Bize biraz kendinizden ve alanda yaptıklarınızdan bahseder misiniz?
Ben Nesteren Gazioğlu. Koç Üniversitesi psikoloji bölümü mezunuyum. Şuanda Maltepe Üniversitesinde doktoramı bitirmek üzereyim. Doktora tez konum internet bağımlılığı üzerine, bir araştırma yapıyorum. Orta ve geç yetişkinlikteki internet kullanımı inceliyorum. İnternet bağımlılığı benim özel ilgi alanlarımdan bir tanesi. Bunun yanı sıra 2009 yılında açtığım aile psikolojik danışmanlık merkezinde ergen, yetişkin çift ve ailelerle çalışmalarımı sürdürüyorum. Bunun dışında çift aile terapileri derneği yönetim kurulu üyesiyim. Aynı zamanda Parents dergisinde düzenli olarak köşe yazılarımı sürdürüyorum. Bir yandan da Maltepe Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ve Eğitim Fakültesinde Psikoloji alanında dersler veriyorum. Öğretim görevlisi olarak çalışıyorum.

Hızla gelişen teknolojinin iletişime, çift ve aile ilişkilerine olumlu etkileri nelerdir?
Teknoloji herhangi bir ürünün herhangi bir objenin zaman içerisindeki değişimidir. Diyelim ki çamaşır makinası. Çamaşır makinasının eski haliyle şu anki arasında büyük bir fark var. Esasında bu bir teknolojik gelişimdir. Aynı şekilde iletişim ve etkileşim alanlarında da teknoloji gelişmeye ve araçlar olarak yaşantımızı kolaylaştırmaya devam ediyor. Örneğin telefonlar. Eskiden farklı bir telefon sistemi varken şimdi görüntülü konuşabildiğimiz birbirimizle anında temas halinde canlı yayınlar yapabildiğimiz cihazlarımız mevcut. Bunlar tabi ki teknoloji olarak hayatımıza yansıyor. Teknoloji, bu kadar yoğun tempolar içerisinde hayatımızı kolaylaştırıyor. En büyük avantajlarından bir tanesi bu. Hem iletişimi hem zamanı kolaylaştırıyor. Örneğin eskiden biz yolda kaybolurduk. Bulmaya çalışırdık. Sürekli sağa sola sorardık nerede diye. Şimdi bir konum paylaşarak hemen birbirimizi bulabiliyoruz. Teknoloji bir yandan da insan ilişkilerine de olumlu yönde katkı sağlayabiliyor. Örneğin uzak yerlere giden çiftler eskiden birbirlerinden haberdar olamazken şimdi anında fotoğraf paylaşabiliyorlar. “Bak buraya geldim. Seni çok özledim.” diyerek kalp gönderebiliyorlar. Emojiler vasıtasıyla duygularını birbirlerine aktarabiliyorlar. Bu anlamda ilişkinin sürdürülmesine katkı sağlayan olumlu yönleri var.
Bunların yanı sıra olumsuz etkileri nelerdir?
İnsanların normal yaşamdaki iletişim becerileri yavaş yavaş sönmeye başladı. İnsanlar nasıl başa çıkacaklarını, çatışma ortamında ne yapacaklarını bilemeyebiliyorlar. Göz göze temas kurup nasıl iletişim kuracakları noktasında sıkıntı yaşamaya başladılar. Bu sebepten dolayı ilişkiler genellikle mesajlar üzerinden yürümeye başladı. Tartışılacak konular, hayal kırıklıkları yüz yüze gelip anlatılması gereken bütün meseleler mesajlar üzerinden yazılıyor. Kızgın yüzler gönderilebiliyor, büyük harflerle bağrışmalar, çağrışmalar hepsi sanal dünya üzerinden gidiyor. Burada kayıp olan şey duygu. Sanal ortamda duygunun akması çok zor. Duygu akamadığı içinde çiftler çok hızlı biçimde birbirlerinden ayrışabiliyorlar, kopabiliyorlar. Bir anda bitti artık bu ilişki deyip facebooktan birbirlerini ilişkisi yok haline getiriyorlar. Birbirlerini engelliyorlar. Engellediği kişi nasıl ulaşabilecek, nasıl kendini anlatabilecek, nasıl temas kurabilecek? Ulaşım kapıları bir anda kapanmaya başlıyor. Tabi bunlarda teknolojinin sert yönleri olabiliyor. Bir yönden de bağımlılık noktası var. Bireylerden bir tanesi teknolojiyi bağımlı halde kullanıyorsa ilişkiyi olumsuz şekilde etkiliyor. Bağımlı olan birey bütün yatırımını, zamanını, parasını, enerjisini sanal ortama adamaya başlıyor ve ilişki normal gerçek yaşantıda ortadan kaybolmaya başlıyor.

