Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 2 Dakikadır.

İletişim yadsınamaz bir ihtiyaçtır. Fizyolojik ihtiyaçların karşılanmaması durumunda bedensel yapıda ortaya çıkan bozukluklar gibi varoluşsal ihtiyaçların karşılanmaması durumunda da bireyin ruhsal yapısında çeşitli bozukluklar ortaya çıkmaktadır.

Sağlıklı bir iletişim kurabilmek her alanda önemlidir; ancak iletişim becerilerinin öğrenildiği aile ve eğitim temeldedir. Ailenin çocuğuna yönelik tutumları hem çocuğun kişiliği üzerinde hem de iletişim becerilerinin gelişiminde etkili olmaktadır. Kocayörük (2015), öğrenme-öğretme sürecinin de kuşkusuz en önemli unsurunun iletişim olduğunu belirtmekte ve pozitif bir iletişimin sağlanamadığı eğitim ve öğretimde, istenilen hedeflere ulaşmanın olanaklı olmadığını iddia etmektedir.

Etkili bir iletişim için empati, kendini ifade edebilme ve dinleme becerileri geliştirilmelidir. Hem sözlerimiz hem de karşımızdaki kişiye yönelik sergilediğimiz eylemler, onun kişilik özelliklerine gösterdiğimiz özen ve dikkatin ifadesi olmaktadır. Bu durum da bireyler arasındaki bağı güçlendirip iletişimi olumlu yönde etkilemekte ve sözel-sözel olmayan iletişimin bir arada kullanımının önemini yansıtmaktadır.

Birey, hissettiği duyguları ve aklındaki düşünceleri iletişim sayesinde paylaşabilir. Anlaşılma umudu ve isteği onu heyecanlandırır; ancak anlaşılmadığını fark ettiğinde hayal kırıklığına uğrar. Bu noktada “anlamak” devreye girmelidir. Birey, o an yaşadığı olumsuz duyguları bir kenara bırakarak neden anlaşılamadığı üzerine düşünmelidir; çünkü kendini ifade etme konusunda bir sorun yaşıyorsa bu durum bireyin diğer sosyal ilişkilerine de yansımaktadır. Bunun sonucunda da birey duygu ve düşüncelerini bastırma eğilimi göstermekte ve farklı ruhsal bozukluklar ortaya çıkmaktadır.

İletişimin amaçları, ortama ve duruma göre farklılık göstermektedir: bir şeyler öğrenmek isteyen birey öğrenmeye yönelik iletişim kurarken sosyal bağlarını kuvvetlendirmek isteyen bir birey ise insanlarla olan ilişkilerini geliştirmek amacıyla iletişim kurar. Ve her birey iletişime yönelik amaçları doğrultusunda dönütler alırsa iletişim sağlıklı bir şekilde devam eder. Bu doğrultuda Ian Stewart (2018), tamamlayıcı bir iletinin beklenti oluşturucu bir yönü olduğunu ve tamamlayıcı olduğu sürece iletişimin sonsuza dek sürebileceğini savunmaktadır.

İletişim, aynı zamanda yanlış anlaşılmaları engellemek için de kurulur. Yanlış anlaşılmaları önlemek için, açıklayıcı sorular sorabilir ya da anlık tepkilerimizi kontrol edebiliriz. Böylelikle anlamış, anlaşılmış ve anlaşmış oluruz.

Her ne kadar farkında olmasak da aslında bütün ilişkilerin temelinde “anlamak ve anlaşılmak” ihtiyacı vardır. Bu durum “savunma mekanizmaları” na benzemektedir. Mantığa bürüme denilen mekanizma, bireyin davranışını haklı göstermek adına çeşitli bahaneler üretmesi anlamına gelmektedir. Burada da iletişimin asıl amacı bastırılarak farklı mantıklı sebepler ortaya konulmaktadır.

Empatik yönleri gelişmiş bireyler, anlamak ve anlaşılmak konusunda daha yeteneklidir; çünkü iletişim kurduğu bireyleri anlamak adına bilinçli bir çaba göstermektedir. Her iletişim sürecinde, olaylara karşısındaki bireyin penceresinden bakarak bakış açısını da genişletmektedir. Bu da döngüsel bir şekilde bireyin empati yeteneğini geliştirmektedir. Anlaşılmak için anlamak gerektiğini temel felsefemiz haline getirdiğimiz takdirde iletişimimizin asıl amacına ulaşması için hiçbir engel kalmayacaktadır.

Kaynakça

Ian Stewart, V. J. (2018). Günümüzde TA. (P. D. Akkoyun, Çev.) Ankara: Eksi Kitaplar.

Kocayörük, E. (2015). Eğitimde İletişim. Edirne: Paradigma Yayınları.

Görsel Kaynakça

https://kisiselbasari.com/empatinin-tanimi-ve-tarihcesi.html adresinden alındı.

https://steembr.com/communication/@unmentionable/be-an-effective-communicator adresinden alındı.

Özge ÇANKAYA

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

Bugüne Kadar Toplam 175 Görüntülenme, (Bugün) 1 Görüntülenme