“Bazen boş bir sayfa yazılan onca şeyden iyidir. Çünkü her bir cümle bir sonrakini etkiler!”
Elinde para dolu bir çantayla deniz kenarında oturan bir kadın…
Geçmişi parça parça yıkılmış, zihninde en ufak bir anısı kalmamış boş bir levha gibi anlamsız gözlerle etrafına bakmakta. Kalacak yeri olmayan, adını dahi bilmeyen bu kadın avare bir şekilde dolaşmakta iken Sinan ile karşılaşır. Geçmişini bugün sayan bu kadın Sinan’ı tüm anıları yerine koyar ve filmimiz bu şekilde başlar.
Rosa: Ermeni asıllı bir avukat olan Rosa sert tabular içinde kurallara göre hayatına yön vermiş biridir. Cemiyet adını verdikleri topluluk içinden biriyle evlenmesi istendiği için bunu benimsemek zorunda kalmıştır. Çocukluk aşkı olan Garbis ile evlenmeyi kabul etmiş fakat içinde hep eksik bir yan kalmıştır. Yayasına (babaanne) çok bağlı olan Rosa onun ölmeden önceki son isteğini yerine getirmek için çocukken zorla ayırdıkları ikizini bulmak için büyük çaba sarf etmektedir. Hayatındaki travmatik durumları bilinçaltına bastırmakta ustalaşsa da son yaşadığı olay zihninde parçalanmalara sebep olmuştur. Bu parçalanma sonrası psikolojide dissosiyatif füg adı verilen durumu yaşamış hiç bilmediği bir yerde, adını bile bilmeden kendini bulmuştur. Sinan’ın lokantasında aşçı olarak çalışmaya başladığında geçmişini hiç öğrenmek istemediğini fark etmiştir. Yaşamın sorumlulukları olmadan belki de hayatının en güzel 1 ayını yaşamıştır. Ama kişi ne kadar uzak kalmak istese de kendi oluşturduğu hayatın sorumluluklarından kaçamamaktadır. Uzak durmak istediği geçmişi onu elbet yakalayacaktır…
Sinan: Toplumsal rollerin ağırlığı altında kalmış bir diğer karakterimiz. Babasından kalma lokantayı idare etmesi beklenirken kendisi yazar olmak istemektedir. Yazar olmakta pek başarılı olamasa da bunun için çaba göstermektedir. İdeal benliği ile gerçek benliği arasında büyük fark Sinan’ı psikolojik dengesizliğe sürüklemektedir. Bir gece Rosa ile karşılaşmış ve kalacak yeri olmadığı için onu evine almıştır. İlerleyen günlerde yavaş yavaş aşık olmaya başlayan Sinan uzun zaman sonra hayatında tutunacak bir dal bulmuştur ve bu dalın kopup gitmesini istememekte, Rosa’nın hafızası yerine geldiğinde onu hayatından silmek isteyeceğini düşünerek korkmaktadır.
Garbis: Başarılı bir doktor olan Garbis Ermeni asıllı, cemiyetin saygın bir üyesidir. Etrafındaki kişilere karşı mükemmel özelliklere sahip, saygılı bir kişi olarak görünmeye çalışsa da gerçek kişiliğinin çoktan farkına varmıştır. Çevreye karşı hep rol oynamak zorunda kalmıştır. Buradan Garbis’in de toplumsal normlar altında ezildiğini ve buna karşı çıkmak yerine hayatını rol yaparak geçirmeyi benimsediğini görmekteyiz.
Beynin travmalar üzerinde uzun süre dayandığını fakat son noktaya geldiğinde uzun süre toparlanamayacak parçalanmalar yaşadığı film genelinde izleyiciye aktarılmıştır. Aynı zamanda Türk-Ermeni sorununun sosyal hayatta kişilerin duygularına, davranışlarına vurduğu ket çok güzel bir şekilde işlenmiş ve bu sorunun yalnızca siyasi olduğu mesajı inceden seyirciye verilmiştir. Tabula Rasa kavramının filmin isminde Tabula Rosa olması da hoş bir etki uyandırmakta.

İyi seyirler…

