YENİ SAYI Psikolektif + 29 · Haziran 2026 · 5 film, 3 kitap, 1 oyun Sayıyı aç
Persona · Sayı 10 Beyin
Yazı 9 / 12
PDF'te aç
09 · BEYİN

Özel Röportaj: Sinan Canan

Özel Röportaj: Sinan Canan

Evli ve üç çocuk babası; biyoloji mezunu; fizyoloji doktoru; sinirbilim sevdalısı; “kaotik ve fraktal” olan her şeye tutkun; bilgiye ve hikmete dair her öğrendiğini herkese anlatma takıntısından muzdarip; hayatın tek bir işle uğraşmak için fazla uzun; insanın ise, tek bir işle ömrünü tüketmek için fazla karmaşık olduğuna ikna olmuş, hikmet ve şahitlik peşinde nefes alan, yemeyi-içmeyi seven; zanları, hataları ve kusurları ile insanlardan bir insan… *

*(nbeyin.com.tr/yazar/sinan-canan)

1. Psikolojinin beyin temelli çalışmalar ile buluşması ne zaman/hangi ihtiyaçtan oldu?

Aslında psikoloji hiçbir zaman sinirbilimlerinden ayrı değildi. Ama yirminci yüzyılın ikinci yarısına kadar beyin bilgimiz oldukça sınırlı kaldığından açıklayıcılığı son derece sınırlı bir düzeyde kalmış gibi görünüyor. Özellikle 80’li ve 90’lı yıllardan sonra beyin görüntüleme ve çalışma tekniklerindeki anormal gelişmeler, artık beyinlerin ne işe yaradığı, nasıl çalıştığı ve çeşitli patolojik durumlarda ne tip dönüşümler geçirdiği konusunda ileri düzey bilgi edinmemizi sağladı. Günümüzde sinirbilim ile psikoloji bir hayli iç içe girmiş durumda ama hala temel bir kafa karışıklığının üstesinden gelememiş gibi görünüyoruz. O da “beyin tüm psikolojik süreçlerin yegâne kaynağı mı yoksa sadece bir bölümünden mi sorumlu?” meselesi ile ilgili. Beynin tüm çalışma kurallarını çözseniz bile; ki şu anda o noktadan henüz çok uzağız; psikolojik süreçleri tam olarak açıklayacak ve bu kadar geniş kişisel farklılıkları kapsayacak bir açıklama çerçevesi üretmek biraz zor görünüyor. Ama açık bir gerçek var ki; artık sinirbilim teknikleri olmadan psikoloji alanında ciddi bir ilerleme sağlamak mümkün görünmüyor. Yani psikoloji çoktan “nöropsikolojiye” dönüşmüş durumda. Elbette bu görüşe karşı çıkanlar da var ama açıktır ki ben onlardan değilim.

2. Ruh sağlığımızı etkileyen beyin bölümleri hangileridir?

Ruhsal yahut zihinsel durumlarımıza etkisi olmayan hiç bir beyin bölgemiz yok. Duygulanımlarımızı. Yöneten orta beyin yapıları, limbik sistem elemanları, bazal çekirdekler veya singulat korteks gibi yapıların yanında, hareketlerimizin koordinasyonundan sorumlu beyincikten, hormon sistemimizin en üst kontrol merkezi olan hipotalamusa kadar her yer davranışlarımızın ve zihinsel işleyişlerimizin dinamiklerine ihmal edilemez katkılar veriyorlar. Herhangi bir beyin bölgesinin bozukluğunda ise kaçınılmaz olarak tüm sistem farklı şekillerde etkilenebiliyor.

Beyin, aynen bedenin diğer kısımları gibi, hem kendi bileşenleri hem de bedenin diğer organları ile büyük bir sistem olarak orkestrasyon içinde çalışan bir sistemler bütünüdür. Dolayısıyla beyni anlamak için onu “bölümlerine ve parçalarına” indirgemek, resmi gereğinden fazla basitleştirir ve gerçek işleyişi anlamamızı zorlaştırır. Sadece tekil bedenler değil, bedenlerden oluşan sosyal sistemler, o sistemlerin değer yargıları, gelenekleri, beslenme alışkanlıkları… Aklınıza gelen her şey psikolojik dünyamızın şekillenmesinde farklı düzeylerde etkilidir. O nedenle sinirbilimsel bulgulardan yola çıkarak psikolojik sorunların kesin mekanizmalarını ve tedavilerini bulabileceğimizi sanmak biraz “kolaycılık” olarak nitelenebilir. Zira bizler, hücre veya organlarımızdan ibaret değiliz; onların toplamından çok daha “fazla” olan varlıklarız.

