eğilimler olarak düşünülür. Ancak bu eğilimler yetişkinlik yıllarında yok olmayıp kişinin içinde yaşamayı sürdürmektedir. Kişi yetişkinliğe geçme sürecinde yalnızca bu eğilimleri bastırmakta ve bu nedenle de doğrudan kişiliğe özgü olan birçok şey bilinçdışına itilmektedir. Bu bastırma o kadar başarılı olur ki sonunda kişi göründüğü gibi olduğuna inanır. Jung bireyin dış dünya ile ilişkilerinde uyum sağlaması ya da başa çıkabilmesini sağlayan sisteme, antik çağ aktörlerinin giydikleri maskenin adı olan persona ismini vermiştir (Jung, 1992). Yalnızca aktörler değil herkes içinde bulunduğu koşulların kendisinden beklediği rollere uygun davranmak ihtiyacındadır. Persona kişinin toplumsal beklentiler doğrultusunda takındığı ve toplumun kişiyi buna göre değerlendirdiği koruyucu bir yüz, dış dünya ile ilişkilerini sağladığı bir gerekliliktir. Persona çocukluk yıllarında ebeveynlerin, diğer yetişkinlerin ve akranların arzu ve beklentilerine uygun davranma ihtiyacından doğup gelişir. Amaç toplum tarafından kabul edilmek için olumlu bir izlenim yaratmaktır. Persona aynı zamanda başkalarınca nasıl görülmek istediğimizi de ifade eder. Biraz abartıyla, personanın, insanın gerçekte olmadığı ama hem kendisinin hem de başkalarının olduğunu sandığı kişi olduğu söylenebilir. Diğer taraftan bir kimsenin birden çok maskesi olabilir. Evde ailesi ile birlikteyken, işyerinde iş arkadaşları arasında ya da iş dışında sosyal ilişkileri içinde farklı maskeler kullanabilir. Tüm bu maskeler onun personasını oluşturur. Persona geliştiremeyen insanlar kaba, huzursuzluk yaratan ve diğer insanlarla ilişkilerinde güçlük çeken eğilimler sergilerler (Jung, 1992). Kısacası duygularımızı, davranışlarımızı ve düşüncelerimizi kontrol ettiği için personalar hayatta kalmak için gereklidir. Öte yandan kişinin kendisini oynadığı rolle özdeşleştirmesi gerçek duygularından uzaklaşarak kendisine yabancılaşmasına yol açabilir. Jung kişiliğin personayla özdeşleşmesi sonucunda normal sınırlarını aşıp genişlemesi durumunu enflasyon olarak adlandırır. Personayla özdeşleşmemek için, kişinin personanın gizlediği yönlerle barışık olması, onları tanıması ve kınamaması gerekir. Personalar, içerikleri temel olarak deneyimlere dayanan bilinçli materyallerden oluşan kompleksler olsalar da kişiliğin bu bileşenini geliştirmek yönünde atalarımızdan edindiğimiz bir eğilim taşırız. Persona arketipi olarak adlandırılan bu eğilime ileride kolektif bilinçdışında değinilecektir. Olgunlaşan kişiliğin, toplumsal olarak istenmeyen yönleri ve ego tarafından bilince alınmayan yaşantılar ve özellikler yok olmayıp ruhsal yapı içinde Jung’un kişisel bilinçdışı adını verdiği bölümde varlıklarını sürdürmektedirler.

Gölge

Gölge, personanın karşıtı olan güçtür. Başka bir deyişle kişinin yüzleşmekten kaçındığı, toplumdan gizlediği, hoş karşılanmayan istek ve fikirleridir. Bu her zaman bizimle olan ama çoğu kez fark edilmeyen karanlık yan, öteki bendir(alterego).

