BEN VE BANA AİT OL(A)MAYAN

Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 4 Dakikadır.

Yirminci yüzyılın hatırı sayılır yazarlarından münzevi tarzıyla tanıdığımız Jerome David Salinger, “Çavdar Tarlasında Çocuklar” isimli romanında, erişkinlerden tutup çocuklara varasıya kadar tüm insanların sahtekâr olduğunu savunmaktadır. Gizem ve ölüm konulu öyküleriyle Romantizm akımının önemli figürlerinden biri olan Edgar Allan Poe, “Girdaba İniş” isimli hikâyesinde, sahtekârlığı kendisine meslek edinmiş insanların görünümlerini yansıtır. Kavramsal olarak bakıldığında, bir şeyin aslına benzetilerek yapılan, düzmece şey sahte; sahte işler yapan kişi, yani düzmeci sahtekâr; eylemin kapsamı ise sahtekârlıktır (Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük). Sahtekâr eylemler, dünya üzerindeki hemen her toplum ve hukuk sistemleri tarafından yasadışı olarak nitelendirilir ve çok sayıda yaptırımı vardır. Peki, her insan gerçekten de bir sahtekâr mıdır? Sahtekâr olmadığımız halde sahtekârmışız gibi hissetmemiz nasıl ve neyle açıklanır?

1970’li yılların başlarında, cinsiyet eşitsizliği ve kadın araştırmaları konusunda çalışan Amerikalı psikologlar Pauline Rose Clance ve Suzanne Imes, çalışma yaşamında denk geldikleri bir grup kadının davranışlarında birtakım problemler fark etmiştir. Farkındalık sonucunda Clance ve Imes; tıp, hukuk ve akademi gibi alanlarda eğitim gören ya da meslek profesyoneli olarak çalışan, 20-45 yaş arası, başarılı sayılabilecek 150 kadın danışan seçmiştir. Bu kadınlar, beş yıl boyunca klinik gözlemler aracılığı ile izlenmiştir. Clance ve Imes’i gözleme iten şey, çalışmaya katılan kadınlarda kendini gösteren bazı yanlış inançlar ve davranış biçimleridir. Öyle ki bu kadınlar, tüm kanıtlara ve çevrelerinden aldıkları desteğe rağmen başarılarını kendi yeteneklerine ve zekâlarına mal edememekte; doğru kişilerle karşılaşmış olmak ve talih gibi başarıyla doğrudan ilişkisi olmayan sebeplere yönlendirmektedir. Çalışma sonucunda 1978 yılına gelindiğinde Clance ve Imes, bu durumu “imposter sendromu” olarak biçimlendirmiştir. Türkçe yazına “sahtekâr fenomeni” olarak tercüme edilen imposter sendromu; kişilerin başarılarını içselleştiremeyerek, şu an oldukları konumda hak etmedikleri bir şekilde var olduklarına inanmaları ve bir sahtekâr olduklarını düşünmeleridir (Clance ve Imes, 1978).

Clance ve Imes’in, çalışma yaptıkları dönemde sahtekâr fenomeninin etkisinde olan bir danışanın, sınav başarısı konusundaki beyanı şöyledir: “Doktora yeterlilik sınavıma girdiğim zaman bir sahtekâr olduğumun keşfedileceğine emindim. Final testi gelmişti. Bir şekilde, bu olasılık beni rahatlatmıştı; çünkü bu hile nihayet bitecekti. Bölüm başkanı cevaplarımın harika olduğunu ve kâğıdımın tüm kariyerinde gördüğü kâğıtlar arasında en iyilerden biri olduğunu söylediğinde şok oldum.” (Clance ve Imes, 1978). Örnekte de görüldüğü üzere sahtekâr fenomeni, kişilerin elde edilmiş başarılara rağmen kendilerini birer sahtekâr olarak görmeleri, bu başarıyı hak etmediklerini düşünmeleri ve sahtekârlığın açığa çıkmasına yönelik kaygı yaşamaları durumu olarak nitelendirilebilir (Akt., Kolligian ve Sternberg, 1991).

Araştırmacılar, sahtekâr fenomeninin ortaya çıkışında özellikle aile ve toplum davranışlarının etkileyici olduğunu belirtmektedir. Bussotti (1990), sahtekâr fenomeninden muzdarip kişilerin ebeveynleri ile iletişim kurmakta zorlandıklarını, ailelerinin desteklerinden mahrum olduklarını ve aile içinde duyguların ifade edilebilirliğine yönelik eksiklik yaşadıklarını ifade etmektedir (Akt., Alexander ve Sakulku, 2011). Örneğin, ailesi tarafından zekâsına yahut başarısına dair hiç övgü ve/veya destek almamış bir çocuk, zeki olmak veya başarılı olmak gibi nitelikleri doğal olarak içselleştiremeyecektir. Toplumsal yapı açısından bakıldığında; toplum, kültürel ve sosyal birtakım değerlerini, kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı olmak üzerine cinsiyet rolleri aracılığıyla kişilere dikte etmektedir. Dolayısıyla daha çok erkeklere atfedilen zekilik, çalışkanlık ve güçlü olmak gibi özelliklerin ön plana çıktığı bir ortamda -örneğin: mühendislik, mimarlık ve sanayi faaliyetleri gibi- başarılı olan kadınların, karmaşık duygular yaşaması da muhtemeldir. Baranowsky ve arkadaşları tarafından yapılan bir çalışmada (2001); cinsiyete yönelik kalıp yargılar, psikolojik iyi oluş ve sahtekâr fenomeni arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma bulguları, kadınların sahtekâr fenomeninden erkeklere oranla daha fazla etkilendiklerini göstermiştir. Sahtekâr fenomeninden muzdarip olan bireylerde, gerçekte zeki olmadıklarını düşünerek zekâlarını ispatlayabilmek adına aşırı şekilde çalışma, kendi fikirlerini küçümseyerek hocalarının, süpervizörlerinin, meslektaşlarının ve yöneticilerinin fikirlerini destekleyen performanslar sergileme, onay alma ihtiyacı hissetme gibi bazı davranış örüntülerinin ortak olduğu tespit edilmiştir. Yanı sıra bu kişilerde kaygı bozukluğu, özgüven eksikliği, depresyon gibi bulgular da baş göstermekte ve karamsarlık, korku, öfke, kıskançlık, suçluluk, yalnızlık gibi duyguları yaşama sıklıklarının diğerlerine oranla görece yüksek olduğu ifade edilmektedir.

Elbette her birimiz, kendi başarı ve becerilerimizi sorguladığımız dönemlerden geçeriz ancak bu sorgulamaların sonucu bizi hedef haline dönüştürüyorsa ve eylemlerimiz ile başarılarımız bizden bağımsızmış gibi algılanıyorsa, biraz durup düşünmek yararımıza olabilecektir. Bu noktada, bir meslek ve disiplin olarak bireyi “biricik” olarak ele alan sosyal hizmete ve sosyal hizmetin güçlendirme yaklaşımına atıfta bulunmak gerekecektir. Zira güçlendirme yaklaşımı; eleştirel düşünme, kendine güven duyma, kendi haklarının savunucusu olma, kendini suçlamaktan vazgeçme, değişim için kişisel sorumluluk alma gibi nitelikleri müracaatçılara kazandırmayı hedefleyen kuramsal bir perspektiftir. Yaklaşımdaki asıl amaç, kendine güvenen “güçlü” bireylerin oluşmasına katkı verebilmektir (Akt., Erbay, 2019). Çoğu içselleştirilmiş sorun gibi, sahtekârlık fenomeninin etkisinden çıkabilmenin de ilk adımı bunun gerçekten bir sorun olduğunu fark edebilmektir. Kendimizle ilgili olumsuz düşünceleri gözden geçirmek, yeterince iyi olmayan yönlerimize takılmak yerine pozitif ve güçlü yanlarımızı geliştirmek için çaba sarf etmek, yakın çevremizin görüşleri dinlemek ve inançlarımızı yeniden çerçevelemek, iyileşmek noktasında bize yardımcı olabilecektir. Daha kapsamlı bir destek görmeye ihtiyaç duyulması hâlinde ise bir ruh sağlığı uzmanından destek almak elzemdir.

“Başarılı olmak için çaba gösterirsen, şans zaten seninledir. Tembeller için ise şans diye bir şey hiç var olmamıştır.” Montesquieu

  KAYNAKÇA

Baranowsky, A., Mccarrey, M., Parent, C., Schindler D. ve September A. N. (2001). The Relation Between Well-Being, Impostor Feelings and Gender Role Orientation Among Canadian University Students. The Journal of Social Psychology, 141(2), 218-232.

Clance, P. R. ve Imes, S. (1978). The Imposter Phenomenon in High Achieving Women: Dynamics and Therapeutic Intervention. Psychotherapy: Theory, Research & Practice, 15(3), 241- 248.

Erbay, E. (2019). Güç ve Güçlendirme Kavramları Bağlamında Sosyal Hizmet Uygulaması. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi19(42), 41-64.

Kolligian, J. ve Sternberg, R. J. (1991). Perceived Fraudulence in Young Adults: Is There an “Impostor Syndrome?”. Journal of Personality, 56(2), 308-326.

Alexander, J. ve Sakulku, J. (2011). The Impostor Phenomenon. International Journal of Behavioral Science, 6(1), 73-92.

GÖRSEL KAYNAKÇA

https://tr.pinterest.com/pin/20688479528361936/ adresinden erişilmiştir.

https://tr.pinterest.com/pin/48976714686883078/ adresinden erişilmiştir.

 

Münire AKYÜZ

Yüksek Lisans Öğrencisi / Sosyal Hizmet Uzmanı

Bugüne Kadar Toplam 188 Görüntülenme, (Bugün) 1 Görüntülenme