YAŞAMA SANATI

Kitabın Yazarı: Alfred Adler
Yayınevi: Say Yayınları
Sayfa Sayısı: 232

1870 Avusturya doğumlu, ‘’bireysel psikoloji’’ ekolünün kurucusu, Freud’un (psikanaliz), Jung’ın (analitik psikoloji) da temsilcileri olduğu Derinlik Psikolojisi’ nin üç büyük kurucusundan, Avustralyalı psikiyatrist Alfred Adler.

1895 Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Adler, ilerde çeşitli anlaşmazlıklar yaşayıp kendi yolunda ilerleyeceği 1902’de tanıştığı Freud’un da öğrencisidir. Freud ile birlikte kendisi başkanlığında Viyana Psikanaliz Topluluğu’nu kurmuşlardır. Bir süre sonra Freud ile fikir ayrılıkları ortaya çıkmış ve Adler’in Organların Yetersizliği kitabından sonra tamamen uzlaşılmaz bir hale gelmiştir.

1911’de Adler, izleyicileriyle beraber Freud’u açıkca eleştirip kendi kurduğu ekol olan bireysel psikolojiyi geliştirmeye başlamıştır. Tüm bu yaşananlar nedeniyle kendisi ve Freud ile ilgili birçok söylenti ortaya çıkmıştır. Psikoloji dünyasında yıllardan beri Freud’un Adler’i bir şekilde engellediği, pek fazla ön plana çıkmasına izin vermediği konuşulur. Bu bağlamda kendisine ‘’psikoloji dünyasının Nikola Tesla’sı’’ benzetmesi yapılır.

Adler bireysel psikoloji üzerine birçok kitap yazmıştır. Yaşama Sanatı adlı kitabında ise bireysel psikolojinin tanımına kısa ve öz bir biçimde değinilmiş ve bu ekolün yapıtaşları olan temel kavramlar ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.


Kitabın bölüm isimleri üzerinden yola çıkarak temel noktaları kestirmek mümkündür: Bireysel psikolojinin temel ilkeleri, kısıtlanmaların yenilmesi, aşağılık ve üstünlük kompleksi, yaşam üslubu, ilk anılar, vücut devinimleri ve pozisyonları, düşler ve yorumlar, eğitim ve sorunlu çocuklar, hatalı yaşam üslubu, yasalara aykırı davranış ve toplumsallık duygusunun eksikliği, sevgi ve evlilik, cinsellik ve cinsel konular gibi çeşitli konular bulunmaktadır.

Yazarın öncelikli olarak üzerinde durduğu, kitapta hem kendilerine ayrılan bölümlerde ayrıntılı olarak açıklama yaptığı hem de bunlar dışındaki konuların dayanağı kıldığı toplumsallık, aşağılık, üstünlük duygusu kavramları ve bireysel psikolojinin temel argümanı olan yaşam üslubu kavramıdır.
Öncelikle Adler birçok duygu, düşünce ve davranışı aşağılık duygusu üzerinde temellendirmiştir. Ona göre aşağılık duygusu evrensel bir olgudur. Bu duygu başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri, hayatın zorluklarına uyma biçimimizi yönlendirir. Ve daha eksiksiz daha güçlü daha yeterli bir insana teşvik eder. Aşağılık duygusu üstünlük duygusunda olduğu gibi bir komplekse dönüştüğünde zarar verir. Bu iki kompleks ise bir bütünü oluşturan iki parçadır. Birbirlerini dengeleyemediklerinde kompleks halini alır.

’Bir insan palavra savurur, övünüp duruyorsa, kendini başkalarından aşağı gördüğünden, yaşamın olumlu tarafında başkalarıyla boy ölçüşecek kadar kendini güçlü hissetmediğinden yapar bunu.’’


‘’Bütün bu aşağılık-üstünlük duyguları ve kompleksleriyle ilgili sorunların kökeni, okul başlangıcına kadar olan aile yaşamıdır.’’ diyen Adler’e göre bir kişinin geçmişine, ilk anılarına inerek yaşam üslubunu saptayabilmek mümkündür. Gözlerin geriye çevrillip belleğin derinliklerinden çıkarılan her şey çok önemlidir. ‘’Hiç anım yok.’’ şeklinde bir söylem bile temelinde çok fazla şey anlatmaktadır ve Adler bu ve bunun gibi birçok örnekleme yer vermiş ve çıkarılması gerekenleri adeta bir öğretmen edasıyla açıklamıştır.

Yukarda bahsedildiği gibi Adler, Freud ile anlaşmazlıkları bulunan bir ruhbilimcidir. Bu bağlamda kitapta Adler’in Freud’a atıflarda bulunduğu da olmuştur. Bilinçaltı dünyasını irdelediği ‘’Düşler ve Yorumlar’’ bölümünde Adler’de Freud gibi bilinçaltının önemini kabul etmiş, terapi sürecinde danışmana danışan hakkında ne gibi çıkarımlar sunduklarını açıklamıştır. Fakat Freud, rüyayı kişinin eski yaşantılarına bakmak istemesi olarak görürken Adler, rüyaları kişinin geleceğine bakmak istemesi ve sorunlarına çözüm bulması için amaçlandığını belirtmiştir.

’Bir insana gerçekten yardım etmenin yolu, ona cesaret ve kendine güven duygularını aşılamak, hatalarını daha iyi görebilmesini sağlamaktır.’’

Adler’in ekolündeki yöntemlerin hepsinin dayandığı temel ilke, bütünü yakalamak için parçaları bütünden soyutlayarak incelemek ve yorumlamaktır. Bu sebebiyetle ilk anıların, düşlerin yorumlanmasının yanı sıra vücut pozisyonlarına, tutum ve davranışlarına da başvurulmaktadır. Adler vücut pozisyonlarının kişinin tutumlarını yansıttığını, en azından sıkı sıkıya bağlı olduğunu belirtmiştir. Örneğin bir kişinin dik mi kambur mu çapraz mı durduğunu kolayca anlayabiliriz fakat asıl izlenilmesi gereken aşırı duruş şekli olarak adlandırılan fazla dik vücut pozisyonudur. Sopa yutmuş benzetmesi de yapılan bu kişiler bir bakıma üstünlük kompleksini yansıtmaktadır. Kendisinde görmek istediği kişiyi, bu duruş biçimi ile çevresine duyurma peşindedir. Bunun gibi bir yere yaslanma, kambur duruş biçimi gibi pozisyonlar da kişinin benimsediği yaşam üslubunu nitelendiren belli mesajlardır.


Adler kitabında son derece samimi, kucaklayıcı bir dil kullanmıştır. Okuyucuyu çok çabuk yakalayan bir havası olması da buradan gelmektedir. Birçok konu hakkında birden fazla vaka örneği veren psikiyatrist, bir vakanın çözümlenmesi ile ilgili nasıl bir terapi süreci izlenebileceğine dair ve bu terapi sürecinde bireysel psikoloji esasına dayalı ne gibi yöntem ve çıkarımlarda bulunulabileceğini de yer vermiştir kitabında.

Kısaca Yaşama Sanatı Adler’i yani bireysel psikolojiyi tanımak isteyen kişiler için bir giriş kitabı mahiyetindedir. Okunması zevkli anlaşılması kolay bu kitap ile birçok kazanım elde ettiğime inanıyorum. Keyifli okumalar dilerim. 🙂

 ‘’… insanların çoğu sevgi yaşamının sorunlarına yaşamın öbür sorunları kadar iyi hazırlanmış ve eğitilmiş değildir.’’

Hümeyra SEFEROĞLU 

ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir