Yükleniyor..
Uncategorized

Din Psikolojisi Açısından Adler’in Kuramı

Din Psikolojisi Açısından Adler’in Kuramı

       Dünyadaki siyasi ve dini tüm kitlesel hareketlerdeki temel hedefin insanların toplumsal ilgi düzeylerini arttırmak olduğunu söyleyen Adler, Bireysel Psikoloji’nin de aynı hedefe bilimsel metot üzerinden ulaşmaya çalıştığını, bu sayede insanoğlunun refahına olan ilginin diğer yöntemlerden daha kolay arttırılabileceğini savunmuştur. Adler, Bireysel Psikoloji Teorisi vasıtasıyla toplumsal sorunlara dini inanç sistemlerinden daha farklı bir açıdan yaklaştığını, fakat bu metot farkına karşın amacının aslında dini inanç sistemlerinin koyduğu hedef ile aynı şey olduğunun altını çizmiştir. Dinin bilimsel metot çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini düşünen Adler, Bireysel Psikoloji’nin hayatın nihai amacına yönelik açıklama getirebilen tek bilimsel sistem olduğunu iddia etmiştir.

Bireysel Psikoloji, kişilerin yaşama yükledikleri anlamı ve belirledikleri üstünlük hedefini değerlendirirken, bu hedefin ancak bireyin yaşam biçimi etraflıca incelendiği takdirde anlaşılabileceğini, bunun ise duygu, düşünce ve davranışların bütün halinde değerlendirilmesiyle mümkün olabileceğini savunmaktadır. Bireysel Psikoloji’nin tanımladığı üstünlük hedefine benzer şekilde, dini açıdan değerlendirilen bir bireyin bağlandığı, ideal edindiği, hareket ve davranışlarına yön veren kurallar ve yaşamdaki öncelikleri değerlendirilerek dini açıdan kutsala yakınlık düzeyi anlaşılabilir. Bu noktada dinlerde var olan kutsallık, insanüstülüğe işaret ettiği için, kutsal olmayandan ayrılmaktadır. Tek tanrılı dinler insanları dünyada adil ve uyumlu olmaya çağırırken kutsal kitaplarda yapılması yasaklanan davranışlardan sakınılmasını öğütlemektedir. İnsanlara, bu kurallara uygun bir yaşam biçimi benimsedikleri takdirde, ölümden sonra ahiret hayatında mükâfatlandırılarak kurtuluşa erecekleri söylenir. Öte yandan, kutsal kitaplardaki kurallara uymayan ve inkâr içinde yaşamayı tercih eden kişileri ise davranışlarının karşılığı olarak ölümden sonraki hayatta ateş azabının beklediği belirtilmiştir. Dolayısıyla, yapılan davranışların sonuçlarını gözeterek seçim yapıp bu şekilde hareket etmenin, hem tek tanrılı dinlerin öğütlediği yaşam biçimine hem de Adler’in Bireysel Psikoloji Teorisi’ne uygun olduğu görülmektedir.

Adler,  bireydeki işbirliği yapma düzeyini akıl sağlığının bir ölçütü olarak gördüğünden söz etmiştir. İşbirliği yapma yeteneği düşük seviyede olan bireylerin yaşam biçimlerinin, öznel çıkarımları doğrultusunda ve hayatın yararsız tarafına yönelik olması nedeniyle, yalnızca işbirliği yapma yeteneği yüksek olan bireyler kendini ve toplumu geliştirmeye yönelik hedefleri yaşam biçimi olarak kabul ederler. Bireysel Psikoloji’ye benzer şekilde dini inanç sistemlerinin de topluma yönelik ilgi düzeyini arttırma konusunda paralel bir yaklaşım sergilediğinden söz etmek mümkündür.