Peki bu bahsettiğiniz olumlu ve olumsuz etkiler çiftlerin çocuklarıyla olan iletişimi ne yönde etkiler?
Hem olumlulardan hem de olumsuzlardan bahsettik. İkisini bir harmanladığımız zaman ortaya çıkan tabloda aileyi düşünmek, aileyi baz almak gerekiyor. Bu tablo içerisinde ailede etkilenen başka bireylerde var. Yani bu çiftin dışında çocuklarda var. Çocuklar ebeveynlerini model alıyorlar. Ebeveynler nasıl bir iletişim modeli sergiliyorsa çocuklarda benzer bir iletişim modeli üzerinden gitmeye yöneliyorlar. Örneğin ebeveynler sert mizaçlı, birbirlerine bağıran bir iletişim modeli sergiliyorlarsa çocuklarda bir süre sonra kendilerini bağırarak ifade etmeye başlıyor. Ebeveynler kendilerini bir cihazın içine geri çekiyorlarsa çocuklarda bir süre sonra cihaz talep edip kendilerini geri çekmeye başlıyorlar. Bu gibi durumlarda bir salonun içerisinde yan yana oturan, ama hepsinin elinde kendi cihazları olan ve hepsi başka âlemlerde, dünyalarda olan bir aile yapısı karşımıza çıkıyor. Ki aileyi bir arada tutan en önemli unsurlardan bir tanesi de birlikte kaliteli zamandır. Kaliteli zaman candan cana iletişimin kurulduğu, candan cana bağların sağlandığı ve anlayışın daha aktif olduğu sistemdir.
Çiftlerin iletişimi doğrudan etkileyen internet, sosyal medya, oyun bağımlılığı hakkında neler söylemek istersiniz?
İnternet, cihaz, online, ekran bağımlılıkları da normal diğer bağımlılıklarla aynı şekilde tezahür ediyor. Hepsinin farklı isimleri var ama alt yapıya baktığımızda tek söylenebilecek şey bağımlı. Bağımlı bireyler o cihazın yoksunluğu sırasında kriz geliştirmeye başlıyorlar. Sürekli o cihaza ulaşacakları anı düşlememeye başlıyorlar. İnternette olacakları anı hayal etmeye başlıyorlar. Engelleme yaşadıklarında büyük bir hayal kırıklığı, öfke hissetmeye başlıyorlar. Yani aşerme ve yoksunluk belirtileri dediğimiz diğer bağımlılıklardaki bütün unsurlar aynı sanal bağımlılıkta da meydana çıkabiliyor. Sanal ve internet bağımlılıklarının farklı bir yönü ise biraz geç tespit edilebiliyor. Örneğin bir alkolik karşımıza çıkarsa davranışlarından kokusundan, hal ve tutumlarından anlarız ki bağımlı. Ya da bir madde bağımlısı çıkarsa çok çabuk tespit edebiliriz. Ancak internet bağımlısı bireylerin tespit edilmesi çok uzun zaman alabiliyor. Aile içerisinde anne “Bizim çocuk da ergenliğe girdi. İnternette biraz fazla vakit geçiriyor, odasından çıkmıyor.” diyor. Esasında kişi orada bağımlılık üzerinde tecrübesini arttırıyor. Bağımlı olduğu objeyle iç içe geçmeye başlıyor. Tespit edildiği zamanlarda alt yapılarına bakmamız gerekiyor. Sanal ortamda bağımlılığın alt türleri var. Online oyun bağımlılığı mı, online sex bağımlılığı mı, online alış veriş bağımlılığı mı, online ilişki bakımlılığı mı alt kategorisi nedir ona bakmak gerekiyor. Kişi sanal dünyayı kullanarak gerçek yaşantıdan kaçmış oluyor.
