İYİMSERLİĞİN ZEHİRLİSİ OLUR MU?

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 4 Dakikadır.

Neyin gerçek, neyin sahte; hanginin doğru, hanginin yanlış; kimin dürüst, kimin yalancı olduğunun ayrımına varabilmenin giderek güçleştiği dünyamızda, hayatımızın odak noktasını “mutluluk” yapmamız ve durumumuz ne olursa olsun “pozitif” kalmamız, bazı kişi ve gruplar tarafından -özellikle sosyal medya aracılığıyla- ısrarla önerilmektedir. Oysa bu durum, duygusal yönden bazı aksaklıklara yol açabilmekte; stres ilişkisi açısından ele alındığında, bireylerin ruh sağlığı üzerinde kaygı verici sonuçlar doğurabilmektedir. Hayatın olağan akışı içerisinde mutluluklar ile kazançlar kadar; üzüntüler ile kayıplar da bulunmaktadır ve yaş grubu fark etmeksizin her birey günlük yaşamda çok farklı stres faktörleriyle karşılaşabilmektedir. Elbette yaşama olumlu yanlarından bakmak ve enerjimizi yüksek tutmak iyidir ancak bu durum, olumsuz duygularımızı yok sayarak mutluluğu sürekli kılmak noktasına gelmişse durup biraz düşünmemiz faydamıza olabilir. Zira aşırı yapılan her şey gibi, sürekli mutlu olmaya çalışmak da bir noktadan sonra toksik hale gelebilmektedir. Toksik iyimserlik kavramı tam da bu noktada devreye girmekte olup, hissettiğimiz olumsuz duyguları görmezden gelerek gereğinden fazla iyimserlik göstermek ile ilgilidir.

İyimserlik ve mutluluk, pozitif psikolojinin iki temel kavramıdır (Doğan ve Sapmaz, 2012). Diener mutluluğu “olumlu duyguların sık, olumsuz duyguların az yaşanması ve yaşamdan yüksek doyum alınması” olarak tanımlamaktadır (Diener, 1984). Gençoğlu ve Kalkan’a göre iyimserlik, kişinin yaşadığı olumlu ve olumsuz yaşamsal olaylara dair olumlu beklentilere girme eğilimidir (Akt., Karaman ve Tarım, 2018). İyimserlik kavramı; iyi oluş, sağlık ve başarı gibi unsurlarla ilişkisinden dolayı pozitif bir kavram olarak nitelendirilmektedir. Ancak iyimserliğin gerçekçi olması önem arz etmektedir; iyimserlik olumsuz olayların inkârı değildir ve körü körüne iyimserliğin bireylerin psikolojik ve fiziksel sağlıkları üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir (Hefferon ve Boniwell, 2011). Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük’e göre “toksik” kelimesi: “canlı organizmalara zarar veren bileşen, zehir” gibi anlamlara karşılık gelmektedir. Literatür incelendiğinde “toksik iyimserlik” kavramının anlam bütünleşmesine uğradığı ve “yıkıcı bir durum yaşandığında durumun getirdiği olumsuzlukları görmezden gelerek zoraki bir biçimde pozitif kalabilme çabası” olarak nitelendirildiği görülmektedir. Diğer bir deyişle toksik iyimserlik; hayatın sadece olumlu atfedilen yön ve duygularına odaklanılması suretiyle mutluluğun ve iyimserliğin genellenmesi, mutsuzluğu tetikleyebilecek durumlardan kaçınılması, kişinin duygusal deneyiminin küçümsenmesi veya inkâr edilmesidir. Toksik duyguların insanları meşgul ettiği, motivasyonu düşürdüğü ve mutsuzluğa sebep olduğu bilinmektedir (Bektaş ve Taş, 2020).

İş yerinde zorbalığa uğrayan bir kimseye, “Katlanmalısın, en azından bir işin var!” sevgilisinden ayrıldığı için üzgün olan bir kimseye, “Abartma, sanki kırk yıllık eşin seni aldattı!” türünden kurulan sözde destek cümleleri, toksik iyimserliğe örnek niteliğindedir. Kişiler nasıl hissetmeleri veya hissetmemeleri gerektiğinin ya da “o kadar da kötü olmadığının” söylenmesini değil duygularının paylaşılmasını istemektedir. Karşımızdakinin veya kendimizin yaşadığı olumsuz durumları yok sayıp sadece olumlu taraflara odaklanmak, empatiden yoksun bireyler haline gelmemize yol açabilmektedir. Yaşanan her şeye gereğinden fazla olumlu bakmaya çalışmak veya her olumsuzlukta bir olumluluk aramak gerçeklik algısının yitirilmesine de sebep olabilmektedir. Zira bizleri büyüten ve bugünkü konumumuza getiren, yaşam boyunca karşılaştığımız olumlu ve olumsuz olayların hepsidir. Dolayısıyla olumsuzlukları yok saymak hayat deneyimini yok saymak anlamına gelmektedir. Ehrenreich, zoraki iyimser tutumun, “zaten harap olmuş hastaya ek bir yük yüklemek” olduğunu ifade etmektedir.

