“Bazıları mesleğimin dert dinleme olduğu sanrısındalar. Muhtemelen kendilerini yansıtarak. Çünkü kültürümüzde pek çok beraberlik, dert anlatma ve dinleme zemininde hareket etme eğiliminde. Monolog ve dinleyicisi, ardından yaşanan boşluk.”
— Engin Geçtan / Zamane
Zaman zaman birilerine ihtiyaç duyarız. Bu kişi bazen bir arkadaşımız, bazen bir öğretmenimiz, bazen komşumuz olur bazen de bir psikolojik danışman. Psikolojik danışmayı diğerleriyle kurulan iletişimden ayıran en önemli nokta “psikolojik danışma” iletişiminin “terapötik” yani iyileştirici yanının olmasıdır. Psikolojik danışmada kullanılan terapötik ilişkinin niteliği büyük önem taşımaktadır. Çünkü danışmaya gelen birey danışmaya gelene kadar incinmiş, reddedilmiş, yargılanmış, sağlıklı yaşantılar geçirmemiş olabilir. Terapötik ilişki bu sebeple yararlı ve iyileştirici olabildiği gibi zarar verici ve incitici de olabilir. Araştırmalar, psikoterapi sürecinin sonucunun etkililiğini belirlemede terapötik ilişkinin niteliğinin belirleyici olduğunu göstermektedir. Salt kuram temelli yaklaşımın çok da yeterli olmayacağını söylemek mümkündür. Çünkü sadece dışarıdan ve nesnel ölçütlere göre yaşanan bir terapötik ilişkide terapist terapist rolü, danışan da danışan rolünü yaşayacak ve böylece mekanikleşen bu ilişki biçimi danışana istenilen ölçüde bir yarar getiremeyebilecektir.
Terapötik ilişki, danışanın iyileşeceği, değişmek ve gelişmek için uygun adımları atabileceği karşılıklı güven ve kabulle bir danışma ortamının hazırlanmasına denir. Terapötik ilişki, işbirlikli iletişim ve psikolojik danışman ile danışan arasında ikili yaşantıda duyguları işleme aracılığıyla çeşitli olumsuz yaşantı ve duygularla gelen kişiye yardım etme potansiyeli taşır. Bu ilişkinin sağlıklı bir şekilde kurulması danışmanın diğer oturumları için temel oluşturacaktır. Eğer sağlıklı bir ilişki kurulursa danışan fazla direnç göstermeyecek, kendini gerçekleştirmek için somut adımlar atar hale gelecektir. Bu terapötik ilişkinin kurulabilmesi için danışana birtakım görevler düşmektedir. Bu görevler aslında koşullar Birey Merkezli Terapinin kurucusu Carl Rogers tarafından ortaya konmuştur: koşulsuz olumlu kabul, doğru empati ve tutarlılık. Daha sonra bu koşullara diğer araştırmacılar ilişkinin şimdi ve buradalığı, kendini açma, yüzleştirme gibi koşulları da eklemişlerdir.
Yukarıdaki tüm koşulların sağlandığı bir ortamda terapi büyük ihtimalle nitelikli bir şekilde sonlanacaktır. Bireyler gerçek hayatlarında sürekli yargılandıkları, gerçekten dinlenildiklerini hissetmedikleri için terapi ortamında danışmanın, bireyin aslında değerli olduğunu, kendisinin orada onun için bulunduğunu hissettirmesi gerekir. Danışanın psikolojik danışman tarafından sağlanan güvenli, kabul edici ve saydam bir ilişki ortamında sahip olduğu özgürlüğünü kullanarak, yaşamında sahip olduğu ve daha önce yüzleşmekten kaçındığı ve algı yanılgılarının bulunduğu alanları incelemeye ve kabul etmeye başlar (Ergene, 2015). Danışan ve danışmanın oturuş biçimindeki doğallık, dinginlik danışanın kendisi olmasına, duygu ve düşüncelerine daha kolay ulaşmasına yardım eder.
Koşulsuz olumlu kabulden kastedilen şey onay değil, insanın hata ve yanlış yapabileceği ile ilgili hoşgörülü bir yaklaşımdır. Aslına bakılırsa Voltaire’in “Görüşlerinize katılmıyorum ama görüşlerinizi söyleme özgürlüğünüzü sonuna kadar destekliyorum.” sözüne paraleldir denebilir koşulsuz kabul. Carl Rogers, “koşulsuz kabul” kavramıyla danışanın sadece insan olduğu için saygı gösterilmesini anlamış ve bunu hümanist boyut içinde değerlendirmiştir. Aşağıda konuyla ilgili olumlu ve olumsuz diyalog örneği verilmiştir.
