


Suçun tanımını yapmak ya da bir genellemeye varmak oldukça zordur ancak insanoğlu yaratıldığı ilk günden bugüne kadar farklı birçok davranış suç olarak görülmektedir. Özgecan ASLAN, Münevver KARABULUT, Sarai SİERRA’nın vahşi bir şekilde öldürülmesi gibi davranışlar insanları dehşete düşürüp derin bir üzüntü ve endişe ile fail hakkında “Bir insan böyle bir şeyi nasıl yapabilir?” sorusunu akla getirmektedir. Suçun sebeplerini araştırmak ve bu araştırma ile bir sonuca ulaşmak suçları önleme açısından önemlidir. İnsanları suça yönelten nedenler arasında; sosyo-kültürel, ekonomik ve biyopsikolojik etkenler gösterilebilir.
Suçların nedenleri arasındaki biyolojik yaklaşımlar 1800’lerin sonunda Cesara Lombrosso’nun bazı insanların doğuştan suça eğilimli oldukları ve bu durumun kafataslarının incelenmesi ile anlaşılabileceğini öne süren teorisine dayansa da özellikle bu konuda yapılan çalışmalar son yıllarda hız kazanmıştır. İnsanları yöneten organın “beyin” olduğu düşünüldüğünde, bireylerin gerçekleştirdiği davranışlar “beynin incelenmesi” neticesinde açıklanabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmaya göre her yıl ortalama iki milyona yakın insan çeşitli nedenlerden dolayı kafa travması ve beyin hasarı yaşamaktadır. Bu insanların bir kısmı travmadan sonra normal yaşamlarına geri dönebilirlerken %64’lük kısım travmanın üzerinden beş yıl geçse bile dürtülerini kontrol etmede zorlandıklarını ve çok kolay öfkelendiklerini ifade etmişlerdir. Bu araştırmadan elde edilen bulgular ile kafa travması ve suç arasındaki bağlantı; muhakeme, planlama, davranış, problem çözme gibi fonksiyonları olan “frontal lob”un hasar görmüş olabileceğini düşündürmektedir.
Bu lobta meydana gelen bir hasar duygu ve dürtüleri kontrol etme, sosyal algı ve değişen ruh halini dengelemede negatif etkiye yol açmaktadır.
Frontal lob hasarının davranış bozukluklarına ve suç olaylarına neden olduğu ilk defa 1996 yılında Grafman ve arkadaşları tarafından dile getirilmiştir. Grafman ve arkadaşları Vietnam gazileri üzerinde bir araştırma yapmışlardır. Grafman ve arkadaşları, frontal loblarında hasar oluşan gazilerin şiddet ve agresiflik içeren davranışlarında önemli bir artış saptamışlardır. Günümüze yakın bir zamanda araştırma gerçekleştiren Leon-Carrion ve arkadaşları; beyninde anterior temporal (korteksi etkileyen özelliğe sahip) hasarı olan kişilerin öfke ve saldırganlık hislerinde artış olduğunu ileri sürmektedirler.
Tüm bu araştırmalardan elde edilen sonuca göre kafa travması veya herhangi bir nedenden dolayı beyinde oluşmuş bir hasar duyuşsal, bilişsel bozukluklara neden olmaktadır. Bu nedene bağlı olarak da davranışlarda değişikler meydana gelebilmektedir.
Bu durumun suç ile ilişkisine bakacak olursak; herhangi bir nedenden dolayı beyin hasarı olan bir kişi gerçekleşen durumları yanlış algılayabilir, sosyal ilişkilerinde problemler yaşayabilir, bulunduğu ortama uygun görülmeyen davranışlar sergileyebilir, olaylara gereğinden fazla tepki verebilir, çevresiyle iletişim kurmakta güçlük yaşayabilir. Tüm bunların neticesinde kişi suça daha yatkın hale gelebilir.
Yazıma başlarken ki “Bir insan böyle bir şeyi nasıl yapabilir?” sorusuna geri dönecek olursam bunu bir vaka ile açıklayayım;
On üç yaşındaki Ali K., yirmi sekiz ay önce, yaya olarak giderken otomobil kendisine önden çarpmış ve çarpmanın şiddetiyle ileri ve yukarı fırlayarak kafasının üstüne düşmüş. İlk müdahalenin ardından fizik tedavi ve rehabilitasyon servisinde bir buçuk ay tedavi görmüştür. Kısa bir süre sonra konuşmaya başlamış. Ali, olaydan sonra koşmada ve top oynamada sıkıntısı olduğunu, başka yakınması olmadığını belirtmiştir. Ailesinden kaza öncesi psikomotor gelişimi normal olan hastanın kazadan sonra sık sık küfür etmeye başladığı, kalabalık ortamlarda kısa sürede sıkıldığı, sinirli bir yapının geliştiği, sinirlenince eline bıçak aldığı, kız kardeşine şiddet uyguladığı, manavdan meyveleri izinsiz aldığı, yolda karşılaştığı tanıdıklarından para istediği, sürekli aynı soruları sorduğu, bir sözcüğü çok yinelediği, idrarını bahçeye yaptığı, annesine ‘Eve erkek aldın’ şeklinde asılsız suçlamalarda bulunduğu, uyku gereksiniminin azaldığı, yap denilen şeyi yapmama ve tersine davranma davranışı sergilediğini, az önce söylediği sözleri 3- 5 dakika sonra unuttuğu, halının altına meyve kabukları koyduğu, çok yemeye başladığı, ara ara oturup ağladığı, kaşıntısının başladığı, her gün banyo yapma şeklinde önceden var olmayan davranış değişikliklerinin ortaya çıktığı öğrenildi. Kazadan sonra okuma-yazması bozulmuş, okuma yazma yeniden öğretilmeye çalışıldığında ise okuma yazmayı öğrenememiş. Kendi başına elbiselerini giyip çıkarabiliyor, yemeğini yiyebiliyor ancak kaşığı ağzına götürmekte ve tuvalet temizliğinde sıkıntı çekiyormuş. Arada altına kaçırıyormuş. Okulundan, arkadaşlarıyla kavga ettiği için sürekli kendisinden yakınılan Ali, öğrenimine devam edememiştir.
Aktarılan bu vaka; normal davranışlar sergileyen bir insanın kazada meydana gelen beyin hasarı nedeniyle çevresine ve kendine vereceği zararı, işlenebilecek olası suçları ortaya çıkarmaktadır.
Araştırmalar gösteriyor ki kafa travması ve beyin hasarı sonrasında yaşanan duyuşsal, davranışsal ve psikolojik durumları dikkate almak ve önemsemek oldukça gereklidir. Ama şunu unutmamak gerekir; kafa travması veya beyin hasarı almış herkesin suç işleyeceği ya da suça karışan insanlarda bunların olduğu söyleyemeyiz. Kafa travması veya beyin hasarı suç işleme nedenlerinden bir tanesi olabilir sadece.

