
‘Ne güzel şey hatırlamak seni’ diye seslenir Nazım, Piraye’sine yattığı bir hapishane ranzasından. Sahi ne güzel şey hatırlamak ne büyük lütuf. Durup düşündüğümüzde iyisiyle kötüsüyle insanın ancak hatırladığı oranda hayatta var olabildiğini görüyoruz, çünkü geçmişimiz üzerine inşa ediyoruz geleceğimizi de. Geçmişimiz olmasa geleceğimiz bir bilinmezlik üzerine inşa edilirdi ve tabiri caizse yaşantılarımız temelsiz birer ev inşaatı gibi yerle yeksan olurdu. Şiire, romana, öyküye konu olan hatırlamak, ruhbilime de konu olmuş ve psikologlar, bireylerin hatırlamakta ne boyutlara ulaşabileceğini araştırırken mnemonistlerle karşılaşmışlardır. Peki nedir mnemonist, kimdir bu mnemonistler?
Beş yıl önceki mezuniyet töreninde hangi kıyafeti giydiğiniz, en yakın dostunuzla nasıl tanıştığınız, çocukken sahip olduğunuz evcil hayvanın adı yahut daha yakın zamanlı olarak dün akşam yemeğinde ne yediğiniz ve sabah otobüs durağında kiminle karşılaştığınız vs. Bunları sondan başa doğru belli bir zihinsel çaba ile kolaylıkla hatırlayabilirsiniz belki ya da zihninizi ne kadar zorlasanız da hatırlayamazsınız. Mesela bazılarımız rakamları ve yabancı dilleri hatırında tutmakta hünerliyken bazılarımız sevdiği şiirleri, dinlediği şarkıları yerleştirir hafızasına. Dolayısıyla hatırlamak da unutmak kadar önemli bir konudur.
Psikoloji alan yazınında da hatırlamanın olağanüstü örneklerine rastlamaktayız.
Belleği olağanüstü güçlü bu kişilere mnemonist ya da bazı araştırmacıların deyişi ile belleyiciler denilmektedir. Peki bu kişiler nasıl bu kadar çok şeyi hatırlayabiliyorlar? Bu hatırlamada etkili olan faktörlerden birisi belli bir duyusal formda sunulan bilginin birden çok duyusal formda deneyimlenmesidir. Bu durum çapraz algılama koşulu ya da sinestezi olarak adlandırılır. Bir diğer faktör ise bu kişilerin hatırlamak için özel stratejiler kullanıyor olmasıdır (Cangöz, 2010). Örneğin kelimeler ya da rakamların görüntüler şeklinde kodlanması ya da yerleştirme metodu yoluyla bilgilerin zihne kaydedilmesi gibi. Bellek psikologları tarafından yapılan bir çalışmada olağanüstü hatırlama ve olağan hatırlama kapasitesine sahip olan kişiler karşılaştırılmıştır. Katılımcıların tamamı beyinlerinin en etkin bölgelerinin saptanması amacıyla taranırken bellek testlerine tabi tutulmuşlardır. Elde edilen bulgular mnemonistlerin sözel materyalleri hatırlamakta anlamlı düzeyde daha iyi oldukları fakat buna karşın başka şeyleri hatırlamada anlamlı düzeyde iyi olmadıkları ve genel bir bellek uzmanlıkları olmadığı yönündedir. Yapılan taramalarda ilgi çeken bir diğer nokta ise bu esnada aktif olan beyin bölgesinin uzamsal ve yön bulma alanları ile ilgili olan kısımları olduğudur.
Olağanüstü bellekleri ele alırken mnemonistlerin yanı sıra bilişsel becerileri anlamlı düzeyde gelişmiş olan fakat bilişsel becerileri olmasa düşük zekalı sayılabilecek kişiler olan savantlardan da bahsetmek gerekmektedir. Savantlar, önceleri yeteneklerinin çelişkili doğasını yansıtacak şekilde ‘İdiot bilginler’ olarak da adlandırılmışlardır. Bu yeteneklerini uzun yıllar yaptıkları alıştırmalara borçludurlar (Cangöz, 2010). O’Conner ve Hermelin (1989) tarafından yapılan çalışmada 20’li yaşlarda ve 80 IQ’ya sahip altı savant ile altı otizm tanılı birey, otobüs durakları, otobüs güzergahları, vs. gibi ulaşım bilgilerini hatırlamak üzerine karşılaştırılmışlardır. Savantların daha çok bilgiyi hatırladığı saptanırken yine aynı grupla yapılan ve sebze-meyve isimlerini hatırlamak üzerine olan çalışmada her iki gruptan benzer sonuçlar elde edilmiş ve performanslarında belirgin bir farklılık tespit edilememiştir.



Alan yazında yer alan olağanüstü bellek vakalarını ele alacak olursak bunlardan en çarpıcı olanı Rus nöropsikolog Luria’nın çalıştığı S isimli kişidir. S, İtalyanca bilmemesine rağmen Dante’nin İlahi Komedyası’na ait satırları ilk sunuluşunda ezberlemiş ve kendisine verilen uzun sayılar ve kelimelerin olduğu listeyi neredeyse tümüyle hatırlayabilmiştir. Aradan 15 yıl geçtikten sonra yapılan bir tekrarla da görülmüştür ki S hem İlahi Komedya’nın satırlarını hem de verilen listedeki sayı ve kelimeleri hatırlayabilmiştir (Luria, 1968).
Bir diğer vaka ise yaşamının neredeyse her gününü hatırlayabildiğini iddia eden A.J. isimli kadındır. Olağanüstü kişisel ve olağanüstü belleğe sahip olan A.J., kendisi üzerine araştırmalar yapacak üç bellek psikoloğu ile çalışmıştır (Cangöz, 2010). Çalışmanın başladığı esnada 30’lu yaşlarında olan A.J., 11 yaşından itibaren tüm Paskalya’ları hatırlamış ve 24 yılın bir listesini çıkararak kişisel bilgileri ile birlikte psikologlara aktarmıştır. İki yıl sonra yapılan bir tekrar çalışmasında bilgilerin değişmediği fakat A.J.’nin hatırladığı anılarından dolayı zaman zaman üzüntü duyduğu da psikologlar tarafından saptanmıştır. Hatırladıklarının kişisel nitelikte olması nedeniyle A.J. kendisini ‘hatıralarının tutsağı’ olarak tanımlamakta ve bir hatıra diğer bir hatırayı beraberinde getirdiği için hatırları arasındaki zinciri kıramadığını ifade etmektedir (Parker, Cahill ve McGaugh, 2006).
Matematikçi A.C. Aitken de mnemoniklere verilebilecek örneklerdendir. Sahip olduğu üstün zihinsel hesaplamalar yapabilme yeteneği sayesinde sayıları görsel hafızasına kaydedebiliyordu ve bu işlemi yaparken herhangi bir metoda da başvurmuyordu. Bu üst düzey yeteneğine en önemli kanıt ise Pi sayısının 700 hanesini ezberden okuyabiliyor oluşuydu (www.memoryelixir.com).
Ayrıca mnemonikler üzerine yapılan araştırmalarda rastlanılan şaşırtıcı bulgulardan bir tanesi de M.Ö. 556 doğumlu Simonides isimli Yunan bir şairin de bir mnemonik olabileceği yönündedir. Öyle ki bir evin duruşunu ya da kamusal alandaki bir düzenlemeyi zihnine Loci metodunu kullanarak kaydettiği yönünde bilgiler yer almaktadır.
Romen bir hitabet hocası olan Quintilian yaptığı incelemelerle Simonides’in bu metodunu detaylandırmaya çalışmıştır.