Evrendeki hacmi bir nokta kadar olan bedenimiz nasıl ki birçok farklı bileşenden meydana geliyorsa, duygularımızı da meydana getiren birçok bileşen bulunmaktadır. Duygularımız yalnızca dış dünyada neler olup bittiğine dair fikir sahibi olmamıza yardımcı olan pusulalar değildir. Duygularımız bizlere rehberlik ederken aynı zamanda bizlere dair bilgileri de dış dünyaya iletmektedir; yani hayatı ve kendinizi anlamanıza yardımcı olan etmenlerdir. Duygularımız “iyi” ya da “kötü” duygular olarak sınıflandırılamaz; ancak olumlu hissettirenler veya olumsuz hissettirenler olarak nitelendirilebilir. İşten ayrıldığımız için üzgün olmamız, bir bakıma işin bizim için anlamlı olduğuna işarettir. Duygularımızı kulağa hoş gelmediğinde de kabul etmek, kendimizi ve etrafımızdakileri daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Duyguların kabulüne ilişkin yapılan bir çalışmada; iki deney grubu seçilmiş, her iki gruba da rahatsız edici birtakım görüntüler izletilmiş ve bir gruptan duygularını bastırmaları, diğer gruptan ise duygularını ifade etmeleri istenmiştir. Çalışma sonucunda duygularını bastırması istenen grubun zihin çalışma hızında düşüş ve fiziksel zorlanmalar gözlemlenmiştir.

Mark Manson, negatif duyguları inkâr etmenin daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olabileceğini belirtmekte, sürekli pozitif olmanın hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimi olduğunu öne sürmektedir.  Yaşadıklarımızı kabul etmek ve karşılaşılan olumsuz durumların çözümü için fikir üretmek pozitif yaklaşıma örnek iken; duygularımızı inkâr etmek, her daim iyiyim, mutluyum, yaşadığım olumsuzluklar beni alt edemez şeklinde düşünmek pozitif yaklaşımı zedelemektedir.  Pozitif olmak demek, sürekli mutlu olmaya çalışmak ve gerçeği görmezden gelerek duygularımızı bastırmak demek değil; o an içinde bulunduğumuz duyguyu deneyimlemek ve bu deneyim aracılığıyla yeni becerilere, derslere ve getirilere açık olabilmek demektir. Pozitif bir hayat yaşama serüveninde, kendimizi bütünüyle kabul etmek, negatif duygularımızı da pozitif olanlar kadar hayatımıza alabilmek, duygularımızı görmezden gelmemek, iyi hissetmemenin bir sorun olmadığını kabullenmek ve gerçekçi olmaktan vazgeçmemek, iyilik halimize katkı sağlayabilecektir.  Bir fırtınanın ortasındayken gökkuşağını görmek zordur. Kimse sürekli mutlu olamaz. Daha da önemlisi kimse sürekli mutlu olmak zorunda değildir.  Paul Wong’un da belirttiği gibi: “Yalnız kalmak sorun değildir. Kötü hissetmek sorun değildir, endişeli hissetmek sorun değildir. Bunlar yalnızca insan olmanın gereğidir.”

Kaynakça

Bektaş, M., ve Taş, M.A. (2020). Örgütlerde Algılanan Sosyal Destek ve Toksik Duygular İlişkisi: İyimserlik ve Kötümserliğin Aracılık Etkisi. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 20 (4), 83-106.

Diener, E. (1984). Subjective Well-Being. Psychological Bulletin, 95, 542-575.

Doğan, T., ve Sapmaz, F. (2012). Mutluluk ve Yaşam Doyumunun Yordayıcısı Olarak İyimserlik. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 8 (3), 63-69.

Hefferon, K. & Boniwell, I., (2011). Pozitif Psikoloji: Kuram, Araştırma ve Uygulamalar, Tayfun Doğan (Çev.). Ankara: Nobel Yayınevi.

Karaman, Ö., ve Tarım, B. (2018). Travma Sonrası Büyüme, Sosyal Problem Çözme ve İyimserlik Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi. Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 10 (20), 190-198.

Görsel Kaynakça

            Görsel 1: Polyanna – Sanatçı: Kate Hindley

Görsel 2: https://tr.pinterest.com/

Münire AKYÜZ

Necmettin Erbakan Üniversitesi / Aday Sosyal Hizmet Uzmanı

Bugüne Kadar Toplam 894 Görüntülenme, (Bugün) 1 Görüntülenme