3. Antisosyal kişilik bozukluğuna biyolojik kökeni doğrultusunda bakılacak olursa, bu bozukluğa sahip olup suç işleyen bireylerde cezai ehliyet aranmalı mıdır?

Ceza, yani karşılık, biyolojik açıklamalarla değişmez; toplum huzurunu bozan herhangi bir suçun karşılığı, öncelikle o suçun failini toplumdan uzaklaştırmaktır. Fakat bunun bir de sonrası var. O suçlu kişi nasıl rehabilite edilecek? Eğer sorun biyolojik bir yatkınlıktan geliyorsa, bunun üstesinden gelebilir miyiz? İşte bilimin esas ilgilenmesi gereken nokta burasıdır. Eğer diyelim ki beyinde bir tümörün varlığı nedeniyle bir insan suç işliyorsa, onun rehabilitasyonu o tümörün mümkünse çıkartılması ve ardından kişinin makul bir süre boyunca gerek tıbbi gerekse adli olarak gözetim altında tutulmasıdır. Yahut ön beyni gelişimsel nedenlerle normalde az çalışan bir insan psikopat eğilimleri nedeniyle suç işlediğinde, o zayıflığı teşhis ettikten sonra onu nasıl ortadan kaldırabileceğimizi yahut rehabilite edeceğimizi konuşmalıyız. Mesela Nörofeedback gibi teknikler, bu tip durumlarda çok işe yarıyor. Kişiler cezaevlerinde cezalarını çekerken bu tip tekniklerle çok ciddi ilerlemeler sağlanabilir. Tabii bunların öncelikle ciddi araştırma projeleri olarak çalışılması lazım.

4. İnsanlar beyinlerinin kaçını kullanabilme yeteneğine sahiptir ve bu yeteneğin cinsiyete göre değişimi nasıldır? Kadın beyni erkek beyni özelliklerinden bahsedebilir misiniz?

Beynimizin tamamını kullanırız; yani çalışmayan bir yeri yoktur. Ama kapasitemizin ne kadarını kullanıyoruz derseniz, ben genellikle “hiç” yanıtını veriyorum. Zira potansiyelimiz neredeyse sınırsızdır; ve hayret verici bilimsel, teknik yahut düşünsel devrimler yaratan insanların beyinlerinin diğer insanlardan hiç bir farkı yoktur. Bilgisayar diliyle konuşacak olursak, mesele “yazılımda”dır.

Kadın ve erkek arasındaki farklar uzun bir mevzu ama tüm canlılarda görülen “eşeysel farklılık” kanunu bizde de geçerlidir. Fakat farkımız, tavuskuşlarında olduğu gibi bedenimizde değil, bilişsel bir canlı olduğumuz için beynimizde ve davranışlarımızda ortaya çıkar. Bu farklar temelde risk alma davranışı, geleceği planlama, empati, dinleme, anlama, kelime kullanma, üç boyutlu uzay algısı gibi konularda kendini gösterir. Mesela erkekte risk alma davranışı yüksekken, empati yeteneği biraz daha zayıf olabilir. En başta beynin gelişim süreçleri ile ilgili olan bu farklılıkların temelleri, insan neslinin devam edebilmesi için eşlerin birbirlerini tamamlamaları ve aciz yavruları hayatta tutabilme becerileri etrafında şekillenmiş gibi görünüyor.

5. İnsan gerçekten istediği zaman beyniyle kontrol edemediği bir şey yoktur fikrine katılıyor musunuz bizlere neler söylemek istersiniz bununla ilgili?

Çok genel bir ifade ama, yeterli duygusal motivasyon olduktan sonra insanlar çok şaşırtıcı işler becerebiliyorlar. Tabii her şeyin bir sınırı var ama pratik hayatta gerçekten istediğinizde yapamayacağınız çok az şey olduğunu düşünüyorum. Tabii mesela bu uzayda elbisesiz yaşamak veya yara almadan beş gün yanan bir kalorifer kazanının içinde oturmak gibi şeyler değil. Bunlar bizim sınırlarımızı aşan beklentilerdir. Mesela ömür boyu her an mutlu olma zorunluluğu da öyle. Karşılanamayacak arzulardır bunlar. O nedenle kendini bilmek ve gerçekten ne istediğini bilen biri olmayı istemek önemlidir.

