
Oyun denildiğinde aklımıza sıklıkla çocuk ya da çocukluk gelir. Geçmişten bugüne oyun birçok bağlamda ele alınmış ve birçok farklı durum için işlevsel bir araç olarak kullanılmıştır. Ve oyun hala çocukluk dönemindeki önemini korumaktadır. Çünkü oyun en başta çocuğun kendi deneyimleriyle öğrenmesini sağlayan psikolojik, fizyolojik ve sosyal içerikler barındıran bir olgudur. Bu bağlamda oyun aynı zamanda bir öğrenme mekanizması görevi taşır ve çocuklar için oyun, gelişimin temel bir parçasıdır. Oyun, çocukların fiziksel, duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimini destekler, deneyimleyerek dünyayı keşfetmelerine, kendilerini özgürce ifade etmelerine ve problem çözmelerine yardımcı olur. Özellikle sosyal oyunlar, çocukların iletişim becerilerini geliştirmelerine ve diğer çocuklarla ilişkiler kurmalarına yardımcı olur. Aynı zamanda oyun çocukların konsantrasyon ve odaklanma becerilerini de geliştirmelerine de yardımcı olur (Weichman, 2013). Oyun bir diğer işlevi de çocuk için bir sosyalleşme ve rahatlama aracı olmasıdır. Çocukla çalışan uzmanlar oyunu terapötik bir araç olarak da kullanmaktadır (Kıran ve ark., 2013). Tüm bunlar doğrultusunda söylenebilir ki; oyun çocuk için tüm işlevselliği ile bir gerekliliktir. Oyunun çocuk için kritik bir önem taşıması ve bir ihtiyaç olması oyunun çocuğun temel bir hakkı olarak görülmesini ve hukuksal olarak tanınmasını beraberinde getirmektedir. Türkiye dahil 196 ülkenin taraf olduğu ve en fazla ülkenin onayladığı insan hakları belgesi olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde oyun temel bir hak olarak tanımlamaktadır. Oyun hakkı, çocukların oyun oynama hakkının korunması ve desteklenmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda çocukların oyun oynama özgürlüğünün korunmasını, oyunların yasaklanmamasını ve oyun oynama imkanlarının sağlanmasını da içerir (Weichman, 2013). Türkiye’nin 1994 yılında sözleşmeyi imzalaması ile ülkemizdeki çocuklar için de oyun hakkı yasal olarak güvence altına alınmıştır. Bilinmesi gerekir ki; uluslararası sözleşmeler, Türkiye hukukunda yürürlükte olan hukukun üstünde yer alır çünkü Türkiye, uluslararası sözleşmelerin hukukunun ülke hukukunun üstünde olduğuna dair bir prensip benimsemiştir. Bu sebeple çocuk haklarının güvenceye alınmasında Türkiye için en önemli belge Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesidir.

Oyun ve dinlenme hakkı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 31. Maddesinde tanımlanır ve koruma altına alınır. Madde 31 şöyle der:
1. Çocuklar, oyun ve dinlenme hakkına sahiptirler. 2. Çocukların oyun ve dinlenme hakkı, onların fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimlerine uygun olarak sağlanmalıdır.
3. Çocuklar, özellikle okul çağındaki çocuklar, oyun ve dinlenme için yeterli zaman ve fırsatların sağlanmasına özen gösterilmelidir. 4. Çocukların oyun ve dinlenme hakkı, özellikle yoksul ve azınlıkta olan çocuklar için korunmalıdır.
5. Devletler, çocukların oyun ve dinlenme hakkının korunması için gerekli tedbirleri almalıdır. Oyun hakkının korunması çocukların sağlıklı bir büyüme dönemine geçmelerine ve çocukların gelecekteki sağlıklı bir birey olarak yetişmelerine katkıda bulunur. Bu madde aynı zamanda, çocukların oyun oynamasının özgürlüğüne ve oyunların çocuklar için uygun olmasını gerektirdiğine de dikkat çeker. Çocukların oyun hakkı aynı zamanda, çocukların ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının da bir parçasıdır. Oyun hakkının hayata geçirilmesi; çocukların oyun alanlarına erişiminin sağlanması, oyun malzemelerinin temin edilmesi ve oyunların çocuklar için uygun olması gibi faktörleri içermektedir. Ayrıca, çocukların oyun oynamasının önemsenmesi ve çocukların oyun oynamasına izin verilmesi gerekir. Tüm bu sebeplerle, devletlerin hükümleri yerine getirmesi ve oyun hakkının korunması çocuklar için kritik öneme sahiptir.
