Psikoz kişinin gerçeği değerlendirilmesinin bozulduğu, sanrı ve varsanıların eşlik ettiği psikiyatrik bir bozukluktur. Psikotik belirti ve bozuklukların ortaya çıkmasında genetik ve çevresel bir dizi risk etkeni rol oynamaktadır. Diğer yandan bedensel hastalıklara ve beyin dokusunu doğrudan ilgilendiren durumlara bağlı olarak da psikotik belirtiler ve bozukluklar görülebilmektedir. Şizofreninin psikotik belirtiler ortaya çıkmadan çok önce çevresel ve genetik etkenlerin birlikte etkileşmesiyle beyindeki sinir ağlarının oluşumunda bozulmalar olan nörogelişimsel bir bozukluk olduğu kabul edilmektedir [1]. Bu tanımdan hareketle, şizofreniye sahip bireylerde tek bir etkenin değil birçok etkenin rol oynadığı sonucuna ulaşılabilir. Semptomların alevlenmesinde stres önemli rol oynar. Yüksek duygu dışavurum algılandığı zaman, hasta için bir stres oluşturmaktadır [2]. Sinir sistemi dışarıdan gelen uyarıları ve belleğimizde depolanmış bilgiyi karmaşık sinir devrelerinde ardı sıra gerçekleşen durumlarda sık bir şekilde işlemektedir.
Bilgi işleme sürecinde ortaya çıkan en önemli ruhsal hastalık olan şizofrenide, bilişsel bozukluk hastanın sosyal işlevselliği ile yakından ilişkilidir. Şimdiye kadar uygulanan tedavilerle pozitif, negatif ve dezorganize belirtilerde düzelme olmasına rağmen, bu düzelmenin bilişsel performansa benzer düzeyde yansımaması, bilişsel belirtilerin ayrı ele alınması gerektiğini düşündürmektedir. Bu konuda yapılan çalışmalarda da bilişsel açıdan yapılacak olan çalışmalarda önemli olan noktalar ile birlikte bireylerin gelişimindeki diğer faktörlerin de değerlendirilmesi gerektiği ortaya konmuştur. Şizofreninin nöroanatomisi ile ilgili çalışmalar kortikal (kabuk tarafı) ve subkortikal (kabuk altı) alanlarda yoğunlaşmaktadır. Şizofreni etyolojisini (bir hastalığın nedeni ya da hastalığa yol açan çeşitli unsurların incelenmesi) açıklamak üzere bu bulgular çeşitli kuramlar çerçevesinde ele alınmaktadır. ‘Connectivist’ kurama göre şizofreni frontal-temporal-limbik yapılar arasındaki bağlantı sorunuyla ilgilidir.

Pantelis ve arkadaşları ise, şizofrenide bilişsel bozuklukların fronto-strial bağlantılardaki bozukluğa bağlı olduğunu ileri sürmektedir. Csernansky ve Bardgett ise şizofreninin patofizyolojisinde limbikkortikal nöron hasarını önemli bulmaktadır. Şizofrenide görülen yeni bilgilerin öğrenilmesinde güçlük medial temporal lobun işlevi olan epizodik(anısal) bellekle ilişkilidir. Şizofrenili hastaların frontal loblarında hacim azalması olduğu da saptanmıştır [3].
Aynı zamanda gözün sabitlenmesi (fiksasyon), düzgün takip eden göz hareketleri ve antisakkadik (AS) göz hareketi şizofrenide bozulma görülen nörofizyolojik fenotiplerdir. AS göz hareketi testinde kişinin bir ekranın merkezinde bulunan noktaya bakması, noktanın sağında ya da solunda bir görsel uyaran verildiğinde uyaranın olduğu yöne değil diğer yöne doğru bakışlarını çevirmesi (baş ve boynunu hareket ettirmeden) istenir. Kişi refleksif hareketini baskılayamayarak gözlerini ters yöne değil uyaranın geldiği yöne çevirirse hata yapmış olur [4].
Andreasen’in ‘bilişsel dismetri kuramı’na göre ise prefrontal bölgeler, talamus ve serebellum arasındaki bağlantıların bozukluğu, bilginin öncelenmesi, işlenmesi, koordine edilmesi ve yanıtlanmasında bozulmaya yol açmaktadır.
Gözlerin beyin ile olan bağlantısı düşünüldüğünde, gözler ile ilgili çalışmaların da şizofrenik beyin araştırmalarına önemli katkılar sağlayacağı şüphesizdir. Tüm bu araştırma ve bulgulardan hareketle, şizofrenik bireylerde özellikle beynin frontal, temporal ve limbik bölgesinde çeşitli sorunlara yol açtığı görülmektedir. Bu bölgelerdeki bozulmalar nedeni ile çevrenin de etkisi ile çeşitli sanrılar görme şeklinde bireyde gerçekleşmekte ve bireyin hayatının zorlaşmasına neden olabilmektedir. Şizofreni görülen hastaların bir an önce tedaviye başlamaları ve hem kendilerini hem de çevrelerini bu rahatsızlığın etkilerinden en az düzeyde etkileyecek ortamı oluşturmaları gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki tedaviden kaçınmak yalnızca hastalığın ilerlemesine ve bireyin hem kendisine hem de çevresine verdiği zararın artmasına neden olacaktır.

