Sosyal Hizmetlerde Feminist Söylem

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakikadır.

Feminizm, kadınların toplumda ait oldukları yeri bulma mücadelesi ile oluşmuş ve halen kendini güncelleyerek gelişmekte olan bir kuramdır. Kavram, düşünsel olduğu gibi eylemsel bir boyuta da sahiptir. Genel bir şekilde feminizmi, kadınların kendilerini baskı altına alan düzeni algılama, politik olarak tanımlama ve ona karşı mücadele yöntemleri geliştirme olarak tanımlayabiliriz (Çakır, 2015). Tarihine kısaca değinecek olursak kadınların mücadelesi birinci ve ikinci dalga hareketler olarak sınıflandırılır. Birinci dalgayı kadınların politik alanda söz hakkı sahibi olma mücadelesini kapsar. Yani bu süreçte kadınlar oy hakkına, seçme ve seçilme hakkına dair kazanımlar için toplumsal hareketlerde yerini almıştır. İkinci dalgada ise kadınların toplumsal ve biyolojik rollerine, bu rollerden kaynaklı yaşanan dezavantajlı durumlar üzerine odaklanılmıştır.

Feminizm ile birlikte toplumsal cinsiyet, ataerkillik gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Bu kavramların çerçevesinin oluşturulması kadınların toplum, piyasa, devlet gibi mekanizmalar karşısındaki durumunu tanımlamaya oldukça katkı sağlamıştır. Feminizmin en önemli sorunu bu mekanizmaların kadını hesaba katmadan sistemleri işler kılmaya çalışmalarıdır. Örnek olarak, toplumların sosyal ve siyasi yapısına önemli katkılarda bulunan J. Jacques Rousseau bile Toplum Sözleşmesi adlı eserinde toplumu oluşturan bireylere kadınları dahil etmemiştir. Onun için insan eşittir erkek demektir (Çuhadar, 2017).

Feminist anlayış kendi içinde birçok perspektif oluşturmuştur. Örnek olarak, kadının da topluma ait bir birey olmasından kaynaklı kadın ve erkek eşitliğini savunan liberal feminizm, kadın ve erkek eşitliği için kültürlerin dönüşümünü savunan kültürel feminizm, eril ve dişil rollere odaklanan, evlilik ve aile kurumuna karşı çıkan radikal feminizm öne sürülen bakış açılarından bazılarıdır.

Feminist kuramın ortaya çıkmasıyla birçok alandaki ataerkillik eleştirilmiştir. Feminist kuramcılar bilimin de ataerkillik üzerinden geliştiğini iddia etmiştir. Bu durumdan sosyal hizmet bilimi de nasibini almıştır.

Dominelli, feminist sosyal hizmeti dünyadaki kadın deneyimini, analizinde başlangıç noktası olarak ele alan, kadının toplum içindeki konumu ve kişisel durumu arasındaki ilişkilere odaklanan, spesifik ihtiyaçlarına yanıt veren, müracaatçı-uzman etkileşimlerinde eşitlikçi ilişkiler yaratan ve yapısal eşitsizliklere işaret eden bir sosyal hizmet türü olarak tanımlamıştır (Buz, 2009). Feminist sosyal hizmette belli ilkelere göre uygulamalar yürütülür. Bu ilkelerin bazılarından bahsedelim;

 

  • Kadınların farklılıklarını tanımak
  • Farklı kadın grupları arasında farklılığın eşitsiz güç ilişkileri için bir temel olmasını önleme konusunda ayrıcalıkları ortadan kaldırmak
  • Kadınların güçlerini değerli kılmak
  • Kadınların ihtiyaçlarını yaşamlarının her alanında diğerleriyle etkileşimlerde bulunan diğer tüm insanlar gibi ele almak (Buz, 2009).

Sosyal hizmet uygulamalarına feminist anlayış nasıl yansır? Bu sorunun cevabını bir örnekle açıklayabiliriz. Amerika’da işlevsiz sosyal çevre ve aileye sahip, bağımlılık problemi yaşayan kadınlarla çalışan bir Sosyal Hizmet Uzmanı, durumu müracaatçıların kişisel problemleri olarak algılayarak, kadınların öz saygılarını arttıran, yeterlilik duygularını kazanmalarına yardımcı olan güçlendirme çalışmaları yürütmüştür. Ayrıca kadınları, bu konuda yalnız olmadıklarını anlamaları için Adsız Alkolikler grubuna yönlendirmiştir (Saulnier, 2000). Kuram bahsedilen örnekte liberal feminizm türüyle kendini göstermiştir. Uzman, kadını birey olarak ele almış, kadının güçlü yönlerini fark etmesini sağlamıştır.

Feminist sosyal hizmetin amacı kadınların sorunlarına kadın perspektifinden cevaplar bulmaktır. Bu bağlamda feminist sosyal hizmet, kadınların yeteneklerini, deneyimlerini ve değerlerini ortaya çıkarmayı; kadınların anlaşılma ihtiyacını, ataerkillik ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ortaya çıkan farklı rol ve sorumlukların yarattığı, baskı, şiddet ve istismar gibi sorunlarla başa çıkma konusunda güçlendirilmesini amaçlamaktadır (Tunç, 2013). Bunu yaparken mikro, mezzo ve makro düzeydeki güç ilişkilerinde feminist bir çerçeve oluşturmayı hedefler (Acar, 2001). Ancak bu şekilde somut ve kapsayıcı değişimlerin mümkün olacağını savunur.

KAYNAKÇA

Acar, H. (2001). Tek Ebeveynli Ailelere Yönelik Feminist Sosyal Hizmet Müdahalesi. Toplum ve Sosyal Hizmet , 24-25.

Buz, S. (2009). Feminist Sosyal Hizmet Uygulaması. Toplum ve Sosyal Hizmet , 57-58.

Çakır, S. (2015). Feminizm, Ataerkil İktidarın Eleştirisi. B. Örs içinde, 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler-Derleme (s. 416-417). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Çuhadar, S. G. (2017). Aydınlanma,Eşitlik ve Kadın: Rousseau Üzerine Bir Değerlendirme. Emek ve Araştırma , 146-147.

Saulnier, C. F. (2000). Incorporating Feminist Theory into Social Work Practice: Group Work Examples. Social Work With Groups, 9-10.

Tunç, M. (2013). Feminist Grup Çalışması: Temeli, Kapsamı ve Süreci. Toplum ve Sosyal Hizmet , 226-227.

                                                                                    Esra Liya Özsoy

                                                      İstanbul Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi

                                                                    Sosyal Hizmet Uzmanı

Bugüne Kadar Toplam 405 Görüntülenme, (Bugün) 1 Görüntülenme