Uzaklara Giden Babalar

“Babanın rolü, yüz öğretmeninkine bedeldir. (George Herbert)

“Babam; ağabeyim, kardeşim, arkadaşım…” demiş Nazım Hikmet bir şiirinde babası için. Bir babanın çocuk açısından ailedeki yerini özetliyor bu mısra. Çocukken sorarlardı, “anneni mi daha çok seviyorsun, yoksa babanı mı?” diye. “İkisini de” derdik. Ama ikisinden biri olmayınca bir şeyler yarım kalıyor.

İşte bazı çocuklar da, babalarına en ihtiyaç duyduğu dönemlerde onlar olmadan yaşıyor, özlemeyi daha küçük yaşlarda öğreniyor.

Çocukluk döneminde babaları çok uzaklarda çalışan çocukların yarım kaldıkları ve annenin üstlendiği iki ağır ebeveyn rolünü yakından gözlemleyen bir çocuk olarak size bu konudaki gözlemlerimi aktarmaya çalışacağım.

‘Babalı büyüyen çocuklardan değilim. Bu yüzden, bir çocuğun babasını günlerce belki de aylarca görmeme durumunu duyduğumda üzülüyorum. Benim babam şoför olduğu için yani işi gereği öyle sık sık eve gelen bir ebeveyn değildi. İşinden dolayı hiçbir özel günümüzde de maalesef bulunamadı. Anne figürü hem kendi sorumlulukları hem de babanın yapması gereken her şeyi yapardı. Sürekli çalışan üstelik uzaklarda çalışan bir baba olunca birçok alanda yaşanılan eksiklikler belli bir zaman sonra kendini göstermeye başlıyor. Özellikle baba figürünün eksikliği ileride çocuğun, endişeli, güvensiz ve ikili ilişkilerde bağlanma problemi yaşayabileceğini gösteriyor. Çocuk için güç sembolü olan babanın bu gücünü arkasında hissetmeyen çocuklar kendilerini hiçbir zaman güvende hissedemiyor. Bu nedenle de bu eksiklik ilerleyen yaşlarda ortaya depresyon, boşluk hissi, sorunlarla başa çıkmakta zorluk yaşamak gibi problemler olarak çıkıyor. Ayrıca ikili ilişkilerin kurulmasında da babanın varlığı büyük önem taşıyor.

Çocuklar doğdukları ilk andan itibaren annelerine olduğu kadar babalarına da ihtiyaç duyarlar. Günümüz ekonomik şartları babalarla çocukları ister istemez birbirinden uzak tutuyor. Baba evde az vakit geçirdiğinde ise ailede otorite boşluğu meydana geliyor. Anne bu sefer hem çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılıyor hem de babanın vazifelerini yerine getirmeye çalışıyor. Bu olumlu bir davranış gibi gözükse de çocuklarda nevroza (sürekli huzursuzluk duygusu eşliğinde bedensel ve toplumsal işlevlerde aksamalara yol açan ruhsal bozukluk) sebep oluyor. Çünkü anne, bir taraftan çocuğun saçını okşuyor, arkasından bir kurala uymadığı için kafasına vuruyor. ( en azından bizde durum böyleydi

Bu konularla ilgili sizlere ilk olarak söylemek istediğim şey; çocuğunuzun hayatında fiziksel varlığınız değil, ruhsal olarak ne kadar yer edinebildiğiniz önemlidir

Peki, bu durumu sağlayabilmek için ne yapmalısınız? Burada değerli olan, çocuğunuzla geçirdiğiniz zamandır. Kısıtlı geçirdiğiniz zamanda, bütün algınız ve zihniniz çocuğunuza dönükse ve o geçirdiğiniz zaman dilimini, yalnızca sizin ya da yalnızca çocuğunuzun yönetiminde olmadan anı paylaşarak inişli-çıkışlı; oyunuyla, sorumluluklarıyla ya da yaşamın gereklilikleriyle paylaştığınız zaman, zaten çocuğunuzun hayatında önemli bir yer edinirsiniz. Unutmayın ki; çocuğunuzun hayatında, anne- baba olarak her zaman birinci kişi sizsiniz. Çocuğunuza dürüst davranın. Ön hazırlık yapmadan çocuğun hayatından aniden kaybolduğunuz zaman, dürüst olmadığınız zaman, çocuğunuzun size güvenmesi gibi bir şey söz konusu değildir.  Her gün baba ile çocuğun görüntülü ya da sesli konuşabilmesi için mutlaka bir telefon görüşmesi ayarlamaya çalışın. Böylelikle, evin içerisinde, babanın varlığını da devam ettirmiş olursunuz. Zaten içinde bulunduğumuz teknoloji çağında bu en büyük avantajdır. Bizde durum böyle değildi mesela şu anki çocuklar bu açıdan çok şanslı. Ama yaşımız kaç olursa olsun yine de etkilerini görüyoruz. Sizde çocuk ile ilişki kurmak için büyümesini beklemeyin. Birlikte zaman geçirmeye ne kadar çabuk başlarsanız aradaki ilişki o kadar güçlenecektir. Mesela babam hala bizi, bırakıp gittiği yaşta sanıyor. Karşıdan karşıya geçerken bile elimizi tutar hala. Onların da eksik kalıp yaşayamadığı birçok babalık rolü var tabii. Ebeveynler çocuklarını koşulsuz severler. Ancak çocuklar bunu anlamak için duymaya, hissetmeye ihtiyaç duyarlar. Çocuğunuza duyduğunuz sevgiyi göstermekten çekinmeyin. Araya ne kadar mesafe girerse girsin o sevgiyi gösterin. Araya giren mesafeler dışında bir de siz çocuğunuzla aranıza mesafe koyarsınız dağlar aşıp gelseniz bile çocuğunuzla olan aranızdaki dağları aşmanız için zaman çok acımasızca davranır.’

G.İrem KUMRU

Okul Öncesi Öğretmeni