Rosenhan Deneyi ve Psikiyatrik Tanı

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakikadır.

1973 yılında, David L. Rosenhan, normal ve akıl hastası diye ayrılan insanların belli bir kalıba konulamayacaklarını ve birbirinden ayırt edilemeyeceklerini ortaya koyan bir çalışma yaptı. Deneyde, Rosenhan dahil toplam sekiz sahte hasta (üç kadın, beş erkek), kendilerini Amerika’nın çeşitli bölgelerindeki ve farklı sosyo-ekonomik düzeylerde akıl hastanelerine kabul ettirdiler. Sahte hastalar üç psikolog, bir psikiyatrist, bir çocuk doktoru, bir psikoloji öğrencisi, bir ressam ve bir ev hanımından oluşuyordu. Hastanelerin psikiyatri servisine gelecek üç ay içerisinde sahte hastalar başvuracağı bildirildi. Deneyin amacı sahte hastaların tespit edilip edilemeyeceğini, böylece tanıların değişkenliğini veya güvenilirliğini görmekti. Rosenhan deneyin sonuçlarını “Akıl Hastanelerinde Akıllı Olmak Üzerine” isimli makalesi ile yayımlayarak büyük ilgi ve şaşkınlık uyandırdı.

Sahte hastaların gizliliği açısından hastanede sadece rumuzlarını kullandılar. Hastaneye başvuruda söylenen belirtiler “boş”, “anlamsız” gibi sözler duyduklarını iddia eden işitsel halüsinasyonlardı. Bu sözler varoluşsal krizler içeren halüsinasyonları simgeliyordu. Bu belirtiler varoluşsal psikoz ile ilgili tanım belirsizliğinden dolayı seçilmişti ve tüm hastalar hastanelerin psikiyatri bölümlerine kabul edildi.

Sahte hastalar etik olmayan bir şekilde, hastaneden çıkmak için görevlileri akıl sağlıklarının yerinde olduğuna ikna etmek zorunda idi. Bu sebeple hastane ortamında yaşadıkları ilk kaygı ve gerginlikten sonra bütün kurallara uydular; yemeklere zamanında katılıp ilaçlarını aldılar. Aslında diğer pek çok hasta gibi alıyormuş gibi yaparak lavaboya attılar ve hastane personeli sorun çıkarmadıkları sürece bu davranışlarını önemsemedi. Sahte hastalar oldukça arkadaş canlısı davrandı ve hastaneye kabul edilişlerinden itibaren hiç hastalık belirtileri olmadığını söylediler. Hemşireler ve günlük kontrole gelen doktorlar herhangi anormal bir davranış rapor etmedikleri halde sahte hastalardan şüphelenmediler. İlginçtir ki hastanedeki diğer pek çok hasta sahte hastalardan şüphelendi ve onların deli olmadığını, numara yaptıklarını söyledi.

Sahte hastalar hastanede bulundukları süre içerisinde gözlemlerini diğer hastaların ve görevlilerin yanında not ediyorlardı. Bu davranış diğer hastaları şüphelendirip rahatsız ettiği halde hastane görevlileri bunda bir tuhaflık bulmadı. Kayıtlara göre, bunun patolojik bir belirti olduğunu düşünmüşlerdi. Bunlar gösteriyor ki, bir insan bir akıl hastalığı tanısı ile etiketlendiğinde, bu tanı onun en önemli özelliği haline geliyor ve bütün davranışları bu önyargı ile değerlendiriliyor. Aynı zamanda hastaların çoğu normal sayılabilecek, herkesin yaşayabileceği hayat hikayelerine de patolojik anlamlar yükleniyor.

Rosenhan’a göre (1973) bu önyargılar, hastane personelinin hasta bir insana sağlıklı demekten çok sağlıklı bir insana hasta deme eğiliminden kaynaklanmaktadır. Bu eğilim yanlış tanılara ve etik olmayan uygulamalara sebebiyet verebilmektedir. Hastane personelleri üç ay içerisinde sahte hastaların başvuracağını öğrendiklerinde en az bir personel 41 kişiden şüphelenmiş, en az bir personel ve bir psikiyatrist 19 hastadan şüphelenmiştir. Şaşırtıcı olan, bu süre zarfında henüz sahte hastaların başvurmamış olmasıdır. Rosenhan’a göre (1973)  sahte hastaların başvuracağını bilmek sağlıklı insanları hasta olarak teşhis etme eğilimini tersine çevirmiş olabilir. Bu durumda şüphelenilen 19 kişinin gerçekten hastanede olup olmaması gerektiği öğrenilemeyecek bir durumdur. Tüm bunlar bize akıl hastalığı ile ilgili tanıların değişkenliğini ve güvenilmezliğini gösterir.

