Öğrenme, bireyin yaşam süreci boyunca yaşantılarıyla birlikte belli alanlarda kazandığı bilgilerdir. Öğrenme sürecinin sınırı yoktur. 7 yaşından 77 yaşına kadar her birey, bir şeyler öğrenebilir ve hayatına uygulayabilir fakat bireyler belirli yaş aralığında normal kapasitelerinden çok daha fazlasını öğrenir. Özellikle Havighurst Gelişim Dönemlerini esas alırsak, “İlk çocukluk” ve “Son çocukluk” dönemleri yani 2-12 yaş arası oldukça önemlidir. Birey, bebeklik döneminden çocukluk dönemine geçiş yaptığı sırada çevresinde bilmediği, henüz keşfetmediği yüzlerce eşya, olay vb. şeylerle karşılaşır. Bu yaş dönemlerinde bunları çözmek ve sonucunda neler olacağını “öğrenmek” ister. Aynı zamanda bu yaş aralığında çocuk, yeni bir kavramla da tanışır. “Öğretim”.

Çocuklar, okul çağına vardığında ebeveynlerin ve elbette öğretmenlerinin onları anlamasını bekler. Hayatlarında ilk kez, “öğrenci olma” ve “sınıf/okul kuralları” kavramlarıyla karşı karşıya kalan çocukların, öğretim sürecinin henüz başındayken en kısa sürede uyum sağlaması sağlanmalıdır. Bazı çocuklar sanki doğduklarından beri okul ortamı içerisindeymiş gibi sessiz, sakin iken; bazılarıysa tam tersi durumdadır. Yıllar geçtikçe durumları daha da kötüleşmektedir. “Hiperaktif Çocuk” sıfatını yapıştırmaktalardır veya da bazı çocuklar çok iyi not alabiliyorken aynı kelimeleri duyan bir başka çocuk neden iyi not alamıyor? İlkokul zamanlarımızda elbet kapıyı, pencereyi hep açıp kapayan bir kimse olmuştur. Peki, neden hep aynı çocuk veya çocuklar? Bu konu hakkında yapılan araştırmalar sonucunda Dr. Rita Dunn ve Dr. Kenneth Dunn, eğitim/öğretim hayatımıza yeni bir kavram sokmuştur. Bu kavramın doğru bir şekilde anlaşılmasıyla da okullarda öğrenci nedenli yaşanılan birçok problemler ya azalmış ya da bitmiştir. Bu kavram, “Öğrenme Stilleridir”.
Öğrenme stili, bireyin bir bilgiyi en iyi ve en kısa yoldan öğrenmesi için kullandığı yöntemdir. Öğrenme stilimiz karakteristiktir. Bireyin, davranışlarını ve elbette hayatını doğrudan etkiler. Öğrenme stili genel olarak aynı kalmak şartıyla yaşa, cinsiyete, coğrafyaya göre bazı ufak değişimler görebilir. 20.yy’ın ikinci yarısında hayatımıza giren bu kavramla birlikte, öğrenciler başta olmak üzere öğretim hayatının bir ucunu tutan her bir birey köklü değişimlere gitmiştir. Okullardaki ders programları değiştirilmiş, öğretmenlerin tutumları değişmiş vb. yenilikler gelmiştir. Asıl önemli olansa, öğrencilerin kendilerini keşfetmesi olmuştur. Öğrenciler kendi stillerini kavrayarak, okul hayatında daha başarılı oldular, akran/öğretmen/aile üçgenindeki ilişkilerini onardılar, sınıf içerisindeki birçok olaya olan bakış açısı geliştirdiler. Özellikle müfredattaki değişikliklerle birlikte, öğretmenlerin lisans eğitimleri daha da etkili olmuş, öğretmenlerin öğrencileri üzerindeki bazı kalıplaşmış ifadelerinde de azalma sağlanmıştır.
Öğrenme stilleri 3 adettir. Her bireyin en az bir en çok üç stile sahip olduğu gözlemlenmiştir. Bu stiller sırasıyla; Görsel, İşitsel ve Kinestetik’tir.
Görsel
Güçlü yanları:
- Gördüklerini hatırlar.
- Plan ve program yapmayı sever.
- Detaylarla ilgilenir
- Uzak geleceği düşünür
Zayıf yanları:
- Duyusal bellek zayıftır.
- Karmaşık konuları sevmezler.
- Bilgi yazılı olmadıkça kavrayamayabilirler.
İşitsel
Güçlü yanları:
- Müzik kapasiteleri yüksektir.
- Hatip olabilir
- Anlatım becerileri yüksektir
Zayıf yanları:
- Uzun süre sessizce okuyamazlar.
- Resimli anlatımları sevmezler.
- Yüzleri pek hatırlamazlar.
Kinestetik
Güçlü yanları:
- Kelime dağarcıkları geniştir.
- Dil öğrenimi hızlıdır.
- Kişiler arası ilişki kabiliyeti yüksektir.
Zayıf yanları:
- Hemen hemen her şeye atılırlar.
- Çok konuşma ve hareketlidirler.
- Yazma konusunda berbattırlar.
- Düzeni pek sevmezler.
Görsel Öğrenci
Dış dünyayı ve öğrenmeyi görme organıyla daha kuvvetli yapar. Öğretim hayatlarında, her zaman planlı olmak ister ve yaptığı haftalık, aylık programların dışına çıkmak istemez. Resim gerektiren işlerde oldukça iyidir. Anlattıklarını oradan yaşıyormuş gibi anlatır. Uzak geleceğe yönelik plan yapar ve bu yüzden eş konusunda oldukça sıkıntı yaşar. Genellikle sessiz öğrenci profili çizerler sınıf içerisinde ve en önemlisi öğretmenin tahtaya yazdıklarını eksiksiz not tutmaya çalışır.
Görsel Öğrenciyle İletişim
Öncelik olarak bu stildeki bir öğrenciyle kuracağımız iletişim yolunda onunla göz teması kurmasıyla ve de yapacağımız el/kol hareketlerini onun iyi bir şekilde görmesiyle, daha kalıcı olabileceğini unutmamalıyız. Görsel öğrenciler genel olarak sınıf içerisinde çok sıkıntı yaşamazlar fakat arka sıralara oturtarak veya da ders içeriğinde yeterli görsel materyal kullanmamak, onun için büyük problem olur. Öğretmenlerin bu stildekilerle sınıf içi iletişimde tahtaya etkin bir rol biçmesi önemlidir (örneğin; tahtaya çıkıp işlemi yaptırmak ve tekrarlattırmak). Ebeveynlerin görsel çocuklarla kuracağı iletişimlerde kesinlikle onların görebileceği bir şekilde şikâyetlerini dile getirmesi beklenir. Çocukla kurulan iletişim bağının gerilmemesi için görsel çocukla, aile içerisinde yapılacak konuşmalarda görsel bir materyalle desteklenmiş iletişim veya da yüz yüze iletişim daha sağlıklıdır.

İşitsel Öğrenci
Dış dünyayı ve öğrenmeyi duyu organıyla daha kuvvetli yapar. Öğrenim hayatlarında, genel olarak derse göre akademik başarı gösterir. Matematik gibi formül isteyen derslerde sıkıntı yaşayabilir ama tam tersi edebiyat, tarih vb. derslere yüksek başarı gösterir. Dil öğrenimi iyidir. Kelime dağarcıkları geniştir. Hızlı okuma yapmayı sevmez. Kendi kendilerine konuşmayı çok sever, bu yüzden “çok konuşkan bir çocuk” şikâyetlerini fazlasıyla duyar. Müzik alanında diğer stillere göre daha yeteneklidir. Müzik aletini öğrenmesi kolaydır. Okul derslerinde bir bilgiyi öğrenebilmek için müziği kullanabilir.