Jung (1991) kişisel bilinçdışımızda bulunan diğer yüzümüzü gölge olarak adlandırmaktadır. Gölge içimizdeki, engellediğimiz her şeyi yapmak isteyen, olamadığımız her şey olan kişiliğin daha düşük düzeydeki parçasıdır. Toplumsal standartlara ve ideal kişiliğe uymayan tüm vahşi istek ve duygulardır. Utanç duyduğumuz ve kendimizle ilgili bilmek istemediğimiz her şeydir. Bireyin içinde yaşadığı toplum ne denli kısıtlayıcı olursa, gölgesi de o kadar geniş olacaktır. Bazen yaptıklarımızı kendimize yakıştıramadığımızda, örneğin bir öfke nöbetinin ardından ya da güçlü bir duygunun etkisinde kaldıktan sonra, ‘kendimde değildim’, ya da ‘geçekten bana ne oldu bilmiyorum’ diyerek kendimizi savunuruz. Bize olan şey, denetimsiz ve hayvansı yanımızın yani gölgemizin ortaya çıkmasıdır. İnsanın toplum içinde var olabilmesi için gölgesinin vahşi eğilimlerini bastırması ve gölgenin gücüne karşılık gelecek güçte bir persona geliştirmesi gerekir. Hayvansı özelliğini bastıran kişi uygarlaşır ancak Jung’un da (1992) belirttiği gibi çok fazla hayvansallık nasıl medeniyeti bozuyorsa çok fazla medeniyet de hasta hayvanlara yol açar. Diğer bir deyişle gölgesini bastıran kimse spontanlığını, yaratıcılığını, duygusallığını ve iç görüsünü köreltmek zorunda kalır. Freud’un id kavramı gibi gölge de canlılık ve yaratıcılık kaynağıdır. Güneş olmadan gölge olamayacağı gibi bilincin aydınlık yönü de kişiliğin karanlık yönü ile birlikte var olabilir. Ego ve gölge birlikte işlev gösterdiklerinde gölgenin gücü faydalı işlere aktarılır ve kişi kendisini yaşam dolu hisseder. Gölge temel içgüdüleri temsil ettiği için ve bunlar da gerçekçi kavrayış ve uyumsal davranışların kaynağı olduğu için yaşamı sürdürücü bir özelliği de vardır. Bu özellikler acil kararlar ve tepkiler gerektiren durumlarda kişi için çok önemli olabilir. Ego için değerlendirme yapacak ve en uygun kararı verecek yeterli zaman olmadığında gölge devreye girerek gereken tepkiyi verir. Bu nedenlerle Jung gölgeyi tümüyle bastırmanın ya da onu inkar etmenin zararlı olduğunu belirtmiştir. Jung’a göre kişi bu karanlık yönüyle bir arada yaşamanın bir yolunu bulmak zorundadır. Gölge bastırıldıkça içimizdeki hayvanın daha da hayvanlaştığını belirten Jung, kişinin ruhsal ve bedensel sağlığının gölgesiyle birlikte yaşamayı öğrenmesine ve egosunun ve gölgesinin uyum içinde çalışmasına bağlı olduğunu belirtmiştir. Gölgenin bir diğer özelliği de diğer tüm bilinçdışı öğeler gibi diğer insanlara yansıtılmasıdır. Diğer insanlarda hoşumuza gitmeyen özellikler genellikle gölgemizde yer alan özelliklerdir. Gölgemizi ne denli inkar edersek, daha derin bastırmalara ve daha güçlü yansıtmalara yol açarız ki bu da kişiler arası ilişkilerimizde daha fazla yanlış anlamalara ve düşmanlıklara neden olur. Sonuç olarak sosyal ilişki sistemimiz bozulur ve bu da nevroza yol açabilir. Gölge tüm insanlarda var olan ortak bir yön olduğundan aynı zamanda kolektif bir olgudur. Şeytan, cadı ve benzeri simgelerle dile getirilen gölgenin kolektif yönüne gölge arketipi olarak kolektif bilinçdışında değinilecektir.

Gölgeler ve Maskeler Arasında