İletişim sorunlarını veya eksikliğini o şekilde telafi mi etmiş oluyor?
Yani normal yaşantı içerisinde bir problemi, sıkıntısı var. İletişimle ilgili olabilir. Çözemediği büyük bir problemi olabilir. Ama normal yaşamla iletişim ve bağ kurup bunu çözmek yerine sanal dünyaya kaçıyor. Diyelim ki cildimde yara çıkmaya başladı. O yaraya bakmam gerekiyor. O yarayı araştırmam gerekiyor ki o yarayı tedavi edebileyim. Ama o yaranın üzerine bir saat koyarsam, kıyafet koyarsam ve sürekli kapatırsam o yara orada büyümeye devam eder. Bireylerde normal yaşantıdaki problemlerine bakmıyorlar, orayı kapatıyorlar. Sanal dünyaya kaçıp kendilerini rahatlatıyorlar. Ama oradaki yara, gerçek hayattaki problem orada durmaya ve büyümeye devam ediyor. Problem büyüdükçe birey daha da fazla sanal dünyaya kaçıyor.
Bu bahsettiğiniz bağımlılıklar sebebiyle size başvuranlar oluyor mu?
Gün geçtikçe internet bağımlılığı dile gelmeye başladı. Halk arasında konuşulmaya ve adlandırılmaya başlandı. Zaman zaman yanlış da adlandırılıyor tabi. Benim eşim internet bağımlısı oldu diyorlar ama gerçekten kriterlere baktığımızda bağımlı olmadığını görüyoruz. Fakat azımsanmayacak kadar sayıda bireylerinde internet ve ekran bağımlısı olmaya başladığını görüyoruz. Bu ilişkileri de negatif yönde etkilemeye başlıyor. Özellikle çocuksuz olan bireylerde farklı şekilde çıkabiliyor. Yeni evleniyorlar. Aynı ev içerisinde yaşamaya başlıyorlar. Sonrasında şöyle bir cümle duyuyoruz: “Benim eşimde evlendikten sonra kendini bilgisayara, televizyona verdi.”. Televizyonda, bilgisayarda ekran bağımlılığıdır. Bazen de şunu görüyoruz aile içerisinde çocuklar kaçıyor. Sürekli telefon elinde oyun oynuyor. O zaman şunu sormak gerekiyor: “Aile içerisi çok mu eğlenceli ki onlar kaçıyor?” Yani aile içerisinde bir problem, sıkıntı var ki oradan kaçıyorlar. Neden kaçtıklarını bulmak gerekiyor. Asıl sıkıntı burada. Çift ilişkisinde başvurular sırasında bağımlılıklar semptom olarak karşımıza çıkıyor. Daha derine baktığımızda başka temel problemlerle karşılaşıyoruz. Yani vücudumuza bir virüs girdiğinde bu bizde semptomlar yapar. Burnumuz akar, gözümüz sulanır. Ama bunların hepsini yapan bir virüstür. Eğer biz göz akması, burun akmasına müdahale edersek virüs orda durmaya devam ettiği müddetçe başka şekilde çıkacak. Baş ağrısı yapacak. O yüzden temel mesele bu bağımlılığa iten alt faktörü tespit etmekten geçiyor.