6. Alzheimer gelecekte önlemek mümkün mü? Bunun için şu anda yürütülen çalışmalar var mı?

Alzheimer çok çalışılıyor ve yakında tam tedavisi olmasa da ciddi idame yöntemleri bulunacaktır. Buna mecburuz; çünkü gelişen teknoloji ve imkânlara bağlı olarak ömürler uzuyor ve bu tip rahatsızlıkların maliyeti gittikçe artıyor. Şu andaki son durumu çok bilemiyorum ama en azından Alzheimer’ın ilerlemesini durduracak etkin tedavilerin yakın olduğunu düşünüyorum.

7. Son zamanlarda basılan birkaç kitapta yeni bir akım başladı. Beyne atfettiğimiz görevlerden çoğunun aslında bağırsaklar tarafından gerçekleştirildiği hatta beynin pek çok işlevinin bağırsaklarda gerçekleştirildiği şeklinde. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu şekilde söylendiğinde abartılı bir söyleme dönüşse de bağırsak florasının ve bu kadar büyük bir organın kendi özerk sinir sisteminin işlevlerini uzunca bir süredir göz ardı ettiğimiz de bir gerçek. Mesela dışkı transferi dediğimiz bir teknikle insanların depresyon dahil birçok zihinsel sorunlarının çözülebildiğini biliyoruz. Zira bağırsaklardaki sağlıklı bakteri kompozisyonu bozulduğunda bu doğrudan tüm sistemi dolayısıyla da zihnimizin işleyişini etkileyebilecek bir durum oluşturabiliyor. Yani bütün beden tümleşik bir sistem ve bağırsaklar da, dalak gibi, böbrek gibi, kaslar gibi bu sistemin içinde çok önemli roller oynuyorlar. Bizim genel sorunumuzun her şeyin çözümünü tek bir yerde aramamız. Bu bizi belki de biraz rahatlattığı için tercih ettiğimiz ama temelde hatalı bir yöntem.

8. Psikanaliz ile nöroloji arasında bağlantı var mıdır?

Elbette. Beyin bilgimiz arttıkça psikolojik terapilerin nasıl etki gösterdiğini daha iyi anlayabiliyoruz. Mesela beynimiz sürekli değişim gösteren bir donanımdır aslında. Buna bilim dilinde plastisite adı veriliyor. Plastisite sayesinde değişmez olarak düşünülen düşünce kalıpları zamanla değişebiliyor ve aslında birçok terapi de bu sinirsel yolları değiştirme yoluyla etki gösteriyor. Bunun kurallarını daha iyi anladıkça terapilerde tıkandığımız noktaları da daha iyi aşabiliyor olacağız.

Özel Röportaj: Sinan Canan

9. İnsan beyni hangi durumlarda daha işlevsel olarak çalışır? (Verimliliğinin üst düzeyde olması için ne yapılması gerekir)

Bu sorunun çok çeşitli yanıtları olabilir. Bir kere söz konusu beynin kimin beyni olduğu, hangi özel durumdan bahsettiğimiz sorunun yanıtını çok değiştirir. Zira beynin çalışma sistemi farklı şartlar altında çok farklılık gösterebilir. Fakat genel bir yanıt vermem gerekirse, beynin en optimum, en yüksek verimle çalıştığı zamanlar, insanların “akış” dediğimiz bir zihinsel duruma girdiği anlardır. Akış, yaratıcılığın üst düzeyde arttığı, benlik ve zaman algısının zayıfladığı, insanın tüm ihtiyaçlarından arınarak kendisini yaptığı işe verebildiği özel durumlardır. Sanatçılar ve sporcular bu hale daha çok aşinadır. Bu tip durumlar, ancak deneyiminiz olduğu bir alanda riskli ve yeni bir meydan okumayla karşılaştığınızda ortaya çıkar ve o güne kadar aklınıza bile gelmeyen nice çözümler bu zihin durumu sayesinde ortaya çıkartılabilir. Herkesin “akış”a geçtiği veya geçebildiği şartlar farklıdır. İnsanın kendi deneyim ve yapısına uygun bir faaliyeti bulması bu bağlamda çok önemlidir. Ben mesela, bazen yazarken, ama çoğu zaman da konuşurken akış durumunu deneyimlerim. Bu durum insana verilmiş en büyük hediyelerden birisidir. Bu konuyu detaylı olarak “Değişen be(y)nim” başlıklı kitabımda ilgili bölümde anlattım.

10. Nöronlar arasındaki bağlantının iletimi ile duyguların yönetimi arasında nasıl bir ilişki vardır?

Aslında beynimizdeki tüm işlemler, düşünceler, duygular, refleksler yahut beden hareketlerimizi başlatan emirler, sinir hücreleri arasındaki bağlantılar üzerinden akan sinirsel sinyallerle gerçekleşir. Milyarlarca sinir hücresi arasındaki yüzlerce trilyon bağlantı, son derece karmaşık bir iletişim sistemi oluşturarak her türlü davranış ve düşüncemizin altında yatan mekanizmayı sağlar. Tabii sadece bu sinirsel iletiler değil; bir de yardımcı Glia hücreleri arasındaki sessiz ve uzun süreli etkileşimler de önemlidir. Neticede, eğer duygularda bir değişiklik veya kontrol istiyorsak bu bağlantıları ve bu bağlantılar üzerinden sağlanan iletişimi nasıl değiştirebileceğimizi bilmeliyiz. Bunun temel kurallarından birisi duygusal motivasyondur mesela. Yeterli motivasyonla her türlü davranış değişikliğini sağlayabilirsiniz.

Özel Röportaj: Sinan Canan

11. Psikiyatrik ilaçlar beynin hangi bölgesini uyarırlar ve bu ilaçlar bırakıldıklarında beynin eski haline dönmesi için ne kadar süre gereklidir?

Günümüzde neredeyse her türlü sinirsel kimyasala yönelik yüzlerce etkin kimyasal maddemiz, yahut ilacımız mevcut. Bunların her biri etki ettikleri kimyasal sisteme ve etki biçimlerine göre çok farklı tepkiler veya sonuçlar üretebilmekte. Mesela sadece serotonin dediğimiz beyin kimyasalı üzerine etki etmesine rağmen, kimisi antidepresan, kimisi sigara bıraktırıcı, kimisi de kilo verdirici birçok kimyasal bileşime sahibiz. Fakat bu ilaçlar genellikle tedavi edici olmaktan uzaktır. Sadece alındıkları sürece ve belli derecelerde belirtileri kısmen ortadan kaldırarak insanı biraz rahatlatabilirler. Ama kullanımı bıraktıktan sonra birçoğunda hızla eski duruma geri dönüş söz konusudur. Zira bu ilaçlar sorunun nedeni olan “bağlantı sorunlarını” değil, onların sonucu olan “kimyasal değişimleri” hedefler.

12. Beynin size en ilginç gelen özelliği nedir?

Çok ilginç özellikleri var. Ama benim için en ilginci, dünyaya geldiğimizde bedenimizde ne yapacağını bilmeyen tek organ olmasıdır. İlk bebeklik döneminde öğrenemezse de ömür boyu o işleri yapamaz. Buna kritik dönem diyoruz. Bebekliğimizin ilk aylarında görmeyi, duymayı, denge sağlamayı ve diğer daha birçok şeyi dış uyaranlara bağlı olarak öğrenmemiz gerekir. Bu özellik beni en çok şaşırtan ve aynı zamanda insanların her birinin yeganeliğini garanti eden muhteşem bir fırsattır.

13. Beyin’le ilgili çok sevdiğiniz bir söz var mı? Bizimle paylaşır mısınız?

Beyinlerimiz onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, bizler yine onu anlayamayacak kadar basit olacaktık. (Jostein Gaarder)

14. Beyin ve öğrenmeyle ilgili bizlere neler aktarabilirsiniz? Öğrenmeyi kalıcı hale getirmek için neler yapılabilir?

Öğrenmenin sırrı, beynin duygusal bir yapısı olduğunu anlamaktır. Duygular öğrenmemizin temelini oluşturur. Bu nedenle bir şeyi öğrenmek istiyorsak onu duygusal dünyamızda uygun bir yere koymalıyız. Duygularımızı hareket geçirmeyen bilgiler eninde sonunda unutulur. Mesela yabancı dil öğrenmek istiyorsak, bir sınav için değil de hayatımızı sürdürebileceğimiz bir araç; yahut sevdiğimiz bir insanla iletişim kurmanın bir yolu olarak çok rahat öğrenebiliriz. Yahut matematik öğrenmek istiyorsak, o bilgileri gerçek hayatta ne için kullanacağımızı öğrenmek, onunla bir duygu-fayda ilişkisi oluşturmak önemlidir. Okul yıllarında hemen hepimizin sorduğu bir soru bu konuda çok önemli mesajlar taşır: “Bunlar benim hayatta ne işime yarayacak?” Bu soruyu insanı hayatta tutan en önemli parçası olan beyni sorar aslında. Bilgi hayatta bir işe yarayacaksa, biz buna ikna olmuşsak, o bilgiyi zahmetsizce öğreniveririz.