Sahte hastalar hastaneden tahliye edilseler dahi dosyalarında halen hafiflemiş şizofreni tanısı yazmaktaydı. Bu durum bir akıl hastalığı tanısının ömür boyu insanın üzerine yapışan bir etiket olduğunu göstermektedir. Bu etiket başta aileleri olmak üzere çevrelerindeki herkesin her davranışı hastalık teşhislerine göre yorumlamalarına ve çoğunlukla ön yargılara, yanlış anlamalara yol açar. Psikiyatrik teşhis almış kişilere genel tavır korku, düşmanlık ve şüphe içerir(Rosenhan, 1973). Medikal hastalıkların aksine psikiyatrik teşhisler ne yazık ki toplumda utanç verici bir anlam taşır(Rosenhan, 1973). İnsanların ön yargılı davranışları ve azalan öz saygı, bir süre sonra tanı almış kişinin teşhisin getirdiği beklentileri karşılayacak yönde davranmasına sebep olabilir. Aynı zamanda ilaç kullanmak psikolojik olarak öz yeterliliği ve sorumluluk duygusunu azaltabilir.

Pek çok araştırma gibi, Rosenhan’ın çalışmasında da etik olmayan noktalar, çalışmanın geçerlilik problemleri ve en çok da insan faktörü bulunmaktadır. Sahte hastaların insani yönü ve Rosenhan’ın bahsettiğinden farklı davranışlar sergilemiş olabilecekleri unutulmamalıdır. Çalışmanın eksik yönleri ve problemleri Spitzer(1975) tarafından ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur. Fakat yine de Rosenhan deneyinin alana yeni bir bakış açısı getirmesi, hastanelerde ve toplumda psikiyatrik tanı almış insanlara daha iyi şartlar sağlamak için mücadele vermesi açısından azımsanamayacak bir önemi vardır.

Değişmeye ve gelişmeye açık bir varlık olan insanı öznel bir karar olan, kişiden kişiye değişebilen bir psikiyatrik teşhis ile hayat boyu etiketlemek ve ön yargılı davranmak tanı almış insanları sosyal hayattan ve normalliğe dönme şansından uzaklaştırır. Normallik ve anormallik öznel kavramlardır ve Rosenhan(1973) normal/sağlıklı ve akıl hastası gibi kavramların ne kadar değişken ve kırılgan olduğunu göstermiştir. Ayrıca hastanelerde sahte hastaların tecrübe ettiği kişiliksizleştirme, sözlü ve fiziksel aşağılama gibi etik dışı uygulamalara da dikkat çekmiştir. Tüm bunlar göz önüne alındığında Rosenhan evrensel tanı tanımları yerine şizofreni, manik depresif bozukluk, psikoz gibi teşhisler konulmadan önce dikkatli olunması ve her hastanın kendi koşullarında değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur(Spitzer, 1975).  Rosenhan(1973)’a göre, hastane çalışanları ve toplum sahte duyarlılık göstermek yerine, konulan tanının güvenilmezliğini anlayıp gerçekten empati kursaydı; tanı almış insanlar kötü etiketlenmez, hastanelerde ve sosyal hayatta her insanın hak ettiği gibi muamele görebilirlerdi.

 

Kaynaklar

Rosenhan, D. L. (1973). On Being Sane On Insane Places. Santa Clara Law Review, 13(3), 379-399.

Spiter, R. L. (1975). On Pseudoscience in Science, Logic in Remission, and Psychiatric Diagnosis: A Critique of Rosenhan’s “On Being Sane in Insane Places”. Journal of Abnormal Psychology, 84(5), 442-452

 

 

Feride Zeynep Sayın

Aday Psikolog

Yeditepe Üniversitesi

Bugüne Kadar Toplam 191 Görüntülenme, (Bugün) 9 Görüntülenme