Hukukun oyun hakkını nasıl ele aldığını ve koruduğunu bilmek çocukla ya da çocuk için çalışan bireyler için önemlidir. Çünkü içerisine çocuğun dahil edildiği ya da çocuklar için yapılan her türlü faaliyet ve tasarıda onların haklarına uygun şekilde hareket etmek bir sorumluluktur. Sözleşme 31. Maddede 3 yetişkin sorumluluğuna dikkat çekmektedir. İlk sorumluluk “çocuğun oyun hakkının tanınması”dır, bu aslında oyun hakkının kabulü anlamına gelmektedir. İkinci sorumluluk ise “oyun hakkına saygı duyulması”dır. Oyunun hakkına saygı duymak ve oyunu bir hak olarak desteklemek öncelikle oyunun önemini kavramak ile mümkündür. Ayrıca oyun hakkına saygı duymak; oyunun çocuğa ait olduğu ve yetişkinler tarafından organize edilmemesi gerektiği kabulünü de beraberinde getirmektedir. Üçüncü yetişkin sorumluluğu ise “oyun hakkının tanıtılması ve yüceltimesi”dir. Oyunun yetişkinlerce küçümsenmemesi ve göz ardı edilmemesi gerekir. Oyun hakkının yetişkinlerce de korunması, kitlelere tanıtılması, oyunun öne çıkarılması oyun hakkının gözetilmesini desteklemektedir (Dereli & Uludağ, 2013). Uluslararası sözleşme gereği yasal olarak güvence altına dahi alınsa bugün birçok çocuk en temel haklarından biri olan oyun hakkından yararlanmamaktadır. Çocukların oyun hakkından yararlanamamasının birçok sebebi bulunmaktadır. Bunlar arasında en yaygın olanları aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Ekonomik sıkıntılar: Ailelerin oyun malzemeleri ve oyun alanlarına erişim sağlamak için yeterli paraya sahip olmaması nedeniyle çocuklar oyun hakkından yararlanamayabilir.
Güvenliğin olmaması: Çocukların oyun alanlarında güvenliğin sağlanmaması, oyun hakkından yararlanmasını engelleyebilir. Fiziksel veya zihinsel engeller: Çocukların fiziksel veya zihinsel engelleri olması, oyun hakkından yararlanmasını zorlaştırabilir. Sosyal faktörler: Çocukların sosyal faktörler nedeniyle oyun hakkından yararlanamaması, örneğin çocuğun sosyal ilişkileri olmaması, ailesinin çocuğun oyun oynamasına izin vermemesi, çocuğun oyun alanlarına erişiminin kısıtlı olması gibi.

Kültürel faktörler: Çocukların kültürel faktörler nedeniyle oyun hakkından yararlanamaması, örneğin; çocuğun kültüründe oyun oynamanın önemsenmemesi, çocuğun kültüründe çocuklar için uygun oyunların olmaması.
Tüm bunlara ek olarak azınlık gruplara mensup olmak ve bununla birlikte gelen ayrımcılık ve sosyal dışlanma, dezavantajlı ve hassas gruba dahil olmak ve bununla birlikte gelen birçok fiziksel ve psikolojik sorunlar, savaş ve çatışma ortamında yaşamaya maruz kalmak, göç süreci ve mülteci çocukların içinde bulunduğu yoksulluk da çocukların oyun haklarına ulaşamamasında dünyanın birçok ülkesinde yaygın sebepler olarak görülmektedir. Ayrıca bugün tüm dünyada ve Türkiye’de de yaygın bir sorun olan ve ciddi bir hak ihlali yaratan işgücünde çocuk emeğinin sömürülmesi meselesinin de oyun hakkını konuşurken göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Ekonomik yoksunluk içindeki ailelerin yoksulluktan kurtulma stratejisi olarak çocuklarını işgücüne dahil etmesi ve işverenlerin çocukların çalıştırılmasını ucuz iş gücü ve sermaye çıkarı olarak görmesi çocuklar için yalnızca oyun hakkının değil birçok hakkının ihlal edilmesi demektir (Şen & Karaman, 2012). Oysa bilindiği gibi çocuk hakları sınıf, statü, dil, ırk, din ve düşünce fark etmeksizin tüm çocuklar için vardır. Bu sebeple hakların korunması, sağlanması ve güçlendirilmesi için bütün çocukları kapsayacak şekilde düşünmek ve her çocuk için eşit ve adil bir yaşam diyerek eyleme geçmek oldukça önemlidir. Çocuklara oyun haklarını teslim edebilmek için hak ihlallerini de ortadan kaldırmamız gerektiğini unutmamak gerekir.
Oyun hakkını korumak ve çocukların haklarına erişebilmesini sağlamak hem yetişkinlere hem çocukla ya da çocuk için çalışan bireylere hem de devletlere düşen bir sorumluluktur. Çocuklar ve oyun üzerine düşünürken oyunun kritik önemini, çocukların oyun gereksinimlerini ve oyunun yasal olarak güvence altına alındığını unutmamak gerekmektedir. Tüm bunlardan hareketle söylenebilir ki; Oyun çocuklar için bir lüks değil haktır. Ayrımcılık yapmadan ve çocuk ayırt etmeksizin, çocukların haklarına saygı duymak ve gözetmek; tüm çocukların haklarına erişebildiği bir gelecek için hepimizin ortak sorumluluğudur.
Merve Yüksek
Psikolojik Danışman

