Günümüz eğitim sistemi yarış odaklı çalışıyor. Yarışı tamamlayan her bir öğrenci, hayattaki konumunu da elde ettiği sıraya göre alıyor ve bulunduğu yerin penceresinden hayata bakıyor.
Peki bu sistem gerçekten başarıya odaklı bir sistem mi?
Aslında harcanan efora ve girilen strese bakıldığında temel hedef arzulanan başarıya kavuşarak, hayata güzel bir pencereden bakabilmek. Ancak amaca gidilen yolda öğrencinin odak noktası “başarısızlık”. Yani çoğu zaman öğrencilerimiz potanın içine değil dışına odaklanıyor ya da odaklanmak zorunda bırakılıyor.
Şu anki eğitim sistemimiz de ne yazık ki başarıyı değil başarısızlığı vurgulamakta ve bu yüzden okula giden çocukların çoğu başarısız olmaktadır. “Çocuklara yeteneklerinin büyük bir kısmını kullanabildikleri, başarılı olabildikleri okullar sunulmadıktan sonra başlıca sorunları çözmek yolunda çok az şey yapmış oluruz.”

Başarısızlığın sebebi her ne olursa olsun başarı için bir B planı her zaman okul bünyesinde bulundurulmalıdır. Sorun odaklı değil, çözüm odaklı çalışılmalıdır. Sorun odaklı çalışmak çıkan aksaklıkları başkalarına mal etmeye davetiye çıkaran en önemli unsurlardandır.
Sorunları çözmek için ise: “Sadece daha fazla insan çalıştırmayı, daha iyi binalar inşa etmeyi daha fazla uzman çalıştırmayı veya okul bütçesini arttıracak herhangi bir şey yapmayı önermek doğru değildir.”
Peki Ne Yapılmalıdır?
Elbette çözüm tek değildir ama çözüm için kullanılabilecek seçeneklerden biri Psikiyatrist William Glasser’in Gerçeklik Terapisi’ni enine boyuna incelemek, ile yarayacak bir seçenekse derhal uygulamaya koymak olmalıdır.
Gerçeklik Terapisi Glasser’in seçim kuramına dayanır. Seçim kuramında herkesin kendi yaşamını kontrol edebileceğine inanılır ve bireyin her yaptığından kendisinin sorumlu olduğu kabul edilir. Glasser, danışanlara çok ekstrem durumlar dışında herhangi bir psikiyatrik tanı konulmamasını savunur, psikopatolojilerin hemen hepsinin bireylerin doyurucu ve başarılı ilişkiler kuramamasının getirdiği gerilimden kaynaklandığını iddia eder. Glasser, seçim kuramında sevgi ve ait olma duygusunu ön plana çıkarmıştır. Sosyal bir varlık olan insanın temel gereksinimi budur. Hayatta kalma, güç, özgürlük, eğlence gereksinimleri Glasser’e göre ikinci plandadır. Sevme ve sevilme gereksinimi ise karşılanması en zor temel ihtiyaçtır. Diğer gereksinimleri bireyler tek başlarına karşılayabilseler de sevme ve ait olma duygusunda bunu karşılayacak en az bir kişi olmak zorundadır.
Bu terapi anlayışına göre iki tür başarısızlık vardır:
1) Sevgide başarısızlık
2) Özgüvende başarısızlık
Gerçeklik terapisine göre temel ihtiyaçlar sevgi ve özgüven olarak tanımlanır.
Glasser’ın kendi cümleleriyle terapinin özünü kavramak daha kolay olacaktır:
“Bir kişi birisine sevgisini vermek ve başkasından da sevgi görmek başarısını elde etmişse, ayrıca bunu tüm yaşamında belirli bir yoğunlukta yapmışsa, başarısı belirli bir seviyededir. Genellikle sevgi ihtiyacının okul ya da dış kuruluşlar yerine evde karşılanması gerektiği düşünülür. Son zamanlarda yapılan incelemelerde bu inanışın yanlış olduğu görülmüştür. Öğretmenler şefkat ihtiyacındaki öğrencilerden fazlasıyla bunalmıştır; ancak şu anda çoğu öğrencilerinin bariz sevgi ihtiyacına nasıl tepki vereceklerini bilememektedirler. Sadece öğretmenlerinden değil birbirlerinden de görecekleri şefkate umutsuzca ihtiyaç duyan çocukların bu fırsatı okulda bulma şanları çok azdır. Sevgi ihtiyacının karşılanmasına yardım etmek okulun görevi değildir demek; ihtiyaçları olan şefkati evlerinden ya da çevrelerinden (okul dışında) görmekte veya göstermekte başarısız olan çocuklara, bunun için şanslarının çok az olduğunu söylemekle aynı şeydir. Çocukken sevmeyi öğrenememiş bir yetişkin bunu öğrenirken çok zavallıca bir duruma girer. Okullar, ikinci temel ihtiyaç olan özgüven konusuyla daha doğrudan ilgilenmektedir. Bilgi ve düşünme yeteneği, değersizliğin üstesinden gelmeyi gerektirir. Düşünmeyi öğrenmek sorunları çözmekten başka, esas olan özgüveni elde etmeye yarar. Böylece sevgiyi vermeyi ve almayı öğrenmeye yetecek özgüveni kazanabilir. En azından sevgi ihtiyacını karşılayacak büyük bir şans elde etmiş olur. Çünkü birey kendini değerli hissederse sevmeye çalışırken karşılaşacağı reddedilmeleri tolere edebilir”

Bir çocuğun hangi konuda, ne kadar başarısız olduğu önemli değildir. Önemli olan savunduğu şeyin arkasında durarak doğrusunu ve yanlışını kabul etmesi, eğer yanlış ise özgüvenini koruyarak yaptığı hatanın sorumluluğunu alabilmesidir. Gerçeklik terapisine göre bu durumda öğretmen yapılan hata sonucunda dilenen özrü kabul etmemelidir. Özrü kabul etmek, seni affediyorum demek değil, hatanı düzeltmene artık gerek yok algısı uyandırmaktadır. Bunun yerine öğretmen özrü kabul etmediğinde sevgisinde hiçbir azalma olmadığını öğrenciye yansıtmalı ve öğrencinin hatasını anlayarak düzeltmeye çalıştığı bu engebeli yolda onun destekçisi olmalıdır.
“Öğrencilerin, vaaz vermek ya da zorla kabul ettirmek yerine davranışlarını anlamlı şekilde yargılamaları için kendilerini cesaretlendirecek, daha iyi davranışlar planlamalarına yardım edecek, bu planlar için öğrencilerinden bir taahhüt bekleyen öğretmenlere gereksinimleri vardır. Karalarından döndüklerinde kendilerini bağışlamayacak, ancak yine de bir kararı yerine getirmeyi öğrenene kadar onlarla bu konu üzerinde çalışmaya devam edecek öğretmenlere ihtiyaçları vardır. Bunu öğrendiklerinde artık yalnız olmayacaklardır, olgunluk, saygı, sevgi ve başarılı bir kişilik kazanacaklardır.”