Genelde çiftler hangi noktada terapiye gidiyor veya size göre ne zaman gelmeliler?
Genellikle bireyler ilk etapta sıkıntılarını, problemlerini kendileri çözümlemeye çalışıyorlar. Tek taraflı bir çaba olabiliyor bazen. Yani bir taraf diğer tarafı kontrol altın almaya ve değiştirmeye çalışıyor. Fakat öbür kişi değişmekle ilgili herhangi bir adım atmıyor. Çünkü işbirliği olması gerekiyor. %50 %50 iki tarafında işbirliği sağlaması gerekebiliyor. İş birliği sağlanamayan durumlar bu sefer daha şiddetli tartışmalara yol açabiliyor. Ve bu şiddetli tartışmalar sonrasında da zaman zaman ani bir boşanma kararı, aile içeresinde duygusal ya da fiziksel şiddet ortaya çıkabiliyor. Burada çiftlerin yapması gereken şey kendi kişisel farkındalıklarını geliştirmesi gerekiyor. Benim şuan günlük yaşamdaki problemlerim ne, beni memnun eden şeyler ne, memnun etmeyen şeyler ne, benim partnerimden beklentilerim ne sorularına bireysel olarak net bir yanıt vermeleri gerekiyor. Bazen çok kontrolcü yapıda olan partner sürekli olarak karşısındakine “kalk o bilgisayarın başından” diyebilir. Ve karşısındaki kişi sadece bilgisayarda biraz zaman geçiren, bağımlı olmayan birisi bile olabilir. O yüzden ilişkideki çiftin alt dinamiklerine bakmak gerekiyor. Eğer ilişki içeresinde bireyler kendilerinin çözümleyemediği problemle karşılaşıyorlarsa hemen başvurmaları gerekiyor. Çünkü problem büyümeden daha da karmaşıklaşmadan kısa bir şekilde analiz edip ortaya ilerlenecek yol haritası çıkartılabiliyor. Ama eğer problem kemikleşmiş haldeyse bu sefer çalışma süresi, alanda daha fazla uzamış oluyor.
Biz öğrencilere neler tavsiye edersiniz?
Öğrencilere tavsiyem şu: Öğrenciler teknolojisiz olamaz. Öğrenciler özellikle gençler teknolojiyi kullanacaklar. Çünkü herkes bu teknolojinin içerisini doğdu. Özellikle 90 ve sonrası bütün kuşak hepsi teknolojinin içerisine doğdu. E teknoloji olmadan yaşamaları çok zor. Mesela ben doğduğumdan beri şemsiye var. E şemsiye olmadan yaşar mıyım? Yaşarım ama şemsiye varken niye kullanmayayım gibi bir durum esasında. Sizlerde teknolojinin içine doğan bireyler olduğunuz için teknolojiyi kullanacaksınız ve kullanmanızda gerekiyor. Hatta bu devirde çok ekolojik yetişen bazı çocuklarla karşı karşıya kalıyoruz. Teknolojiye hayır, her şey organik olmalı diyorlar. Ama bir süre sonra bu kişilerinde normal yaşam becerilerinde sıkıntı yaşadıklarını görüyoruz. Onlarda sıkıntı yaşayıp terapiye başlayabiliyorlar. Bu durumda teknolojiyi kullanacağız ama teknolojinin bir araç olduğunu unutmayacağız amaca dönüştürmeyeceğiz. Eğer kendimizde git gide artan bir teknoloji kullanma ihtiyacı hissediyorsak, doyumsuzluk yemeyen bir kullanım ihtiyacı hissediyorsak, 1 saat oynarken bu süre 5 saate çıkıyorsa, internet olmadığı anda panik kaygı hissediyorsak, sürekli internette olma düşlemi yaşıyorsak o zaman biraz kendimizi sorgulamamız ve ne yöne gittiğimize bakmamız gerekiyor.

