DÜNYADAN İNSANA UZANAN GÜÇLÜ BİR BAĞ: AİDİYET

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 4 Dakikadır.

Yaklaşık iki ay önce kariyer sebebiyle şehir değiştirdim. Bu değişimin iki yıldır beklediğim bir şey olduğunu söylersem mutluluğumu ve heyecanımı tahmin edebilirsiniz diye düşünüyorum. Benim için bu değişim bir yandan hayalime ulaşmayı bir yandan da başarısızlık silsilesi yaşadığım şehirden kaçmayı ifade ediyordu. Çok güçlü ve heyecanlı hissettiğimi hatırlıyorum. Şu anda yaşadığım şehre geldikten bir ay sonra bu duygular, anlamlandıramadığım bazı duygularla yer değiştirmeye başladı. Kaygı, korku, özlem, yabancılaşma… Sık sık kendime “Ne işim var benim burada?” diye sormaya başladım. Eski anılarımı daha çok hatırlayıp eski fotoğraflara dalmayı tercih ettim. Sonradan fark ettim ki ait olma çabamın sancılarıymış bu yaşadıklarım. Ait hissettiğim şehirden, ait hissettiğim insanlardan ayrılıp içini doldurmam gereken bir boşluğa düşmüşüm. Sahi, ne işim var benim burada?

“Ne işim var benim burada/bu insanlarla?” sorusunu kendimize sormadığımız ya da bu soruya cevap verebildiğimiz zamanlarda var olan aidiyeti fark edemeyiz genellikle. Fakat o aidiyet eksildiği anda olumsuz duygular hissetmeye başlarız. Çünkü ait olma durumu, bizi yaşama bağlayan unsurlardan biridir, bir ihtiyaçtır. Bağlandığımız şehir, vakit geçirmekten hoşlandığımız insanlar, kendi eşyalarımız, güvende hissettiğimiz evimiz, sıradanlaşan işimiz, önemsediğimiz kültürümüz… Bunlar aidiyetin parçalarıdır. Hayatımızdan bunlar eksildiğinde geriye ciddi bir üzüntü, kaygı, korku, yabancılaşma hâli kalır ki bunlarla başa çıkabilmek bir hayli zordur. İşte bu yüzden üzerinde durulacak olan aidiyet kavramı insan hayatında mühim bir yere sahiptir.

Kelime karşılığı “mensubiyet”, “ilişkinlik”, “ait olma durumu” olarak ifade edilen aidiyet; bireyin duygusal ve mekânsal boyutta nereye, neye, nasıl bağlı olduğunu tanımlar. Ayrıca bireyin duyguları, inançları, siyasi yönelimi ve kimliğini de kapsayan bir kavramdır. Kapsanılanlar kişiden kişiye değiştiği için aidiyetin tanımı da değişiklik gösterebilir (Alptekin, 2011; Sözer, 2019). Fakat herkesin aidiyetinin temelinde deneyim, kültür, hazırbulunuşluk, inanç, bakış açısı, mekân, nesne unsurları yer almaktadır (Alptekin, 2011). Aidiyetin birden fazla unsuru ve yoğun bir içeriği bulunmaktadır. Bütün alanlar birbirlerini etkiler, hepsi birbirinden değerlidir. Bu değeri Fedai (2009) şu şekilde anlatmıştır: “Çeşitli sınır elemanları kullanarak, sonsuz üstünde, bir yeri tanımlı bir boşluk haline getirmemiz, onu mekân kılmamıza yetmez. O tanımlı boşluğun içinde yaşayan bireylerin, boşluğun içindeyken bir amacı; düşleri, hayatlarını sürdürmek için yapmaları gerekenler olmalıdır. Boşluk, hayat bulmalıdır.” Bu boşluk güvenli bir ev, destekleyici bir aile, tatmin edici kariyer öyküleri, güçlü arkadaşlık ilişkileri veya belirli gruplar ile doldurulabilir. İşte bu hayattaki boşlukları doldurmaya çalışma durumu aidiyet ihtiyacını karşılamakla açıklanabilir.

Aidiyet, bir nevi algılara filtredir. Bu duygu ne kadar çok hissedilirse çevre de o kadar olumlu algılanır (Akyol, 2019). Çevre ne kadar olumlu algılanırsa yaşanılan yere o kadar kolay uyum sağlanabilir. Bir yeri olumlu algılamak ise çeşitli koşullara bağlıdır. Sadece ekonomi, barınma ve sağlığı kapsayan bir durum değildir. İşin içine sosyal, kültürel ve eğitsel etkenler de dahil olurken duygular ön plandadır (Sözer, 2019). Sadece fiziksel unsurlarla sağlanabilen bir duygu olsaydı ülkelerinden göç ederek rahat koşullarda yaşamlarını sürdüren vatandaşlarımızda aidiyet oluşumu hızlı ve tam sağlanabilirdi. Fakat durum bu şekilde değildir. Uysal (2015)’ın Londra’daki Türklerle yaptığı aidiyet çalışmasında özellikle oraya göçen birinci kuşakların aidiyeti sağlayamadıkları görülmüştür. Güzel anılarından bahsetmeleri istendiğinde çoğunun güzel anılarının göç etmeden önceki zaman dilimine ait olduğu fark edilmiştir. Fark edilen bir başka durum ise, bazılarının hem Türkiye’ye hem de Londra’ya ait olmaya çalışırken “hiçbir yere ait hissetmemeleri” durumudur. Geçmişten beri göç edenlerde sık karşılaşılan yersizlik-yurtsuzluk hissi küreselleşmeyle birlikte daha da artış göstermiştir. Londra’ya ait hissedememe veya hiçbir yere ait hissedememe durumlarıyla başa çıkabilmek de oldukça zordur. Harunoğulları ve Cengiz (2014)’in ülkemizde bulunan Suriyelilerle yaptıkları çalışma da bu durumu destekler niteliktedir. Çalışmada, ülkemizde bulunan Suriyelilerin Türkiye’ye ait hissedemedikleri görülmüştür. Bu durumun nedenleri arasında ekonomik sıkıntı yaşama, dışlanma, Türkçeyi yeterince bilmeme, ülkelerine geri dönme umudu sayılabilir. Ekonomik sıkıntı yaşamayıp imkânları fazla olanların da yaşadıkları dışlanma sonucu aidiyet hissedememeleri, aidiyetin manevi boyutunun önemini gösterir.

Aidiyet hissinin yeterli olmaması veya aykırı olması durumunda; bireyin bağlılıklarından veya ilişkilerinden kopması ve hayatını aksatabilecek düzeyde stres yaşaması mümkündür. Bunlar dışında biyolojik veya psikolojik problemlerle karşılaşılabilir. Aidiyetin hissedilmediği bir ortamda tehdit algılama düzeyi de yükselebilir (Kırlı Özer, Çahantimur ve Kırlı, 2019). Bu nedenle aidiyet yaşam için şarttır. Bunun için bir reçete oluşturursak eğer bu reçeteye tatmin eden fiziksel koşulları, destekleyici ortamları, dışlanmamayı, sevilmeyi, sevmeyi, bağlı olduğumuz kültürü devam ettirebileceğimiz mekânlarda bulunmayı yazabiliriz. Bu reçetedeki bazı koşullar bizim elimizde olmadığından belki de zamana bırakıp kendi elimizden gelenleri yapmak en mantıklısıdır. Aidiyetini sorgulayan veya benim gibi aidiyet hissedemeyenler varsa bu sürecin geçici olduğunu söylemek isterim. Fakat ne kadar süreceği koşullara bağlıdır.

KAYNAKÇA

Akyol, Ö. (2019). Yere aidiyetin çevreyi algılama ve anlamlandırmaya etkisi üzerine Hasköy bölgesinde bir inceleme. International Journal of Social and Humanities Sciences (IJSHS), 3(1), 69-82.

Alptekin, D. (2011). Toplumsal aidiyet ve gençlik: üniversite gençliğinin aidiyeti üzerine sosyolojik bir araştırma (Doktora Tezi). Selçuk Üniversitesi, Konya.

Fedai, Ö. (2009). Ziya Osman Saba ve Sabri Esat Siyavuşgil’in şiirlerinde aidiyet duygusu ve mekân düşüncesi. Turkish Studies, 4(10), 1229-1252.

Harunoğulları, M. ve Cengiz, D. (2014). Suriyeli göçmenlerin mekânsal analizi; Hatay (Antakya) örneği. TÜCAUM VIII. Coğrafya Sempozyumu, 23-24 Ekim: Ankara, 309-318.

Kırlı Özer, G., Çahantimur A. ve Kırlı, S. (2019). Aidiyet duygusu kentlerin algılanmasında etkili etkenlerden birisi midir? Bir pilot çalışma. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 21(3), 285+.

Sözer, M. A. (2009). Göç, toplumsal uyum ve aidiyet. Bayburt Eğitim Fakültesi Dergisi, 14(28), 418-431.

Uysal, a. (2015). Londra’daki Türklerde aidiyet ve mekân ilişkisi. Coğrafya Dergisi, (30), 61-78.

GÖRSEL KAYNAKÇA

GÖRSEL 1: https://medium.com/@karen.walker/sense-of-belonging-employees-their-organisations-thrive-c04dde8bc6bc

GÖRSEL 2:  https://twitter.com/Kemal%20%C3%96zen/statuses/1136042633372098561

 

Şeyma KÜÇÜK

Psikolojik Danışman

 

Bugüne Kadar Toplam 276 Görüntülenme, (Bugün) 1 Görüntülenme