Cinsel Mitler ve Yansımaları

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakikadır.

Hiçbir bilimsel altyapısı olmayıp tamamen hayal gücünün bir ürünü olan ve kulaktan kulağa yayılarak geçmişten günümüze varlığını sürdüren kavramlara mit denir. Mitler genel olarak bakıldığında bir nevi hurafe anlamı taşımaktadır ve hiçbir gerçekliğe dayanmadan zaman içerisinde değişimlere uğrar ve yayılmaya devam eder. Cinsel mit kavramı ise bireylerin cinsel yaşama ve sağlığa dair doğru düşündükleri fakat gerçek olmayan inanışlardır. Bu inanışlar genellikle abartılı veya eksik bilgilerden kaynaklanmaktadır. Cinsel mitlerin oluşmasındaki en önemli faktör kültürel ve toplumsal değerlerin, cinsellik içeren herhangi bir konunun yüksek sesle konuşulmasının veya tartışılmasının sınırlandırılmasından kaynaklanmaktadır. Bu tür sınırlamalar, özellikle kapalı toplumlarda, bilgi eksikliğine neden olmakla beraber aynı zamanda yanlış, abartılmış ve hayal ürünü söylentilerin ortaya çıkmasına ve yayılmasına yol açmaktadır. Cinsellik kişiden kişiye değişen, kültürel ve dini faktörlerden oldukça farklı bir şekilde etkilenen bir fenomen olmasına rağmen, işlevsiz inançlar ve mitler evrenseldir; birçok kültürde bulunur ve benzer temaları içerir (Aker, Şahin ve Oğuz, 2019).

Yerleşik mitler, cinsel rollerin ortaya çıkışını etkilemekle beraber bu cinsel rollerle yetiştirilen farklı cinsel yönelimleri olan bireylerde çift standartlı değer yargılarının oluşmasına neden olmaktadır. Bu durum da bireylerin hayatını psikolojik ve fiziksel olarak olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Yanlı ve yanlış cinsel inanışlar özellikle cinsellikle ilgili esprilerde, fıkralarda günlük basında ve pornografik yayınlarda sergilenir. Bu yayınlar genellikle kadını küçümseyen ve aşağılayan içeriklere sahipken sadece erkeklerin cinsel istek ve arzularının olabileceği algısına dayanak sağlamaktadır. Cinsel haz ve cinsel yaşam sanki sadece erkeklere özgü bir durummuş gibi lanse edilerek kadınlara duygusal veya psikolojik pek çok yönden zarar veren bir tutum sergilenmektedir. Aynı zamanda bu durumdan erkekler de olumsuz etkilenmektedirler çünkü cinselliğe dair yüksek beklenti ve inanışlar kaygının daha çok artmasına ve cinsel işlev bozukluklarının kadınlara kıyasla erkeklerde daha çok meydana gelmesine neden olmaktadır. Örneğin cinsel ilişkiyi erkek başlatır veya idare eder miti erkekte baskıyı artırırken olası yetersizlik duygusuna sebep olabilir. Bunların yanı sıra mastürbasyon ile ilgili mitler dünya genelinde yaygındır. Mastürbasyonun fiziksel olarak zararlı bir şey olabileceği inanışı vardır. Fakat bilinmelidir ki cinsel dürtüler her insanda mevcuttur ve tatmin edilmediğinde kaygı ve stres yaratır.

İnsanın doğası gereği ilişki kurma ve sevme ihtiyacı kaçınılmazdır. İlişkiler ve cinsel ilişki kurabilme becerisi insana değerli olduğunu hissettirmekle beraber beslenmekten veya barınmaktan farkı olmayan bir dinamiğe sahiptirler. Aşk, düşünsel, duygusal ve davranışsal boyutlarıyla iki insan arasındaki bir etkileşimdir. Toplumlar çoğunlukla düşünsel ve duygusal boyutu yüceltir ve kutsallaştırırken davranışsal boyutu yani temas etme isteğini anormalleştirmişlerdir. Bu derece önemli ve hayati bir konuyu bastırmak veya kendince yasaklamaya çalışmak kişilerde yalnızca olumsuz fizyolojik etkilere veya cinsel işlev bozukluklarına da neden olmaz, aynı zamanda ruh sağlığının, ardından aile sağlığının ve sosyal sağlığın da bozulmasına yol açabilmektedir. Yanlış inanışların etkisi belki de beklenmedik boyutlara ulaşarak çeşitli psikolojik hastalıkları da beraberinde getirebilir. Kişinin kendi başına aşamadığı durumlar ortaya çıkabilir bu nedenle en iyi yollardan biri cinsel terapiye başvurmak olabilir.

Dünya çapında genel olarak cinsel eğitimler ve bilgilendirici çalışmalar çok fazla değildir fakat ülkemizde daha da azdır. Cinsel eğitim yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Fakat yetişkinlikte sağlıklı bir birey olabilmek için çocukların bu konuda eğitilmiş olması ya da en azından yanlış bilinen bilgilerin yerine bilimsel dayanakları olan doğru bilgilerin koyulmasının üzerinde durulmalıdır. Burada ailelere ve öğretmenlere çok büyük bir sorumluluk düşmektedir. Toplum tarafından her ne kadar ‘’uygunsuz’’ veya ‘’hassas’’ konular olarak dile getirilse de bu tabuların bir şekilde yıkılmasının toplumun psikolojik ve sosyal yapısına olumlu yansıyacağı düşünülmektedir. Cinsel mitlerin beslendiği en büyük faktör belirsizliktir. Belirsizlik korku ve endişeyi beraberinde getirir. Bu yüzden bilimsel temellere dayanarak ve bireylerin bilişsel düzeylerini de göz önünde bulundurarak bilgi ve eğitim imkânı sunabilmek her bakımdan daha sağlıklı olacaktır.

KAYNAKLAR

Aker, S., Şahin, M. ve Oğuz, G. (2019). Sexual Myth Beliefs and Associated Factors in University Students, Turkish Journal of Family Medicine and Primary Care 13(4): 472-480.

Bozdemir, N. ve Özcan, S. (2011). Cinselliğe ve Cinsel Sağlığa Bakış, Turkish Journal of Family Medicine and Primary Care, 5:37-46.

Nobre, P. & Pinto-Gouveia, J. (2015). Dysfunctional Sexual Beliefs as Vulnerability Factors for Sexual Dysfunction, The Journal of Sex Research, 43(1):68-75.

Sungur, M. (1998). Cinsel Eğitim, Klinik Psikiyatri, 2:103-108.

GÖRSEL KAYNAKLAR

https://wallpaperaccess.com/gustav-klimt

https://www.glamour.com/story/what-adam-and-eve-can-teach-you-about-modern-relationships-the-first-love-story-bruce-feiler

Melisa Akpınar

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü

Aday Psikolojik Danışman

Bugüne Kadar Toplam 274 Görüntülenme, (Bugün) 5 Görüntülenme