“Gerçek hayat öyküsünden uyarlama”
2007 | ABD | 2 saat | Biyografi, Suç, Dram | IMDb: 7,5
Özet
Amerika’da Wilson Lisesinde edebiyat öğretmeni olarak gelen kadın öğretmen ve 14 yaşında, sosyoekonomik durumları düşük, aile içi çatışmaları olan, çeteleşmenin normalleştiği, silah ve uyuşturucunun yaygın olduğu bir öğrenci profili. İdealist bir öğretmenin odağında bu gençler ile kişisel hayatında, meslektaşlarına, üst makamlara karşı verdiği mücadeleyi izliyoruz.

Değerlendirme
“Televizyonda L.A. isyanlarını seyrettiğim sırada hukuk okumayı düşünüyordum. Bir çocuğu mahkemede savunuyorsan o zaman savaşı çoktan kaybetmişsindir. Asıl savaş burada, sınıfta verilmeli.”
Filmde okula kabul edildiğinde söylüyor bunları öğretmenimiz Erin Gruwell. İdealist yaklaşımların zamanla gerçeklik duvarına çarpıp yıkılacağını reddeden ve mücadeleye devam eden örneklerden birini özetliyor bu cümleler.
Öğrenciler okula yaklaşık bir buçuk saatlik uzaktan toplu taşımayla geliyor, uyuşturucu madde kullanıyorlar, hepsi ırk kökenli çetelere üye, düşman gruplarla sürekli fiziksel, psikolojik bir savaş halinde, can güvenlikleri tehdit içinde ve birbirlerini tehdit ediyorlar, onlardan çoktan ümidini kesmiş ilgisiz öğretmenler sadece bakıcılık yapmak için geliyorlar.
İlk derslerinde öğrencilerin tepkisi öğretmenlerini ciddiye almamak oluyor, tanımadıkları birine sırf öğretmen olduğu için saygı göstermiyorlar. Gruwell ise onlara ilgi alanlarıyla yaklaşmaya çalışıyor: sınıfta şiiri rap üzerinden anlatıyor, hayatlarına benzer içeriği olan kitabı işliyor.
Birbirlerini ırkları üzerinden yargılayan ve seçmedikleri renkleri, görünüşleri yüzünden bölünen, diğerleri yaşamasa daha iyi bir hayat yaşayacaklarına inanan bu öğrencilerden kimse “soykırım” kelimesini bilmiyor. Bundan sonraki derse öğretmen “Çizgi Oyunu” ile başlıyor. Grupla yapılabilecek danışmalara örnek olabilecek bu yaratıcı oyun basit ve etkili oluyor. Sınıfın ortasına çizgi çiziliyor, öğretmenin sorduğu sorulara cevapları evetse çizgiye basıyor, değilse dışında kalıyorlar. Bu oyunla öğrenciler fiziksel olarak var olmayan o sınırlarının dışına çıkıp ilk kez ortak çizgilerde buluşuyor, benzer duyguları hissediyor, ortak yaşantılarını fark ediyorlar. Hepsi savaşta kaybettikleri kişilerin isimlerini söyleyerek acılarını paylaşıyorlar. Oyunun ardından Gruwell her öğrenciye “Herkesin bir hikayesi vardır” diyerek boş bir defter veriyor ve o duygu yoğunluğunu yansıtabilecekleri başka bir araçla oyunu olumlu bitiyor.
Öğrenciler ilk kez hiç kullanılmayan, temiz kitaplara sahip oluyor dolayısıyla somut olarak kendilerine de değer verildiğini, güvenildiğini hissediyorlar. İlk kez şehirlerinin dışına çıkıyor, Hoşgörü Müzesine gidiyor, yemek yiyor, Yahudi soykırımına uğrayan ve sağ kurtulan kişilerle birebir iletişim kuruyorlar. Yaşayarak öğreniyor, ortak yaşantıları olanlarla paylaşımda bulunuyorlar. Anne Frank’ın Günlüğü’nü okuyorlar. Bibliyoterapinin etkisine bir örnek olarak öğrenci kitabın sonunu okuduğunda öfke, endişe, hayal kırıklığı ile o öldüyse ben ne olacağım, bu haksızlık şeklinde tepki verdiğinde kurduğu özdeşim sonucu yüzeye çıkan duygularını yansıtıyor. Arkadaşının bana göre o ölmedi, ölen arkadaşların hakkında kaç kitap okudun, o bizim yaşımızdaydı, durumumuzu anlıyor demesi de kitabın etkisini gösteriyor.
Dönemin başında Gruwell “Değişim için kadeh kaldıralım” diyor ve beraber değişimin ilk adımını atıyorlar. Gerçekte olan bu etkinliğin etkisini şu öğrencinin cümleleri anlatıyor: “16 yaşında hamile kalıp okulu bırakmaya meyilli biriyim, annem gibi. Bunun olmasına izin vermeyeceğim.”
Herkesin hikayesini içeren günlükleri birleştirerek bir kitap oluşturuyorlar ve kendilerine “Özgürlük Yazarları/Freedom Writers” diyorlar. Dernek kuruyorlar, filmleri çekiliyor. Öğretmen Erin Gruwell mücadele vererek öğrencileriyle birebir iletişim kurmayı başarıyor ve hayatlarındaki değişime rehber oluyor.
*Erin Gruwell’in bir konuşması: https://www.youtube.com/watch?v=nDq9o9j3-CU