Adler, başarılı sosyal entegrasyonun sosyal ve duygusal gelişimi sağlayabileceğini ve bütün bunların ‘ruhsal’ olarak nitelendirilebileceğini savunur. Adler’in yakın bir meslektaşı olan, Adlerci psikoterapist Dreikurs ise, insanların ruhsal ihtiyaçlarını karşılayabilecek en uygun aracın dini inanç olduğunu vurgulamıştır. Dreikurs dini tecrübenin, insanlara güçlü birliktelik ve bağlılık hissi sunduğunu, bu sayede insanların günlük hayatın zorluklarından sıyrılma ve dünyaya daha geniş bir perspektiften bakma imkânına kavuştuğunu ifade etmiştir.

Adler, hayatta ne yapacağını bilemeyen ve diğer insanlar hakkındaki duygularını içinden söküp atmaya kalkan bir bireyin, toplum hayatının yasalarına uyma ihtiyacının kalmayacağını,  çünkü ruhsal hayattaki her hareketin ancak uygun bir amaç koyulduktan sonra zorunluluk mahiyetinde ortaya çıkacağını ifade eder. Tek tanrılı dinler ise, kendisine ömür verilen her bireyin sahip olduğu fizyolojik, çevresel, kültürel, ekonomik ve psikolojik imkânların Tanrı tarafından bahşedildiğini ve bireyin bu imkânlar ölçüsünde sorumluluklarının bulunduğunu belirtmektedir. Bireyin dini açıdan değerlendirilme ölçütü, yaşam tercihlerinde, içinde bulunduğu şartlar ışığında ne kadar samimi seçimler yaptığı, dini sorumluluklarını ne kadar yerine getirdiği, hayra ve barışa, Tanrı’nın rızasını kazanmaya yönelik hangi amelleri ortaya koyduğudur.

Adler, insanoğlunu içindeki aşağılık hislerini yenmeye ve güçlü olmaya karşı kuvvetli bir istek barından bir canlı olarak nitelendirmiş, gelişmeye yönelik motivasyonun kaynağının ise aşağılık ve yetersizlik hisleri olduğunu belirtmiştir. Bireyi geliştirdiği gibi toplumun da gelişmesini sağlayan aşağılık hislerinin, olumlu etkilerinin bulunduğuna, bireyleri başarılı ve üstün olabilmek için çabalamaya yönelttiğine önceki bölümde değinilmişti. Tek tanrılı dinlerin de, insanların kendilerini aciz ve güçsüz hissettikleri durumdaki hallerine kutsal kitaplarda vurgu yaptığı görülmektedir. Bir taraftan zorluklar karşısında kendi aczine şahitlik eden insan, bir taraftan da bu durumdan kurtulup rahata ve huzura kavuşabilmek için aşkın bir varlığa sığınmaya ihtiyaç duyar. Acziyetini kavrayan birey, zayıf ve yardıma muhtaç halde hissederken kendisini sorgulamaya ve hatalarının farkına varmaya daha açık olur, zorlukların üstesinden gelebilmek için Tanrı’ya yönelir, tövbe ederek bağışlanma diler. Tek tanrılı dinler açısından tövbe eden bir bireyin kurtuluşu, Yaratıcısı’nın üstünlüğünü ve gücünü takdir etmeyle, hatalarından sıyrılarak hayra ve barışa yönelik salih amellerde bulunmayla sağlanabilir. Bireysel Psikoloji bir bireyin aşağı pozisyondan kurtulma, eksiden artıya doğru ilerleme sürecini, aşağılık duygularının motivasyonu sonucu ortaya koyacağı çabayla açıklarken, buna oldukça benzer bir süreci tövbe eden, hatalarından sıyrılıp, Tanrı’nın rızasını kazanabilmek ve kendisini affettirebilmek için hayra ve barışa yönelik işler yapmaya çalışan bir bireyde de gözlemleyebilmek mümkündür.

Emine GÜMÜŞ

Psikolojik Danışman

Kaynak : Uygur, A. E.(2015). Din Psikolojisi Açısından ‘Alfred Adler Psikolojisinin’ Değerlendirilmesi. İstanbul.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir