Toplumun Gölgesindeki Kişilikler

Yaşam serüveni başladığı günden beri bireyler topluluklar inşa etmişlerdir. Bireylerin inşa ettiği bu topluluklar ortak yaşam ve ortak değerler oluşturmuş ve toplum olarak bu değerleri benimsemeye başlamışlardır. Bir toplum olarak ortak bir yaşam alanını paylaşmak bireylere benimsemeleri gereken bir değer sistemi ve ortak anlayış çizgisi ortaya koymuştur. Bu değerler toplumların inşasında ve temellenme sürecinde en baştaki yerini korumuştur. Zaman içinde kısmen değişimler geçirmiş olsa bile toplum bilinci her zaman en üst sırada yerini almıştır. Bu değerler zaman içinde bir “toplum kişiliği’’ biçiminde kendisini farklı topluluk ve toplumlarda göstermiştir. Ben burada kolektif kişilik karşısında bireyin konumunu ve kişiliğini koruma savaşını ya da karşı koyma içgüdüsünü ele alacağım.
Yukarıda bahsettiğim bu kişilik bireyler üzerinde derin etkiler bırakmış ve yaşam alanlarında onları zor bir konumda bırakacak etkilere sahip olmuştur. Kendi olma çabası içinde direnen konumunda olan insan bazen bu etkilere karşı koyamamış ve bu etki karşısında kendilik değerinden ödün verecek duruma gelmiştir. Bu duruma örnek olarak şunu gösterebilirim: Bireyi olduğu toplumun düşünce yapısını benimsememiş ve o toplumun değer yargılarını reddeden konumda olan bir birey yaşadığı toplumla bir çatışmaya girecektir. Bu çatışma sonucunda ya kendi değerinden vazgeçecek ya da başat konumda olan değerleri benimseyecek ve ruhsal durumu bu çatışma durumundan gelen yenilginin etkisiyle yıkıma uğrayacaktır. Birey bundan sonra aldığı kararlarda ya da attığı adımlarda başat olanın izinden gidecek ve kendi ruhunun isteklerini geri planda tutacaktır. Çatışma durumu bireyi psikolojik yönden sağlıksız olabileceği bir yere doğru itecektir.
Kendilik değerinin savunuculuğunu her bağlamda kendisine hedef olarak seçen birey bu değerden vazgeçmemek için bir arayışa girecek ve ortak bir yol bulmaya çalışacaktır. Toplum değerlerinin reddini seçen birey için çatışmalar ve anlaşılamama düşünceleri ilk sırada karşısında olacaktır. Birey bu durum karşısında toplumla karşı karşıya gelecek ve kendini soyutlama yoluna gidebilecektir. Yaşamda anlaşılamayan ve kendi yaşamının labirentinde kaybolan insanlara her an rastlayabilecek duruma geleceğiz. Bireyin bu zorluklar karşısında duruşu ve davranışı ne olmalıdır?
Var olan toplumu ve değerlerini inkâr etmeden toplumun değişimi ve dönüşümü için çabalayan ve kendi kişilik değerini toplum kişiliğine feda etmeden ortak zeminde buluşabilen bireyler olabilmeliyiz. Ortak bir zemin bulabilmek bir anda olabilecek bir şey değildir ancak bunun için sabır anahtarını bilincimizden eksik etmemiz gerekir. Hastalıklı bir toplum yapısı ve psikolojik problemlerle boğuşan bireyler istemiyorsak toplum ve birey arasındaki bu uçurumun kapanması için çabalamalıyız. Toplumun gölgesindeki kişilikler değil toplumla bütünleşmiş bireyler olabilmeliyiz. Gölgede kalmamamız umuduyla.

MUHAMMED ÖZKAN
PSİKOLOJİK DANIŞMAN

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir