Bu Yazıyı Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakikadır.
Siyasal tutumları bir kenara koyarak insan hakları perspektifinde yaklaşarak…
Eğitim, sağlık, savaşlar ve kültürel nedenler insanların göç etmesine yol açar. Hiç şüphesiz ki bu göç hareketi sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitsel sorunları da beraberinde getirir. Özellikle savaşlar nedeniyle göç eden ailelerin, bilhassa çocukların, bu olgudan yaşamları boyunca her boyutta olumsuz etkilendiği söylenebilir. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada 2018 yılı sonu itibarıyla 79,5 milyon zorla yerinden edilmiş insan; 26 milyon mülteci; 45,7 milyon kendi ülkeleri içinde yerinden edilmiş kişi; 4,2 milyon ise sığınmacı tespit edilmiştir. Bu rakamlar küresel bir göç hareketi istatistiklerinden sadece bir kısmıdır (Baysal ve Çi̇mşi̇r, 2020).Dünya genelinde neredeyse her ülke göç almaktadır. Özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında toplu nüfus hareketleri olmuş, göçmen nüfusu son 50 yılda hızlı bir artış göstermiştir. Nitekim Birleşmiş Milletler verilerine göre göç hareketi, son 20 yıldaki hızıyla artmaya devam ederse, dünyadaki uluslararası göçmenlerin sayısının 2050’de 405 milyona ulaşması beklenmektedir. Türkiye de, coğrafi konumu itibariyle göçmenlere kapılarını açan, ihtiyaç duyanları koruma altına alan ve dünya kamuoyu tarafından da saygı duyulan köklü bir göç geleneğine sahiplik etmiş bir ülkedir. 2017 yılı sonunda Türkiye, mülteci nüfusunda %21’lik bir artışla yılın başında 2,9 milyondan sonunda 3,5 milyona kadar dünyanın en fazla mültecisine ev sahipliği yapan ülke olmaya devam etmiştir. Türkiye’de barındırılan toplam mülteci nüfusu Suriyelileri (3.424.200), Iraklıları (37.300), İranlıları (8.300) ve Afganları (5.600) içermektedir. Dolayısıyla Türkiye’de çok fazla yabancı uyruklu insan yaşamakta ve okul çağındaki birçok yabancı uyruklu öğrenci de okullarda eğitim görmektedir (Baysal ve Çi̇mşi̇r, 2020). Türkiye’de bulunan Suriyeli öğrencilerin eğitime erişim sağlama oranı giderek artmakta, 2014- 2015 eğitim-öğretim yılında %30.42 oranında eğitime erişim sağlayan Suriyeli öğrenci varken 2019-2020 eğitim-öğretim yılında bu oran %63.29’a ulaşmıştır (Aktan ve Bi̇len, 2020).

Savaştan kaçarken daha iyi bir yaşam koşullarına ulaşmak isteyenler, göç edilen ülkelerde arzuladıklarına ulaşabilmek için karşılarına dil, din, ırk, kültür, gelenek ve sosyo-ekonomik durum gibi engellerle karşılaşmaktadırlar. İnsan üzerinde sarsıcı, karmaşık etkileri olan göç olgusunun çocuklardaki etkisi, yetişkinlere oranla daha hasar verici seviyede olabilmektedir. Suriyeli çocukları etkileyen hayati öneme sahip risklerden en önemlisi ise eğitim süreçlerine dâhil olamama, dâhil olunduğu durumdaysa uyum sağlayamama sorunudur (Aslan, 2020). Özelde Suriyeli genelde ise yabancı uyruklu öğrenciler farklı etnik ve kültürel yapılarından dolayı okula uyum sorunu yaşamaktadır. Eğitim ortamında ve sosyal ortamlarda çocuklar, çoğu zaman dil ve iletişim problemleri yaşamaktadır. Savaş ve göç sürecinde anksiyete, travma, güvensizlik, kötü sağlık koşulları, depresyon, aşırı uyarılmışlık gibi olumsuz yaşantılar bilişsel süreçlerini olumsuz etkilemekte ve akademik başarılarını düşürmektedir. Ayrıca aileler de zor yaşam koşulları sebebiyle çocukların eğitimlerine yeterli destek olamamaktadır (Baysal ve Çi̇mşi̇r, 2020).

Eğitim; bireyi, belli amaçlar doğrultusunda şekillendiren, onu hayata hazırlayan, kendine yetebilecek ve kendini gerçekleştirebilecek (sosyal, ruhsal, kültürel, bilişsel ve fizyolojik açıdan) tam bir iyilik hali yaratmayı amaçlayan, kişilik gelişimlerine yardım eden, bireyleri yetiştiren süreçleri içermektedir. Günümüz dünyasında evrensel bir insan hakkı olarak algılanan eğitim, Suriyeli çocukların gelecekleri ve ülkeye uyum süreçleri açısından da son derece önemlidir. Zorunlu göçe maruz kalan çocukların eğitimi, onların içinde yaşadıkları topluma katılımlarını sağlama ve yeni ülkeye aidiyet geliştirme bağlamında hayatî işlevlere sahiptir. Doğal ya da insan kaynaklı afetlerden etkilenen nüfus için güvenli alan, beslenme, barınma ve sağlık hizmeti almak temel ihtiyaçlardır. Eğitim ise çocukların hayatlarında normalleşmeyi sağlar, travmayı aşma gücünü destekler ve güçlendirir. Göç etmiş olan çocuklar için okula ve eğitime devam etmeleri bu nedenlerle elzemdir. Eğitime devam edenlerin sürekliliğinin sağlanması ile eğitime devam etmeyenlerin eğitim sürecine dâhil edilmesi, çocukların hayata tutunmasını ve toplum içerisinde onurlu bireyler olarak yer edinmelerini sağlayacaktır (Kılıç ve Özkor, 2019;Akt., Aslan, 2020). Şuan içinde bulunduğumuz pandemi nedeniyle eğitimin yüz yüze yapılamaması ise okulun iyileştirici etkisini büyük oranda düşürmektedir. Çocukların eğitime devamlılığının sağlanması ise ülkemizdeki her vatandaşın sorumluluğudur.

KAYNAKÇA :

  1. Aktan, L. ve Bi̇len, E. (2020). Eğitimin Milliyeti: Mülteci Öğrenciler ve Türkiyeli Öğrencilerin Kademelere Göre Değişen Öğrencilik Deneyimleri. Çocuk ve Medeniyet, 5 (9), 159-180 .
  2. Aslan, A. (2020). Suriyeli Öğrencilerin İkincil Sosyalleşmeleri Bağlamında Okulun İşlevleri: Çarşamba Örneği. Anadolu Eğitim Liderliği ve Öğretim Dergisi, 8 (1), 42-58.
  3. Baysal, Z. ve Çi̇mşi̇r, S. (2020). Türkiye’ye Göç ile Gelen Uluslararası İlkokul Öğrencilerinin Kendi Perspektiflerinden Okulda Arkadaşlarıyla Yaşadıkları Sorunlar ve Çözüm Önerileri. Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 3 (2), 71-87.

Büşra Yılmaz

Psikolojik Danışman

Bugüne Kadar Toplam 869 Görüntülenme, (Bugün) 2 Görüntülenme