YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT

YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT

Kitabın Yazarı: Susanna TAMARO

Çevirmen: Eren CENDEY

Yayınevi: Can Yayınları

Baskı: 91.Baskı

Sayfa Sayısı: 157

            Susanna TAMARO 1957’de kentsoylu bir ailenin kızı olarak İtalya Trieste’de doğdu. Güç bir çocukluk geçirdi. 1976’da, 18 yaşındayken Friaul’de tanık olduğu deprem ve 25 yaşındayken geçirdiği ölümcül hastalık üzerinde derin izler bıraktı. Yazmaya 27 yaşında başladı. Başarısız birkaç denemenin ardından, ses getiren ilk kitabı “Tek Ses İçin” oldu.1994’te yayınlanan “Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” ile dünya çapında bir ün yakaladı. Kitap İtalya’da aylarca liste başı oldu.Tamaro, kedileri ve köpeğiyle birlikte Orvieto yakınlarında yaşıyor.

Yaşlı bir büyükannenin torununa yazdığı mektuplardan oluşan kitap geçmiş muhasebesi veya bir iç hesaplaşma olarak görülebilir. Mektuplar olanca yalınlığıyla bizlere yaşlı bir bireyin deneyimlerini ulaştırıyorlar. Kuşaklar boyunca yaşananların gizi bu mektuplarda ortaya çıkıyor. Yaşamına uzaktan bakan bu kadın hissettiklerini mektuplar aracılığı ile bizlere ulaştırmış.

            Gelişim dönemleri çocukluktan yaşlılığa kadar sistematik bir biçimde kitapta sıralanmaktadır. Torununa kızlarına ve ailesine olan yaklaşım tarzı ve kendi yetiştirilme tarzının üzerinde duran yazar; bizim maruz kaldığımız ve eylemlerimizin sonuçlarına maruz kalan bireylerin hayatlarında bu eylemlerin bıraktığı izleri gözler önüne sermektedir. Mükemmeli isteyen ve şekilciliğe sıkı sıkıya bağlı bir ailede yetişen yaşlı kadın bunun etkisini tüm yaşamı boyunca hissetmiştir. Mutsuz bir çocukluk geçiren ve annesi tarafından pek sevilmeyen yaşlı büyükanne bunun hayatındaki yıkıcılığını bizzat tecrübe etmiş ve bunu kendi çocuklarına yaşatmamayı istemiştir. Bunu ne kadar başarabildiğini anlatmaktadır satırlarında. Sevgisiz bir aile ortamında büyüyen yaşlı kadın depresif bir kişilik resmi çizmektedir yazdıklarında. Bu kadının depresif bir kızı vardır. Yaşlı kadın kızıyla olan ilişkisinde kızının sadizminden bahsetmektedir. Yakınlarının ölümüne defalarca şahit olan kadın ölüm gerçeğiyle yüzleşmiştir diyebiliriz. Ve kitabın her satırı bize kadının yalnızlığını yansıtmaktadır.

            Yaşam karşısında daha dirençli olmak için insanın kendisiyle yüzleşmesinin önemini belirtmiştir. Bireyin bunun sonucunda kendi potansiyelinin farkında olacağını ve kendini tanıyacağı üzerinde durmuştur. Bunu şu satırlarda görebiliyoruz:

“Ama güçlü olabilmek için insanın kendini sevmesi gerekir; kendini sevebilmek için de insan; kendini derinlemesine tanımalı, kendi hakkında her şeyi, en gizli, kabullenmesi en zor şeyleri bilmelidir.”

            Yaşadığımız olayların ruhumuzda yarattığı etkiyi ve bilincimizde sebep olduğu hasarı da şu satırlarda görmekteyiz:

“Nerede bir şiddet olayı yaşanırsa, atmosferinde bir şeyler sonsuza dek değişir.”

“Hüzünlü anılar da uzun zaman boyunca belleğin sayısız karanlık mağaralarının birinde uyuklarlar, orada yıllarca, on yıllarca, bir ömür boyunca kalırlar. Burada günlerden bir gün onlara eşlik etmiş olan acı, yeniden yıllara önce olduğu gibi yoğun ve yakıcı olarak ortaya çıkar.”

            İncelediğim bu kitapta kuramsal bilgiye yer verilmemiş ve bir ruh sağlığı uzmanının kaleminden çıkmamıştır. Ama kitap uzmanlar için doyurucu satırlar içermektedir. Kişilere olan yaklaşım tarzımızla ilgili bilgiler yer almakta, kavrayışımıza güç katmaktadır. Bu kitabı bir danışma oturumu olarak görmek mümkündür. Sevgisiz büyüyen, hep mükemmel olması istenen, defalarca ölüme şahitlik etmiş, yaşamını son zamanlarında sıklıkla sorgulayan, geçmişi ile ilgili sayısız pişmanlığı olan bu satırlar okunmaya değer. İç hesaplaşmasını yapan bir danışanın gizli kalmış itirafları olarak görülebilir.

 

PSİKOLOJİK DANIŞMAN

MUHAMMED ÖZKAN

        

 

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir