Kitaba önsöz yazan Şiddetsizlik İçin M. K. Gandhi Enstitüsü’nün kurucu başkanı Arun Gandhi sözlerine “1940’larda ırk ayrımcılığı yapan Güney Afrika’da koyu tenli bir kişi olarak büyümek hiç kimsenin hoşuna gidecek bir şey değildi. Özellikle de günün her anında derinizin rengi size kabaca hatırlatılıyorsa…” diye başlar. Biraz düşününce 2017’de de ırk, din, dil ayrımcılığı yapan bir ülkede, dünyada yaşamanın hiç hoş bir şey olmadığını hissettim.
A. Gandhi çoğu zaman içimizdeki şiddeti kabul etmeyiz çünkü bu konuda cahiliz. Şiddet kavga, cinayet, savaş, dayak demektir ve bu yüzden şiddet barındıran biri olmadığımızı varsayarız, der. Halbu ki fiziksel şiddetin ateşini körükleyen şey pasif şiddettir. Çoğu kişi, dünya acımasız bir yerdir ve hayatta kalmak istiyorsan sen de öyle olmalısın der. Ancak dünya biz ona ne anlam yüklediysek odur. Eğer “biz” değişirsek dünya da değişir. Kendimizi değiştirmek de dilimizi ve iletişim yöntemlerimizi değiştirmekle başlar. Kitap da bize “Şiddetsiz İletişim Dili”ni kullanmayı aşama aşama anlatıyor.


Kitabın içeriğinden bahsetmek gerekirse, on üç bölümden oluşuyor. Her bölümün başında o bölümün içeriğinde anlatılacaklar ile ilgili şiir ya da şarkı sözleri bulunuyor. Üstelik bunların bir kısmı da kitabın yazarına ait.
Yazar şiddetsiz iletişimi “Şiddetten arındığında yüreğimizde doğal olarak var olan şefkat hali” gibi naif bir ifade ile tanımlar. Bu dil, direnç gösterme, savunmaya geçme, yargılama ve şiddet içeren tepkileri en aza indirip; gözlemleri, hissedilenleri ve ihtiyaçları açığa çıkarmayı amaçlıyor.
Yazar şiddetsiz iletişimin dört ögesinin: Gözlem, duygu, ihtiyaçlar, istek/ rica olduğunu söyler. Şiddetsiz iletişimin ilk kısmı kendimizi bu dört ögeyi içerecek şekilde ifade etmek ikinci kısmı ise dört öge aracılığı ile karşımızdakini empati ile dinlemektir.
Kitabın her bölümü birbiri ile bağlantılı ve birbirinden kıymetli fikirleri sunsa da “Şiddetsiz İletişimde Takdiri İfade Etme” ile ilgili olan bölümün beni çok etkilediğini belirtmek isterim. Çünkü her insan gibi takdir edilmeye ihtiyaç duysam da övgü ya da takdirle karşılaştığımda ne yapacağını bilemeyip, mahcubiyetle “önemli değil, estağfurullah” deyip konuyu kapatmaya çalışanlardanımdır. Kitabın bu bölümü bana “takdiri zarafetle kabul etme” yolunu gösterdi.
Kitap, çevirinin başarısından da kaynaklı olarak, oldukça akıcı ve etkili bir dile sahip. Ancak okunan bölümlerin özümsenmesi için bitirmek biraz zaman alabiliyor.

Her açıdan çok beğendiğim ve elimden gelse herkesin okumasını sağlayacağım kitapla ilgili yazımı kitabın içindeki, Fransız yazar ve gazeteci Georges Bernanos’a ait şu sözler ile bitirmek istiyorum.
“Uzun zamandır düşünüyorum da eğer bir gün imha tekniklerinin giderek etkinleşmesi, hepimizin dünyadan silinip yok olmasına neden olursa bunun asıl sorumlusu ne zulüm, ne zulmün ortaya çıkardığı öfke olacaktır. Asıl sorumlu, modern insanın tepkisizliği, sorumsuzluğu ve her talimatı büyük bir itaatle kabullenmesi olacaktır…”