Örnek.1
Danışan (18 yaşında erkek lise öğrencisi): Öğretmenlerin bizleri küçümseyici, azarlayıcı davranışlarından bıktım.
Danışman: Bence öğretmenleri biraz anlamak gerekir, öğrenciler büyümemiş davranışlar gösterdikçe, öğretmenler de azarlayıcı ve suçlayıcı oluyor.
Açıklama: Danışman, danışanı hiç anlamamış ve suçlayıcı öğretmen davranışını öğüt vererek haklı göstermiş.
Geçerli olabilecek yansıtma: Öğretmenlerinizin size karşı olan suçlayıcı ve yargılayıcı tutum ve söylemleri benli saygınızı. öz değer duygularınızı azaltıyor ve küçültücü, edilgen duygular hissetmenize neden oluyor.
Terapötik iletişimin en önemli koşullarından biri de empatidir. Carl Rogers’a göre empati, psikolojik danışmanın, danışanın yaşadığı ve yaşamakta olduğu duyguları, bilincindeki özel anlamları, doğru ve gerçekçi bir biçimde hissetmesi bu bunları danışana yansıtması anlamına gelir. Etkili şekilde kullanıldığında empati danışanın güvende olma duygusunu, anlaşılma hissini ve yardım etme süreciyle ilgili doyumunu arttırmaktadır.
Danışanın cümlelerini aynen tekrar etmek empati kurmak demek değildir. Empatide ifade edilen duygunun şiddetine dikkat etmek ve o duygunun şiddetine uygun tepki vermek gerekir. Bunun için iyi bir dinleyici olmak, danışanın açık olarak ifade ettiklerinin ötesinde ne demeye çalıştığını da sezinleyebilmek gerekir. Böyle olduğunda birey de kendinin farkına varacak, anlaşıldığını hissedecek, danışmadan aldığı doyum artacaktır.
Danışma sürecinde asla empati gösteremeyeceğimizi düşündüğümüz bireyler olabilir. Katiller, şiddet suçluluları, istismarcılar vb. empatik yaklaşırken katilin cinayetini, istismarcının suçunu onaylamamız gerektiği düşüncesi bizi ilk rahatsız eden konudur. Fakat empatik yaklaşımda kişinin olumsuz eylemleri onaylamak zorunda değiliz. Yalnızca yaşananları, hissedilenleri ve süreci anlamak yeterlidir. Diğer türlü danışana karşı ön yargılı olmak danışmanın niteliksiz bir şekilde sonlanmasına sebep olacaktır. Aşağıda yer alan Örnek.2 ve Örnek.3 ile doğru ve yanlış uygulamalar gösterilmeye çalışılmıştır.
Örnek.2
Danışan: Annemle olan duygusal ilişkilerimin hiç kararlılığı olmadı. Bir yılda üç yüz altmış gün varsa bunun yüz otuz günü barışık, iki yüz otuz günü küskünlükle geçmiştir. Kendi öz annemle böyle bir ilişkiyi yaşamam özgüvenimi sarsıyor.
Danışman: Annenle ilişkilerinin nedenini ortaya çıkararak onunla hep barışık kalmanın yollarını aramalısın.
Açıklama: Danışmanın yansıtmasında ne yeterli içerik yansıtması yapılmış ne de duygu yansıtması.. Sadece öğüt verilmiştir. Danışanın duyguları anlaşılmaya çalışılmamıştır.
Örnek.3
Danışan: İşte patronumu memnun etmek için elimden geleni yapıyorum.
Danışman: Patronunu memnun etmek işinden epeyce bunalıyorsun ve umutsuzsun, işini kaybetmekten korkuyorsun.
Açıklama: Duyguya ve içeriğe yeni eklemeler yapılmış. Yüzeysel duyguların ötesine geçilerek derindeki duygulara inilmiş.
Sonuç olarak aslında günlük kişilerarası ilişkilerde de çok önemli olan iletişim biçimi psikolojik danışmada kullanıldığında bireyler üzerinde iyileştirici etkiye sahip olmaktadır. Danışanlar yargılanmadıklarını, yalnız olmadıklarını düşündüklerinde ve kendilerini güvende hissettiklerinde sorunlarının çözümü için çaba göstermeye istekli hale geleceklerdir. Yazımı empati kurmanın önemi anlatan çok sevdiğim şu cümle ile bitirmek isterim: “Her danışan yaşamının bir yerlerinde kanat çırpmış bir kelebeğin dünyanın başka bir yerindeki hava akımını değiştiren bir kaos neticesinde şu an durduğu noktada durmaktadır.”