İşitsel Öğrenciyle İletişim
Okul içerisinde öğretmenler işitsel öğrencileriyle mutlaka tonlamalarına dikkat ederek ve seçici konuşması istenilir. İşitsel öğrenci, kelimelerin gücüne inanır ve iletişimlerinde kelimelerin kullanılış biçimine göre hareket eder. Öğretmenler, işitsel öğrencilerle ilgili bir problemin çözümü için mutlaka sessiz, karmaşa olmayan bir ortam bulmalıdır. İşitsel öğrencinin seslere olan özel dikkatinin dağılmaması öğretmen için önemlidir. Ebeveynlerse işitsel çocuklarıyla kurduğu iletişimde, kızdıklarını ses tonuyla belli etmelidir. Sevindiği bir durum için de aynı durum geçerlidir.
Kinestetik Öğrenci
Dış dünyayı ve öğrenmeyi bedeniyle daha kuvvetli yapar. Öğrenim hayatlarında, planlı olmayı çok umursamaz. Planı ve programı sadece kolaylık olarak görür. Derslerde ve özellikle sınıf içerisinde birçok problem yaşayabilir zira bu stildeki çocuk oturmayı, sessiz kalmayı vb. durumları pek sevmez. Bir bilgiyi “yaparak” kalıcı öğrenebilirler. Diğer türlü bilgi geçicidir. Grup çalışmalarında oldukça iyidir. Yönetme kabiliyetleri yüksektir. Hareket gerektiren alanlara yönelirler özellikle Beden, Arkeoloji, Coğrafya vs. örnek verilebilir. “Hiperaktif” sıfatı verilen öğrencilerden birçoğu bu gruptadır!
Kinestetik Öğrenciyle İletişim
Bu stildeki öğrenciler okul içerisinde genellikle “Hiperaktif” veya “İlgi manyağı” sıfatları alır. Öğretmenler kinestetik öğrencilerle iletişiminde öğrencinin birçok duyusuna yönelik olmalıdır. Örneğin, görsel bir materyal ile konuşurken, ses tonunu da fark edilebilir ve vurgulu yapmalıdır. Kinestetik öğrenciler, okul kurallarına kolaylıkla uyum sağlayamayabilir, bu yüzden öğretmenler, öğrencisine karşı iletişiminde önyargısız ve sabırlı olmalıdır. “Sabır” anahtar kelimemizdir. Ebeveynlerse, kinestetik çocuklarıyla iletişiminde kesinlikle “sabırlı” olmalıdır. Çocuklarının onları dinlemesi için ödül yöntemi uygulanabilir (örneğin; dışarıda top oynayabilirsin). Kinestetik çocuğun dikkatini çekmek için yine hareket gerektiren davranışlarla ödüllendirmek veya da cezalandırmak, onun dikkatini bir süreliğine sizin üzerine çekecektir.
Ebeveynler Ne Yapabilir?
Ebeveynler, çocuklarının akademik başarısının yüksek olmasını ister. Bu noktada, yapılması gerekenler çocuğun öğrenme stilinin okul hayatının henüz başındayken en doğru şekilde öğrenilmesidir. Böylece çocuğunun stilini öğrenen ebeveyn, çocuğunun akademik başarısına destek vermek için o stilin odak noktasına göre hareket edecektir. Ebeveynlerin çocuğa olan yaklaşımında belirli bir seviyeden aşağı olmaması özen gösterilmelidir. Çocukla iletişime geçerken, onun yaptığı hataları yüzüne vurup onun “beni sevmiyorlar” düşüncesine bürünmesini istemeyiz.

Bu yüzden, çocukla yüz yüze onun öğrenme stiline uygun hareket ederek, ya sadece konuşarak ya konuşurken dokunarak ya da yazılı aile kuralları yaparak çocuğun aile içi dengeyi bozmaması da sağlanabilir. Aile bireyleri birbirlerini iyi tanımalıdır zira sorunların kaynağı genellikle bireylerin kendi stilini ve karşısındakinin stilini bilmemesinden doğar.

