Zamanı Tutamıyorum Ama Hatırlıyorum

ZAMANI TUTAMIYORUM AMA HATIRLIYORUM

Yaşanılan gün içinde çok büyük bir sır vardır. Bu büyük sır zaman’dır. Onu ölçmek için saatler ve takvimler yapılmıştır, ama bunlar hiçbir şey ifade etmez. Herkes çok iyi bilir ki, bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Çünkü zaman yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir.

Momo’dan…

 

Bu satırları okurken hayatın neresindeyiz? Hani dönüp bir baksak arkamıza nerede kaldı sokaktan eşeği ile geçerken pamuk şeker diye bağıran amcanın sesi ile çılgınca mutlu olduğumuz çocukluğumuz, kar tatili olsun diye dua ettiğimiz öğrencilik yıllarımız, kuralları çiğnemekten keyif alıp yakalanmaktan tırstığımız ergenliğimiz, ben evlenmeye karar verdim aha bu da son sözüm dediğimiz deli çağlarımız… Hani tutamıyorum zamanı diyor ya şarkıda, öyle değil mi gerçekten zaman akıp giderken sanki geride kalan yıllar bir masalmış gibi eski bir hatıraymış gibi saklanmaya başlıyor hiç yaşanmamışçasına. Bazen sanki hep yetişkinmişiz içinde bulunduğumuz zamandaymışız gibi düşünmüyor muyuz? Özellikle de yetişmesinde ve eğitiminde sorumlu olduğumuz çocuklarımız üzerinde..

Şimdi çuvaldızı batırma sırası kendimizde…

Biz gerçekten hata yaptıklarında, bizimle uyuşmayan şekilde düşündüklerinde davrandıklarında çocuklarımızı anlıyor muyuz? Yoksa içinde bulunduğumuz düşünce yapısı ile yargılayıp, eleştirip akıl mı veriyoruz. Şuan yeni bir araba almak istediğinizde aile büyüklerinden birinin ne gerek var, ev alın, arsa alın öğüdü ile karşılaşsanız siz ne düşünürsünüz? Peki, biz ne kadar içinde bulunduğumuz zamandan çıkıp çocuğumuzun bakış açısına göre değerlendirme yapabiliyoruz? Kreşe giden 3 yaşındaki küçük kızımız altına kaçırdığında ve çok üzüldüğünde, “bir şey olmaz ki bak ilk kez bu oldu bir daha olduğunda gider değiştirirsin ağlama artık neden bu kadar üzülüyorsun.” Derken aslında ne kadar da iyi niyetliyiz. Peki gerçekten küçük kızımız için doğru tepkiyi vermiş oluyor muyuz? Onun dünyasına bir kapı aralayıp onun penceresinden bakabiliyor muyuz?  Onun döneminde ne yaşadığımızı hatırlamamamız oldukça normal ama onun gelişim özelliklerini öğrenmekte oldukça kolay. Benmerkezci düşünce yapısına sahip olan ve herkesin kendisi gibi düşüneceğini sanan küçük kız için bizim bir yetişkin olarak verdiğimiz teselli ne kadar etkili olabilir?

 

Ya da ergenlik döneminde geçirdiği değişimlerle kafası karışan ve duyguları ile hareket eden, yetişkinler gibi kontrol mekanizması yeterince gelişmemiş oğlumuza, ben senin zamanındayken diye başlayan bir milyon cümle kurmak ne kadar faydalı olacaktır. Ergenlik döneminde yetişkin rolüne hazırlanan ve kurallara uyma konusunda sıkıntı yaşayan gençlere çizilen sınırları ben yaptım oldu ben senin büyüğünüm ben ne dersem o olur yerine mantıklı açıklamalarını yapmak aklımıza geliyor mu?  Duygusal iniş çıkışları sırasında ne bu kız gibi ağlayıp duruyorsun deyip duygularını köreltmek yerine anlaşıldığını ve ne olursa olsun değerli olduğunu hissettirmekte, bazen sen daha çocuksun deyip bazen eşek kadar oldun deyip karmaşa yaşatmak yerine düşüncelerine ve kararlarına saygı duymakta ne derece başarılı oluyoruz? Bazen yetişkin olma rolümüz öyle ağır basıyor ki çocuğumuzun hata yapmasını, üzülmesini engelleyeceğimizi düşünüyor bir anlamda onu cam fanusa koymak istiyoruz. Aslında çocuğumuzun kendi olmasının önüne kocaman bir duvar ördüğümüzün farkında olmadan..

Sadece bununla da kalmıyoruz. “Zamanında ben çok çektim çocuğum rahat etsin, ben onlar için varım, bir dedikleri iki olmayacak.” Bazen içimizden bazen de dışımızdan söylediğimiz cümlelerden. olmuyor mu? Ondan sonra gelsin kural bilmeyen, doyumsuzluk yaşayan çocuklar, gitsin gelecek için bir amacı olmayan, ya da çabasız hayallerine ulaşacağını sanan ergenler. Sonra da kendimize soruyoruz bu çocuk kime çekti? Sizce bu çocuk kime mi çekti yoksa bu çocuk kimden mi çekti?

Sevgili yetişkinler, etkisinde kaldığımız ve dışına çıkamadığımız zaman yaşamın ta kendisidir. Yaşamın yeri de yürektir.  Hani şu yavrularımızın sevgisi ile dolup taşan yürek.. Doğdukları ilk andan evlenecekleri günü düşünüp saçının teline zarar gelecek diye kaygılandığımız yavrularımızın kişiliklerinin, düşüncelerinin, davranışlarının hatta belki seçecekleri eşin üzerinde ne kadar etkili olduğumuzu bir düşünelim. Biz çocuklarımızı şekillendiren mimarlar, marangozlar; tatlandıran pastacılar, renklerini solduran kuru temizlemeciler, umutlarını yeşerten bahçıvanlar olabiliriz. Peki bunun için öncelikle kendimizin farkında olmamız gerekmez mi? Bu çocuk neden böyle oldu deyip işin içinden sıyrılmak yerine ben çocuğum için ne oldum sorusunu sormak nasıl olur? Ne demiş Diderot; en kötü baba/anne kimdir bilir misiniz? Gençliğinde ne yaptığını unutanlardır.

Tutamayacağınız zamanı unutmamanız umuduyla…

Uzman Psikolojik Danışman

                                                                                                                                                Asiye DURSUN

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir